Sözer AKYILDIRIM

Sözer AKYILDIRIM

[email protected]

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİNİN 100.YILI

23 Ağustos 2021 - 22:07

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİNİN 100.YILI

Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ

30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti’nin imzaladığı Mondros mütarekesiyle, Osmanlı
ülkesi fiilen işgal edilmekteydi; ordu ve donanma silahsızlandırılıyor, bütün savunma
tesisleri, taşıt ve haberleşme araçları yabancı denetimine alınıyordu. Galip devletlerin
donanmaları İstanbul limanına girmiş, yabancı askerler ve komutanlar yönetimi ele
almıştı. Fransız generali Franchet d’Esperey, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’a girişini
taklid ederek beyaz bir atın üzerinde şehre girmiştir. ABD Başkanı Wilson’un 8 Ocak
1918’de ilan ettiği bildirisinin (on dört ilke) 12. Maddesinde Osmanlı Devleti’nin Türk
olan bölgelerinde Türklere egemenlik hakkı tanınması gerektiği açıklanmış, İngiltere
başbakanı Lloyd George da İngiltere Parlamentosu’nda bu doğrultuda bir konuşma
yapmıştı. Osmanlı Devlet adamları bu ortamda elverişli koşullarla bir anlaşma
yapılabileceğini düşündüler. Mondros’ta yapılan görüşmeleri itilaf devletleri adına
yürüten İngiliz amirali Galthorpe, çok ağır koşullar içeren bir anlaşma önerisiyle geldi.
Osmanlı delegeleri, bu koşulları yumuşatmaya çalıştılar. Ne var ki,30 Ekim 1918’de
amiral Galthorpe,bir ültimatom vererek anlaşmanın hemen imzalanmasını istedi.
Osmanlı delegeleri Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kaldı.31 Ekim 1918’de
de tüm cephelerde ateşkes uygulanması başlandı. Ateşkes, Türk hükümetini,
müttefiklere boğazları açmak, orduyu silahsızlandırmak, donanmayı düşmana terk
etmek, henüz işgal altında olan Arap bölgelerini boşaltmak ve bundan sonraki askerî
harekât için -özellikle Sovyet Rusya’ya karşı- kendi topraklarını serbest tutmak
yükümlülüklerini getiriyordu. Mondros anlaşması, müttefiklere, güvenlikleri tehlikede
olursa, Türkiye’nin bütün stratejik noktalarını işgal etmek, demiryollarında ve
limanlarda denetim subayları bulundurmak hakkını veriyordu. Mustafa Kemal
Osmanlı devletinin içine düştüğü aczi şöyle anlatır :1919 senesi Mayısının 19’uncu günü
Samsun’a çıktım. Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harbi Umumide mağlup
olmuş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şeraiti ağır, bir mütareke imzalanmış.
Büyük Harbin uzun seneleri zarfında, millet yorgun ve fakir bir halde. Millet ve
Memleketi Harbi Umumiye’ ye sevk edenler, kendi hayatları endişesine düşerek,
memleketten firar etmişler. Saltanat ve hilafet mevkiini işgal eden Vahdettin, mütereddi,
şahsını ve yalnız tahtını temin edebileceğini tahayyül ettiği deni tedbirler araştırmakta.
Damat Ferit Paşanın riyasetindeki kabine; aciz, haysiyetsiz, cebin, yalnız padişahın
iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını vikaye edebilecek herhangi bir vaziyete razı.
Ordunun elinden silah ve cephanesi alınmış ve alınmakta…İtilaf Devletleri, mütareke
ahkamına riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile, İhtilaf donanmaları ve askerleri
İstanbul’da. Adana vilayeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap, İngilizler tarafından işgal
edilmiş. Antalya ve Konya’da, İtalyan kıtaatı askeriyesi; Merzifon ve Samsun’da İngiliz
askerleri bulunuyor. Her tarafta, ecnebi zabit ve memurları ve hususi adamları
faaliyette. Nihayet, mebdei kelam kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel,15 Mayıs 1919
da ihtilaf Devletlerinin muvafakatiyle Yunan ordusu İzmir’e ihraç ediliyor.

