Sözer AKYILDIRIM

Sözer AKYILDIRIM

[email protected]

ENVER PAŞA

16 Ağustos 2021 - 22:01

ENVER PAŞA

Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ

Enver Paşa’nın hayatı, baş döndürücü bir maceradır. Aşk, savaş, kan, göz yaşı, hırs ve
birbirine zıt dünya kadar kavram ile dolu, üstelik 41 seneye sığmış ama mağlubiyetle
neticelenmiş bir macera…
Enver Paşa’nın hayatı 1 Kasım 1918 gecesi Türkiye’yi terk etmesi ile başlayan ve hayatını 4
Ağustos 1922’de Orta Asya’nın ücra bir tepesinde noktalanmasına kadar devam eden bir
Gurbet’in hikayesidir.
Türkiye’de son senelerde Enver Paşa ideolojik bir meta haline getirildi, ismi etrafında bir
efsaneler yumağı oluşturuldu ‘’Sen hayal kur, biz ölelim Paşam ‘’ gibisinden sloganlar
ortaya çıktı ve Enver ‘’şehid’i a’la gazi namdar ‘’ gibisinden unvanlarla anılır oldu.
Geçmişte hiçbir tarihi şahsiyet hakkında kullanılmayan ‘’Şehid’i a’la gazi-i namdar ‘’ unvanı
Enver’i Orta Asya macerasına sürükleyen kişi kuşçubaşı Sami Bey’in ifadesidir. Kuşçubaşı
Sami Bey, Enver Paşa’yı hiç bilmediği orta Asya’ya sürükleyen ve ölümünden de sorumlu
olan kişidir.
Enver isminin ilk defa Kahraman, Hürriyet Kahramanı diye telaffuz edilmesinin sebebi,
Sultan Abdülhamid’i Meşrutiyet’i yeniden ilana zorlamak maksadıyla Rumeli’de dağa
çıkmasıydı. Enver ve arkadaşlarının baskılarına boyun eğmek zorunda kalan hükümdar,
Anayasa’yı tekrar yürürlüğe koyunca Enver de ‘’Hürriyet Kahramanı ‘’ olmuştu.
Siyasi alanda güç elde edip askeri hiyerarşide kısa zamanda en tepeye yükselmesini de
galip geldiği bir muharebeye değil yine bir silahlı eyleme ,23 Ocak 1913’te yine
arkadaşlarıyla beraber Babı aliyi basmasına, zamanın sadrazamı Kâmil Paşa’ya
imzalattırdığı istifa mektubunu Sultan Reşad’a götürüp sadarete Mahmut Şevket Paşa’nın
tayinini sağlamasına borçluydu.
Mahmud Şevket Paşa’nın 4 ay 19 gün sonra sebebi ve asıl düzenleyicileri hala ortaya
çıkartılamamış bir suikasta kurban gitmesinin ardından İttihat ve Terakkinin iktidarı ele
alması ile beraber Enver’in yıldızı daha ’da parlayacak, uzun seneler bekledikten sonra elde
edilebilecek rütbelere birkaç ay içerisinde yükselecek ve nihayet baş kumandan vekili ve
imparatorluğun en güçlü adamı olacaktı.
Devletin ve iktidarın zirvesine yerleşmiş, üstelik hanedanın da damadı olmuştu ama
savaşların mağlubu idi! Sultan Abdülhamid zamanında âtıl ve güçsüz bırakılmış olan orduyu
gençleştirmiş, işe yaramayacak unsurlardan ayıklamış, askere ve millete eski asırlarda