MUSTAFA KEMAL ANADOLU KARASINDA:
Mustafa Kemal’in en tedirgin geçen günleri, İstanbul’dan Samsun’a kadar süren deniz
yolculuğu olsa gerektir. Onu İstanbul’dan Sinop’a tehlikeler içinde ulaştıran Bandırma
vapuruna, Sinop’tan tekrar, âmâ istemeyerek binmiştir. Çünkü karadan Sinop’tan
Samsun’a gidebilmek için ne yol ne vasıta vardı. Vapur Samsun’a varabildiği zaman
hem tehlikeler arkada kalmış hem fırtınalı deniz yatışmıştı. Bindiği kayıktan Anadolu
karasına o zamanki dar, uzunca iskele dilinde,19 Mayıs 1919 sabahı saat 7’de, puslu bir
havada ayak bastı sırada Mustafa Kemal 38 yaşındaydı. Anadolu karasına ayak basışını
n güvendiği arkadaşlarına gene Samsun’dan duyurdu. Erzurum’da XV. Kolordu
Kumandanı Kazım Karabekir’e, Ankara’da xx. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa’ya
yazdığı şifreler, onun bu topraklarda yalnız kendisine verilen dar görev için gelmediğini,
kafasındaki niyetleri, üstü kapalıda olsa yansıtır.
Mustafa Kemal hayatında, hepsi de halkın çocukları olan binlerce, on binlerce askere
kumanda etmiştir. Ama asker başka halk başkadır. Asker’e emredilir. Halkı ise
inandırarak kazanmak lazımdır. Kaldı ki 1919 Anadolu’sunda, halk bitkindir.
Bezgindir. Yıllar yılı ardı arkası kesilmeyen savaşlardan, isyanlardan, karşılıklardan,
eşkıyalıktan bıkmıştır. Yemen’den, Basra’dan, Trablus’a, Arnavutluk’a, Kürt içlerine
kadar yalnız onu, Anadolu ve Rumeli’nin Türk halkını harcamışlardır. Mustafa
Kemal’in Havza’da yol kenarındaki tarlasında çift süren bir köylüyle konuşması,
oldukça manalıdır:
‘’-Hemşeri! Düşman Samsun’a asker çıkaracak. Belki buraların hepsini ele geçirecek.
Sen ise rahat, toprağı sürüyorsun ?..
---Paşa, Paşa! Sen ne diyorsun. Biz üç kardeştik. İki de oğul vardı. Yemen’de, Kafkas’ta,
Çanakkale’de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Ben de yarım adamım. Evde 8 öksüz ile
yetim, üç dul kalmış kadın var. Hepsi benim sapanımın ucuna bakarlar. Şimdi benim
vatanım da yurdum da aha şu tarlanın ucu. Düşman ora gelinceye dek ben den hayır
bekleme…’’
Ama ne var ki gene de Anadolu halkına baş vurmak gerekmektedir. Bu iş ise artık,
ancak onu kazanmakla olabilir. Mustafa Kemal işte bunun için yola çıkmıştır. Bütün
ümidi de bu yorgun çilekeş halktır.
İngilizler İstanbul’daki kukla hükümete baskı yapar ve Mustafa Kemal 9.Ordu
Müfettişliğinden alınır. Askerlikten istifa eder. Gerçeklikten uzaklaşmadan, hayale
kapılmadan, büyük bir sabırla, bütün Anadolu’yu yurtseverlik ve bağımsızlık bayrağı
altında toplamaya koyulur
Erzurum Kongresi’ni daha kapsamlı Sivas Kongresi izleyecektir. Kurulmuş olan Redd-i
İlhak ve Müdafaa-yı Hukuk dernekleri ‘’Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk
Dernekleri’ ’adıyla tüm yurdu kucaklayan tek bir dernek olarak örgütlenir. M. Kemal
Temsil heyeti Başkanlığına seçilir.
Heyet 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelir ve halkın büyük gösterileriyle karşılanır.
Tımes gazetesi Türk kıpırdanışını şöyle karşılar. ‘’Bütün cihanın kuvvetine karşı milli
bir hareket yaratmak…Ne çocukça bir hayal ‘’Yazar Refik Halit Karay, Millî
Mücadele’nin başlamasını alayla karşılar:
‘’…Bir patırtı, bir gürültü. Beyannameler, telgraflar…Sanki bir şeyler oluyor, bir şeyler
olacak…Ayol şuracıkta her işimiz, her kuvvetimiz meydanda. Dört tarafımız açık.
Dünya vaziyetimizi biliyor. Hülyanın, blöfün sırası mı? Hangi teşkilat, hangi kuvvet,