olduğu gibi kendine güven ve mücadele azmi vermiş, ordu üzerinde kesin bir hakimiyet
kurmuş, Dünya Harbinde uğranan bozguna rağmen Almanya’da olduğu gibi birliklerde
çözülme yaşanmasına mâni olmuştu ama kazandığı bir savaş yoktu.
İşte bu yüzden hayatının büyük mağlubiyetten sonraki döneminde bir şeyler yapması,
başarması ve muzaffer olması şarttı!
Öyle yaptı, uzaklara, yeni bir mücadeleye girişebileceği tek yer olan Orta Asya’ya gitti ama
başaramayınca dönmedi, dönemedi, yani canını oralarda verdi.
1922 Temmuzunun sonunda Doğu Buhara hareketlerinin neticesi belli olmuşu. Doğu
Buhara kızıl ordu tarafından işgal edilmişti. Duşanbe ve Baysun üzerlerinden güneye ve
yanında kalan son mahiyetiyle çekilen Enver Paşanın, Buhara- Afgan sınırını teşkil eden
Penç nehrini aşarak Afganistan’a geçmemesi, Külap, Belcevan istikametinde Pamir
dağlarına doğru doğuya dalışı, onların kurtulma imkanlarını da karartıyordu. Zaten karşı
kuvvetlerin, daha ilk günlerinden aldıkları emiri, Enver Paşa’nın, yabancı bir ülkeye
kaçmasını önlemekti. Bu suretle karşı tarafın bu hedefini, Enver Paşa, kendi hareketleriyle,
bir nevi kolaylaştırmış oluyordu.
Artık çarpışmalar da fiilen kesilmişti. Enver Paşa Abıderya vadisinde, son karargahını
kurmuştu. Temmuz ayı bu sıralarda sona erdi.
4 Ağustos 1922 tarihindeyiz. Kurban Bayramının birinci günüdür. Gerçi köyde bayram
namazı, bir tarih yanlışlığı ile bir gün önce kılınmıştı. Kurban Bayramının ikinci günü de
hazin, ümitsiz, fakat duygulu kutlamalara sahne oldu. Enver Paşa, maiyetinde kalanların,
evin önünde toplanmasını ve onların bayramını kutlayacağını söyler. Toplanılır. Kalan
askerlerine dualarını, tebriklerini bildirecek ve kendilerine birer miktar para verecektir.
Asker başlarına ise, kendilerinin de bildikleri gibi, onlara sunacak bir şeyi olmadığını
söyleyecek ve bu müşterek mücadelelerin hatırası olarak kendilerine, kendi mühür ve
imzasıyla birer belge, hatta rütbeler verecektir.
Balcevan Beyi Devletment Bey’de Enver Paşa’ya altın ve gümüş işlemeli bir çapan yahut
ipekli cübbe ile bir sarık hediye etmiştir. Hülasa herkes bu hüzünlü Kurban Bayramının
havası içindedir. Çünkü bilinir ki bu günler, artık son beraberlik günleridir. Arkadan ve
çevreden ise düşman ilerler. Doğudaki Pamirler yol vermez karlı dağlardır. Bir gün önce
kesilen kurbanların toprağa akan kanları, hala tazedir.
İşte tam bu tören sırasındadır ki doğuda, vadinin Dere-i Hakiyan kısmı ile çegan tepesi
istikametinden silah sesleri gelir. Bu bir baskındır ve tören yerindeki kalabalık, baskıncıların
makineli tüfek ateşleri altında eriyebilir.
İşte o anda Enver Paşa, hemen atına atlar. Dört beşi Osmanlı Türklerinden olmak üzere 25
kadar atlı, hemen onu takip ederler. Doğru Çegan tepesine yönelinir. Çegan , Abıderya
Suyunun kuzey sırtlarına düşer. Altta, Dere-i Hakiyan vadisi uzanır. Çeğan, Balcevan’a
(yahut Belh-i Cevan ) 15 km kadar doğudadır. Tepede mevzilenmiş ve makineli tüfekleri
bulunan bir düşman müfrezesine karşı aşağıdan, vadiden ve ancak atlar üstünde çekilmiş
kılıçlarla, azlık bir nevi fedai süvari grubunun saldırıya geçişinin sonu bellidir. Ama Enver