hangi kahraman? Hülyanın bu derecesine, uydurmasyon bu şekline ben de
dayanamayacağım. Bari kavuklu gibi bende sorayım:
--Kuzum Mustafa, sen deli misin?
Elde avuçta hiçbir şey yokken, emperyalizme, galip devletlere, Yunan ordusuna,
Ermenilere, Pontus çetelerine karşı silahlı mücadeleye girişmeyi çılgınlık sayanlar
çoktur. Silahsızlandırılmış Türk ordusunun bu tarihteki gücü, o da kâğıt üzerinde 35-40
bin kişidir. Oysa Türkiye’deki silahlı işgalcilerin sayısı giderek 400.000 kişiyi bulacaktır.
Yoksul, bitik Anadolu,400.000 işgalciyi ve on binlerce silahlı-silahsız haini yenmeyi
başaracaktır. Millî Mücadele işte bu mucizenin, bu onurlu çılgınlığın adıdır.

ANADOLU İSYANLARI:
1919 ortalarında ilk belirtilerini veren; 1920 için çok tehlikeli boyutlar alan iç isyanlar,
Millî Mücadele tarihimizin en üzücü bunaltıcı olaylarıdır. Zaman olmuştur ki bu
isyanlar, Millî Mücadele’nin kaderine ve liderinin ruh hallerine, denebilir ki yabancı
işgal ve istilalardan daha sert etkiler yapmak istidanı göstermişlerdir. Çünkü yabancı
düşman istilaları, milli varlığa karşı açık ve tartışma götürmez saldırılardır. Hâlbuki
isyanlar, milli yapıdan gelen ve çok çeşitli sosyal ve psikolojik, sebeplerle meydan alan
tepkilerdi. Bunlarla mücadele, bazen, halka karşı silahlı mücadele şeklini alıyor ve
toplumun bazı çevrelerinde elbette ki hoş görülmüyordu. Milli harekete ve hükümete
karşı patlayan bu irili ufaklı isyanlar 60 kadardır. Fakat bunlardan özellikle Marmara
bölgesi, Sakarya, Bolu- Gerede olaylarını; Ankara’nın batısında çıkan ve Ankara
ufuklarına yayılan Nallıhan, Beypazarı ayaklanmalarını; Yozgat, Konya isyanlarını, en
önemli ve tehlikeliler olarak saymak doğru olur. İsyanların temel ve üst nedenleri
üzerinde durmadan önce, bunlara kronolojik, yani zaman içinde akışları açısından göz
gezdirmek yararlı olacaktır. Millî Mücadeleye sekte vuran bu isyanların önemlileri
sırasıyla Anzavur, Çerkez Ethem, Marmara ve Sakarya isyanlarıdır.
Anadolu’da 1920 yılı içinde patlayan ve Çanakkale yakınlarında başlayarak Marmara,
Sakarya bölgeleri, Bolu havalisi, Ankara kuzeybatısı, Çerkeş ve nihayet Yozgat, Zile,
Tokat, Sivas istikametine kadar yayılan isyanlardan başka Anadolu bazı iç isyanlara
daha sahne olmuştur. Bunların içinde Mudurnu, Mihaılçık , Sivas’a tabi Yenihan (14
Mayıs 1920 ) Erbaa (6Eylül 1920), Viranşehir (24 Ağustos 1920 ),Çivril (23 Haziran
1920 ) Konya (1 Ekim 1920 ) isyanlarını da işaret etmeliyiz.
Bunlardan Konya isyanı hayli önemlidir. Delibaş isminde biri, başına topladığı bazı
asker kaçaklarıyla 2 Ekim 1920’de önce Çumra’yı bastı. Ertesi gün de Konya’ya girdi.
Karaman’da karışıklık başladı. Konya Valisi Haydar Bey ve kumandan Avni Paşa pek
zayıf bir askeri kuvvetle Alaettin tepesinde cephe tuttular. Bir kısım halk asilere katıldı.
Konya havalisinde isyancılar destek buldular. İki buçuk gün sonra Alaettin
tepesindekiler teslim oldular. Delibaş hükümete el koydu. Akşehir’de isyanın etkisi
altına girdi. Ilgın karıştı. Karaman fiilen isyan bayrağı açtı. Ankara’dan Refet Beyle,
Kütahya ve Adana cephelerinden çekilebilen az sayıda kuvvetler, 1 Ekim Konya’ya
girdiler. Ilgın, Kadıhanı, Çiğil ve Yalvaç’taki asiler şiddetle cezalandırıldılar.
Seydişehir’deki asiler temizlenebildiler. Delibaş Konya’dan kaçarak Mersin
mıntıkasındaki Fransızlara katıldı. Fakat bir fedai tarafından öldürüldü.31 Ekim isyanı
tamamen bastırıldı ve suçlular cezalandırıldılar. Bunlardan başka ikinci Nuhveren ,
ikinci Düzce, İkinci Bozkır isyanı vesaire gibi ayaklanmalar olduysa da bunlar
genişleyemediler.1920’den ve Çerkez Ethem tasfiyesinden sonra Milli İstiklal Savaşı
süresince önemli bir iç ayaklanma olmadı. Fakat 1920’de olan iç ayaklanmaların,