Paşa en öndedir. Atını yıldırım gibi sürer. Kılıcıyla havayı yararak koşar. Yanındakiler de
ondan geri kalmazlar.
Bir kumandanın, bir başkomutanın, bir baskın müfrezesine karşı en önde ve atla, kılıçla
karşı çıkışı, askeri savaş usullerine sığmaz. Ama burada artık askerlik değil, yolun sonu, son
hamle ve beklenen sonu arayış konuşacaktır. Bu son ise ölüm şehadettir…
Onun içindir ki bu saldırılarda hesap, mantık ve nefsini koruma endişesi yoktur. Burada dile
gelen ,1908 haziranında Selaniğin Vardar kapısından tek başına Makedonya dağlarına
çıkarken:
‘’---Bir gün bana da bir kurşun isabet edecek ve cesedim, bir çukura atılacaktır. ‘’
Diyebilen adamın, kaderiyle son ve toptan hesaplaşmasıdır.1908 haziranında açılan
defterin, artık dürülüşüdür.
Çünkü şimdi bütün yollar kapalıdır ve 1908’de Makedonya dağlarında başlayan serüven,
artık Himalaya dağlarının kuzey silsilelerini teşkil eden Pamir eteklerinde, yiğitçe sona
erecektir.
Öyle de olur. Çeğan tepesinde ve Kulikov kumandasında ateş saçan mitralyözlerin üzerine,
yalın kılıçlarla hücum eden bu 25 kadar süvarinin akıl almaz saldırısı, karşı tarafta hatta
şaşkınlık da yaratır. Bu kılıçların altında yaralananlar, teslim olanlar bile olur. Öndeki
mitralyöz susturulmuştur bile. Ama ateş kesilmez ki. Daha arkada ki ikinci mitralyöz,
ateşini, huzmesini en önde ilerleyenlerin üzerinde yoğunlaştırır. Bunların en önünde de
Enver Paşa vardır. Böylece, çağdaş Mitralyöz, Orta çağın ünlü silahı olan kılıcı yener. Enver
Paşa vurulur. Atından düşer. Onunla beraber diğerleri de yerlere serilirler. Paşanın kır atı
Derviş, bütün bu tür sahnelerde olduğu gibi, efendisinin baş ucundadır. Ama mitralyözün
şeritleri ateşlerini kusmaya devam ederler. Derviş de önce ön iki ayağı üzerine çöker. Sonra
yana devrilir. O da son nefesini vermiştir.
Çegan tepesine arkadan kalabalık yardımcılar gelemez. Abıderya panik içindedir. Âmâ
Doğu Buhara Beylerinin en vasıflısı, en sadık olanı ve en yiğidi olan Balcevan Beyi
Devletment, köye biraz geç yetişmiştir. Paşasının Çeğan’a saldırdığını öğrenince, hemen
atına atlar. Son sahneye yetişir. Ve Devletment Beyin de cesedi, bu tepede, paşasının biraz
berisinde toprağa serilir.
Başlangıcı Makedonya dağları olan Enver Paşa’nın dramı Pamir Dağlarının Çegan Tepesinde
son bulur. Makedonya dağlarında serüveni, yiğitçe başlamıştı. Orta Asya’nın Pamir dağları
eteklerinde de yiğitçe bitti. O başka türlü bir neslin, başka türlü bir insanıydı. Talihine ve
nefsine ölçüsüz inanışını, onun neslinin ve kendine benzer insanların, ruh vasıflarına
verilmelidir.
Henüz 41 yaşındaydı…
Macera dolu ömrünün bu son serencamı günler sonra ölüm tutanağı haline getirilecek,
sararmış bir kâğıda ‘’Şehid-i muhterem Enver Paşa Hazretleri pek mukaddes ve yüksek bir
maksat peşinde Buhara’da Belcivan Vilayeti’nin Çegan isimli mahallinde 4 Ağustos 1922
günü Kurban Bayramının ikinci günü öğle vaktine yakın bir zamanda temiz kanını toprağa
akıta akıta, kahraman ve mert bir şekilde şehadet rütbesine nail olmuştur.’’ diye yazılıp
mühürlenecekti!

KAYNAKÇA:
Makedonya’dan Orta Asya’ya: ENVER PAŞA, cilt 3, Şevket Süreyya Aydemir
Enver, Murat Bardakçı, Türkiye İş Bankası Yayınları

YORUMLAR

  • 0 Yorum