Ankara’yı ve Mustafa Kemal’i, zaman zaman hatta düşman istilasından daha çok
üzdüğünü ve yeni idareye çok sıkıntılı günler geçirttiğini asla unutulmamalıdır.
DÜZCE İSYANINA KISA BİR BAKIŞ:
2 Mayıs 1920 günü, Ankara’ya karşı ayaklanan Düzce asileri Bolu’ya yürüdüler. Bu
saldırıya Bolu ve Düzce’ye yakın bazı köyler de katılmıştı…3 Mayıs sabahı her taraftan
şehre saldırdılar…Binbaşı İhsan Şehit oldu…Birkaç çapulcu koşuşarak onu soydular,
şehidi çıplak halde sokak ortasında bıraktılar…Ellerine geçirdikleri askerleri, eski lise
binasının kırık camları ile kestiler ve korkunç işkencelerle öldürdüler…Bolu’da kalan
(Devrekli) Abdülkadir adında çok genç bir subayı da soyarak ve işkence yaparak Bolu
sokaklarında dolaştırdılar. Bıçakla vücudunu delik deşik ettiler ve belediye önüne
attılar. Zavallı genç subayın çok yarası vardı ama ölmemişti. Ertesi gün subayın
kıpırdadığını pencereden gören bir doktorun hanımı kocasına haber verdi. Doktor,
sabahın tenhalığından faydalanarak subayı memleket hastanesine kaldırttı. Fakat
kudurmuş asiler durumu öğrendiler ve birkaç melun derhal hastaneye gelerek subayın
boynuna bir ip geçirdiler ve sokaklarda sürükleyerek öldürdüler ve ‘’ve işte
Şeyhülislamın fetvasının hükmü yerine geldi ‘’diye bağırdılar.

SERV ANTLAŞMASI:
İç Savaşta (1919 güzünden 1920 güzüne kadar süren isyanlar) Anadolu insanı birbirini
boğazlarken, dış siyasette önemli gelişmeler oluyordu. İhtilaf temsilcileri birçok
toplantıdan sonra Osmanlı barış antlaşmasına İtalya’nın San Remo kentinde son
biçimini verdiler (24 Nisan 1920). Bundan sonra Osmanlı hükümetinden Barış
Konferansına temsilcilerini yollamasını istediler. Tevfik Paşa başkanlığında bir heyet
Paris’e gelip antlaşma taslağını teslim aldı (11 Mayıs). Tevfik Paşa metni okuyunca
perişan oldu. Merkezde gönderdiği telde, antlaşmanın değil bağımsızlık, devlet
kavramıyla da bağdaşmadığını bildirdi. Vahdettin Dahil, bütün ülke mateme boğuldu.
Sevr bir antlaşma değil, bir toplumu bulunduğu coğrafyadan silme itirafıdır. Tarih
bugüne kadar böyle bir antlaşmaya tanıklık etmedi bu antlaşma sadece Türkiye için
değil bütün dünya için ibret alınacak bir belgedir. Sevr; bir çöküş, bir bozulma, bir yok
oluş belgesi olarak tarihimizin en acı sayfaları içinde lekeli bir yer edinmiştir. Sevr,
Türkleri yok etmenin haritasıdır.10 Ağustos 1920’de Sevr (Sevres)Antlaşması Osmanlı
temsilcileri Rıza Tevfik, Reşat Halis ve Hadi Paşa tarafından Paris Barış Konferansında
imzalandı. Bu belki de Türk tarihinin en karanlık anıdır. Kurtuluş Savaşında kazanılan
zaferle Türkleri kılıçlarının zoruyla Sevr’i parçaladılar, Lozan’ı elde ettiler.

ENVER PAŞA TÜRKİYE SINIRINDA:
Enver Paşa, Moskova’da toplanacak İslam İhtilal Cemiyetleri Kongre veya
Konferansına delegeler getirmek için gittiği Berlin’deyken, Anadolu’ya geçmek
görüşünü Halil Paşa’ya 5 Kanunuevvel (Aralık )1920 tarihli mektubunda açıklar. Enver
Paşa’nın Anadolu’ya geçmek niyet ve hazırlığı haberi, etrafa çabuk yayıldı Enver
Paşa’nın hareketleri Ankara tarafından dikkatle izlenmekteydi. 1921 yılı bu şartlarda
başlıyordu. Eskişehir bozgunu ve Sakarya öncesi Enver Paşa Batum’a Türkiye sınırına
varmıştır. Enver Paşa trenle ve yanında Dr. Nazım olduğu halde Moskova’dan hareket
etmiştir. O zamanın yolculuk şartları içinde nihayet Batum’a varmıştır. Batum’da
yapılacak işleri vardır. Türkiye’ye geçme işleri düzenlenecektir. ’’Türkiye Halk Şuralar
Fırkası ‘’Kongresi toplanacaktır. Anadolu’ya, bu partinin programı ile girilecektir.

Ama ne var ki artık hem Anadolu’nun kaderini hem Enver Paşa’nın yolunu değiştiren
bir hadise olmuştur. Anadolu’da Mustafa Kemal, 23 Ağustos’ta başlayıp ,12 Eylül
1921’de biten, yani 22 gün 22 gece süren kader tayin edici Sakarya Muharebesini
kazanmıştır. Anadolu mücadelesinin sonu, artık belli gibidir. Ve Anadolu’da bir Enver
Paşa müdahalesine, artık zemin kalmamıştır. Enver Paşa, bu olayın manasını birden
değerlendiremez. Teşebbüslerini sürdürür.
Enver Paşanın Anadolu’ya girmek ümidini kıran, asıl Sakarya Zaferi olmuştur.
Sakarya’yı kazanan bir Mustafa Kemal’e ve Ankara Hükümetine karşı artık hiç kimse
ve hiçbir sebeple baş kaldıramazdı. Kaldı ki Ruslar da bu zaferden sonra Ankara’yı,
artık açıkça ve tek muhatap olarak tutmak realitesini değerlendirebilmişlerdir.
Ankara’ya bu defa daimî ve resmi bir Elçilik Heyeti gönderdiler (Aralov heyeti).
Ankara’da Sefarethane kurmuşlar, BMM Hükümetini, muhatap devlet olarak
tanımışlardı.
TBMM HÜKÜMETİ VE DIŞ İLİŞKİLER:
TBMM hükümetinin ilk askeri başarısı, Kazım Karabekir Paşa komutasındaki
birliklerin Sarıkamış, Kars ve Gümrü’yü Ermenistan’dan geri alması olmuştu. (Kasım
1920) Ateşkes ’ten hemen sonra imzalanan ‘’Gümrü Barış Anlaşması ‘’ (Aralık 1920)
ise, hem Doğu’daki Türk Birliklerinin serbest kalmasını sağlıyor, hem de TBMM’nin
taraf olduğu ilk uluslararası anlaşma oluyordu.

TÜRK SOVYET İLİŞKİLERİ:
Brest- Litovsk anlaşmasından sonra İstanbul’daki Osmanlı hükümeti ve Ankara’daki
Büyük Millet Meclisi ile S.S.C.B ile dostluk ilişkileri kurdular. S.S.C. B; Misakı Millîyi
kabul ettiğini ilan etti (3 Haziran 1920). Büyük Millet Meclisi hükümetiyle S.S.C.B
arasında Moskova Dostluk antlaşması imzalandı (16 Mart 1921). Moskova ve
Ankara’da karşılıklı olarak elçilikler kuruldu. Ankara hükümeti Moskova’ya Ali Fuad
Paşa’yı, S.S.C.B.de Ankara’ya M.Budu Medivani’yi elçi olarak gönderdiler. Türk
Kurtuluş Savaşının başarıyla sonuçlanması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından
sonra da S.S.C.B ile Türkiye arasındaki dostluk devam etti.
Sakarya zaferinde Sovyet Rusya’nın yaptığı siyasal, parasal ve askeri teknik yardım da
önemli rol oynamıştı. Mustafa Kemal, zafer, zafer dolayısıyla Millet Meclisinde 19 Eylül
1921’de yaptığı uzun bir konuşmada, Sovyet halkının bugün, yarın ve her zaman
Türkiye’nin dostluğuna güvenebileceğini özellikle belirtti. Aralık 1921 ile Ocak 1922
arasında Frunze’nin Türkiye’ye yaptığı ziyaret bu dostluğun etkileyici bir göstergesi
oldu. Frunze, TBMM’sinde bir konuşma yapmak ve cepheyi ziyaret etmek üzere
çağrılıydı. Frunze mecliste yaptığı konuşmada, Sakarya Meydan Savaşına bir kez daha
değindi. Sovyet insanlarının Yunan ilerlemesinden dolayı üzüntü duyduklarını, ama
Türk ordusunun günün birinde düşmana öldürücü yumruğu indireceğinden hiçbir
zaman kuşku duymadıklarını söyledi. Sakarya Meydan Savaşının, bu umudun gerçek
bir temele dayandığını şaşılacak kadar çabuk kanıtladığını belirtti. Frunze ,Türk
tarafının kendisine bildirdiği yeni savaş gereçleri isteklerini hükümetine olumlu görüşü
ile birlikte ulaştırdı. Türk hükümetine 1,1 milyon ruble verildi. Ziyaret ,2 Ocak 1922’de
Ukrayna Sovyet Cumhuriyeti ile Türkiye arasında Moskova anlaşması örneğine uygun
bir dostluk ve kardeşlik anlaşmasının imzalanmasıyla sona erdi.

HİNDİSTANDAN TÜRK KURTULUŞ SAVAŞINA DESTEK

Balkan Savaşı ve ardından 1. Dünya Savaşı'ndan sonra sömürge güçlerinin Türkiye'yi
parçalama girişimleri, 1915'te Güney Afrika';dan Hindistan';a döndükten kısa süre sonra
Gandi';yi, İngiliz hükümetine karşı meşhur İş birliği Yapmama Hareketi’ni başlatmaya
sevk etti.
Gandi, İngiliz Vali Lord Chelmsford'a yazdığı mektupta, İngilizlerin Türkiye'ye
muamelesini protesto etti ve Sevr Antlaşması'nın uygulanması halinde 1 Ağustos
1920'den sonra İş birliği Yapmama politikasının yoğunlaşacağı konusunda uyardı.
Ancak 1. Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri daha ileri gitti ve 19 Ağustos 1920'de
Osmanlı İmparatorluğu'nu Sevr Antlaşması';nı imzalamaya zorlayarak Türk
topraklarının büyük bir kısmını Fransa, İngiltere, Yunanistan ve İtalya';ya bıraktı,
ayrıca Osmanlı içinde geniş işgal bölgeleri oluşturdu.

Gandi, 1919-1931 yılları arasında yayınlanan haftalık İngilizce dergi Young India'nın
Haziran 1921 sayısındaki yazısında, Hinduları Türkiye';nin parçalanmasına karşı
oluşturulan harekete katılmaya çağırdı.
Gandi yazısında,Hindistan bugün hazır değil ancak eğer biz Türkiye'nin yok
edilmesine veya bizim boyun eğmemizi sürdürmek için ortaya çıkabilecek her komployu
boşa çıkarmaya hazırsak, mümkün olduğunca hızlı şekilde aydınlanmış şiddetsiz’lik
atmosferini muhafaza etmeliyiz. Bu, zayıfların şiddetsizliği değil, öldürmeyi hoş
görmeyen fakat hakikatin ortaya çıkması için seve seve ölecek güçlülerin şiddetsizliği.
değerlendirmesinde bulundu.
Londra, School of Oriental and African Studies (SOAS) Üniversitesinden Muhammed
Naim Kureyşi'nin aktardığına göre, Gandi, İngiliz genel valisine, bir Hindu olarak,
Türkiye üzerindeki onur kırıcı muamelelerden ötürü aşırı derecede yara alan
Müslümanların davasına kayıtsız kalamayacağını açıklayarak, Onların
(Müslümanların) üzüntüleri bizim üzüntümüz olmalı. ifadesini kullandı.
Gandi'nin de katılımıyla 23 Kasım 1919'da Delhi';de düzenlenen ;Tüm Hindistan Hilafet
Konferansı';nın ilk oturumunda, barış anlaşmalarını ve 1. Dünya Savaşının sona ermesi
kutlamalarını boykot kampanyası için karar alındı. Bu toplantının bir diğer önemli
sonucu, daha sonra ;Hindistan Ulusal Kongresi (Kongre Partisi) partisinin müttefiki
olarak önemli bir rol oynayan Müslüman alimlerin dini-politik organizasyonu
Cemiyyet-i Ulema-i Hind;in oluşmasıydı.
Bu hareketin Hindistan siyasetinde silinmez bir iz bırakan Türkiye'ye yardım etmek
için olduğuna inanan tarihçilere göre, hareket, insanların dini bağları bir kenara

bırakarak katıldığı, Pencap, Sind, Frontier, Bombay, Bengal ve Uttar Pradeş
bölgelerinin hepsini içeren tek Pan-Güney Asya hareketiydi.
Mumbai'deki Sonapur Camisi'nde 1919'da düzenlenen bir toplantıda, Hindu-Müslüman
birliğine, Türkiye'nin bağımsız bir ulus olarak muhafaza edilmesi için mücadele
edilmesini teklif eden Gandi ayrıca, Müslümanlardan davalarını kararlıca, korkusuzca
ama barışçıl bir şekilde dünyaya anlatmalarını istedi.
24 Temmuz 1923';te Türk halkının büyük bölümünü memnun eden Lozan Antlaşması
imzalandı.
Delhi'nin önde gelen üniversitelerinden biri olan Jamia Millia Islamia'den akademisyen
Benazir Banu'ya göre, Lozan Antlaşması, o zamanlar Türk direnişine verdiği destekten
dolayı İngiliz hapishanesinde tutulan Gandi tarafından verilen Hindistan'ın unutulmaz
kayda değer desteğiyle arka çıkılan Türklerin meşhur savaşlarının bir sonucuydu. Hint
ulusal Kongresi 27 Aralık 1921’de, İngiltere’nin Türkiye’ye yapılan haksızlığı ortadan
kaldırmaması halinde Hindistan’ın bağımsızlığını ilan etme korkutmasında bulunduğu
bir karar kabul etmişti. Yeni Delhi’deki İngiliz Kral Vekili, bu uyarının ciddiliği
konusunda Lyoyd George’un dikkatini çekti. Başbakan, artık, bu Hint görüşünü
görmezlikten gelemeyeceğine inanıyordu.

ANKARA ANTLAŞMASI:
20 Ekim 1921 günü de Fransa’yla Ankara Antlaşması imzalandı. Aslında iki ülke
hükümetleri arasında görüşmeler daha 9 Haziran 1921’de başlamıştı. Adana, Maraş ve
Antep bölgelerindeki halk, Fransız işgaline karşı yediden yetmişe ayaklanmış,
dövüşüyorlardı. Fransa ise bu çatışmaları uzatmanın daha çok kendisi için tehlikeli
olduğunu görmekte gecikmedi. Mustafa Kemal başkanlığında, Fransız temsilcisi
Franklin Bauilon ile Yusuf Kemal Yengirsek ve Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi
Paşanın katılımıyla oluşturuldu. Anlaşma gereği, Fransa, Hatay dışında güneyde Suriye
ile bugünkü sınırları tanıyordu. Hatay Türk haklarını gözeten özel bir statüye
sokulacaktı. Fransızlar işgal ettikleri yerleri boşalttılar, Türkiye’ye silah sağladılar.
Ankara antlaşması Fransız- İngiliz ittifakını fiilen çatlatmıştır.23 Ekim 1921 ‘de
İngilizlerde karşılıklı olarak TBMM Hükümetiyle anlaştılar. Malta’da tutuklu bulunan
birçok Türk siyaset adamı ve subaylar yurda dönebildiler.
SONUÇ:
Yunanlılar İnönü Muharebelerinden yılmamışlardı. Bütün güçlerini toplayarak büyük
bir taarruza hazırlandılar. Türk ordusu Eskişehir ve Kütahya’da yenilerek geri
çekilmeye başladı. Yunanlılar, Eskişehir, Kütahya ve Afyon’u ele geçirdiler. Mustafa
Kemal ordunun Sakarya gerisine çekilmesini uygun gördü, çünkü Yunan ordusu çok
daha güçlüydü. TBMM’de panik ve kızgınlık havası esiyordu. Kayseri’ye doğru bir göç
başlamıştı. Bir ara devlet dairlerinin de Kayseri’ye taşınması düşünüldü. Ordu 25
temmuzda Sakarya’nın doğusunda yerini aldı. Meclis Mustafa Kemal’in ordunun
başına geçmesini istiyordu. Ama Mustafa Kemal’in şartı vardı. TBMM’nin yetkilerini
kullanmak istiyordu. TBMM 5 ağustosta onu başkumandan seçti ve üç ay süreyle
yetkilerini verdi. (Başkumandanlık yetkileri Büyük Taarruza dek birkaç kez

yenilenecektir). Bu yetkiyi alan Mustafa Kemal, 7-8 Ağustos tarihlerinde olağan üstü bir
seferberlik niteliğinde olan Tekalif-i Milliye (Ulusal Yükümlülükler) emirlerini
yayımladı. Bunlar; her aile birer takım çamaşır, birer çift çorap ve çarık verecek, besin
maddelerinin yüzde kırkını, silah ve cephanenin tümünü, taşıt ve binek hayvanlarının
yüzde yirmisi, bedeli sonra ödenmek üzere teslim edecek gibi hükümler içeriyordu. Bu
işi her ilçede Tekalif-i Milliye komisyonları örgütleyecekti.
23 Ağustos 1921 günü iki ordu yaklaşık 100 km. Boyundaki bir cephede bir çarpışmaya
başladılar. Yunan süvari ve subay sayısı dışında her bakımdan çok daha güçlüydü. Bir
ölüm kalım mücadelesi başlamıştır. Düşman başkentin burnu dibine gelmiştir. Bıçak
kemiğe dayanmıştır. Mustafa Kemal Anafartalar’da yaptığını yapmıştır.’’Hatt-ı
müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış
toprağı vatandaşın kanıyla sulanmadıkça terk olunamaz. ‘’
Sakarya bir Türk zaferidir. İstanbul Hükümetinin entrikaları, Anadolu’daki isyanlar,
Yunan işgalcilerin köylerde, kasabalarda yaptıkları her türlü tecavüzler,
Emperyalizmin baskıları, Enver Paşa ve eski ittihatçı kadroların emelleri
gerçekleşmemiştir. Türk ulusu Sakaya zaferinde küllerinden yeniden doğmuştur.

KAYNAKÇA:

Gelişim Genel Kültür Ansiklopedisi, cilt 7, İstanbul 1976
Gelişim Hachette, Sabah Yayınları, cilt 8, İstanbul,1993
Glsanecek Johannes, Kemal Atatürk ve Çağdaş Türkiye, Onur Yayınları, Ankara,1976
Özakman Turgut, Şu Çılgın Türkler, İstanbul 2005
Aydemir şevket Süreyya,Tek Adam 2.cilt,İstanbul 1975
www.aa.com.tr/tr/analiz/gandinin-basini -cektigi-hint bağimsizlik...2129967-01.02.2021
Meydan Larousse ,cilt 11.İstanbul,1990

YORUMLAR

  • 0 Yorum