Sözer AKYILDIRIM

Sözer AKYILDIRIM

[email protected]

PAMİR ETEKLERİNDEKİ MEZAR: MAKEDONYA DAĞLARININ KAHRAMANI ŞEHİT ENVER

17 Ağustos 2021 - 16:18

PAMİR ETEKLERİNDEKİ MEZAR: MAKEDONYA DAĞLARININ KAHRAMANI
ŞEHİT ENVER

Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ

Çegan tepesindeki Kızıl ordu baskıncıları, geniş bir hareket için hazırlıklı değildi diler.
Atlarına atlayıp onlara kılıçları ile saldıran Enver Paşa ve 25 kadar süvarisi için de bu saldırı,
bir zafer vaat edemezdi. Nitekim, karşı taraf mitralyözlerini işletince, mühacimler hızla
eridi. Geriye dönebilen bir veya birkaç kişiden karargâha, ancak Paşanın ve arkadaşlarının
şehadeti haberi geldi.
Ama Karargâh da panik içindeydi. Bayram töreni için gelenlerin her biri bir tarafa
dağılmıştı. Bu sebeple, Çegan tepesine doğru takibe geçilemedi. İşin bir talihsizliği de orada
şehit olanların cesetlerinin, düşman elinde kalmasıydı. Bu büyük bir teessür yarattı. Ama
ne Çegan altındaki Dere-i Hakiyan vadisine, ne de Çegan tepesine gidilemedi. Derin bir
matem havası, Abıderya karargâhı ile çevreleri sardı.
Karşı tarafa gelince? Onlar, kendilerine kalan baskın sahasını dolaştılar. Ölüler yerlere
serilmişlerdi. Ama bunların için de biri, kıyafeti ile dikkati çekiyordu. Ayaklarında, bağlı
Alman botları vardı. Külotu yerliler gibi değildi. Göğsünde dürbünü, başında yerlileri
andırmayan kalpağı, Osmanlı Subaylarınınkini andıran ilikli hâkî ceketi olanları
şüphelendirdi. Göğsünden bir Kur’an çıkmıştı. Kılıcı başka türlüydü ve cebinde, henüz
tamamlanmamış bir mektupla, bazı evrak vardı.
O zaman müfreze kumandanı Kulikof, bu eşyanın alınmasını emretti. Bunları muayene için
Taşkent’e gönderecekti. Meçhul süvari, yedi yara almıştı. Atından düşünce, hafif sağa
doğru yatmıştı.40 yaşlarında kadardı ve yerlilere benzemiyordu.
Enver Paşa’nın cesedi soyuldu. Ama kanlı çamaşırları üstünde bırakıldı. Ve cesetlerle savaş
alanı olduğu gibi terk edildi. Bolşevik müfrezesi çekildi. Böylece Enver Paşa’nın cesedi, iki
gün Dere-i Hakiyan üzerinde, Çegan topraklarında kaldı. Fakat iki gün sonra, dağlardan
inen bir köy imamı, Enver Paşanın cesedini tanıdı. Koşarak Abıderya’dakilere haber verdi.
Enver Paşanın cesedinin bulunuşu ve düşman elinde kalıp götürülmeyişi de çevrede bir
nevi teselli uyandırdı. Hemen bir süvari gurubu, oralara koştular. Enver Paşanın,
Devletment Beyin ve diğer şehitlerin naaşları Karargâha getirildi.
Paşanın naaşının bulunuşu etrafa yayılınca, Abıderya karargâhı ve köyü, binlerce insanın
akınına uğradı. Kurban Bayramı’nı oradaki yanlışlık dolayısıyla dördüncü ve gerçekte
üçüncü günüydü.
Enver Paşayı ve şehitleri, Abıderya Suyu kenarında ve vadisindeki Abıderya köyünde, bir
pınarın başındaki ceviz ağacının altına gömdüler. Enver Paşa artık toprağa verilmişti.

Makedonya dağlarında Hürriyet kahramanı Enver Beyle açılan perde, Orta Asya’nın Pamir
eteklerindeki Abıderya köyünde kapanmış ve dram bitmişti…
Taşkent’e gönderilen eşya incelenince, bunların Enver Paşa’ya ait olduğu, tabii kolaylıkla
tespit edildi. Şimdi onun botları, elbisesi, kılıcı, Kur’anı ve dürbünü ile diğer parçalar,
Moskova’da, Askeri Müze’de, bir vitrin işgal ederler.
Paşa’nın arkadaşlarından Miralay (Albay) Ali Rıza Bey, Enver Paşanın Naibi (Vekili) olarak
son vazifelerini tamamladı. Bu arada ilk ve önemli vazife, tabii, bir ölüm veya Şehadet
Protokolü ile olayı tespit etmek, tarihe mal etmekti.
Enver Paşa, yalnız bir ihtiras adamı mıydı? Bir Hayalperest miydi? Bir cezbeli mümin miydi?
Falcıların, rüya yorumcularının kehanetleri ile bahtını, kaderini arayan, başı dumanlı,
büyülü bir Emel Yolcusu muydu? Yoksa, Napolyon gibi, zamanın kendisine tahtlar, taçlar
hazırladığına inanan bir zaferler takipçisi miydi? Bütün bu soruların hiçbirine cevap
vermemek en doğrusudur. Çünkü ruh yapısında bunların, hepsinden bir şeyler açığa vuran
işaretler vardır.
Enver bir aksiyon adamıydı. Ve tarih içinde bir büyük misyonu olduğuna inanıyordu. Âmâ
çağı, çağın şartlarını ve akımlarını, Jeopolitik denilen tarihi-coğrafi şartlar kombinezonlarını
değerlendirmekte, muhakkak ki yetersizdi. Kumandan olmaktan ziyade teşkilatçı ama
güçlü bir disiplin adamıydı. Fakat İmparatorluk yıkıldıktan sonra, seçtiği yollarda ve
yaşadığı serüvenlerde, ölçüsüz ve ataktı. Onu Pamir eteklerindeki gelişmelerde, karşı
tarafın silahlarından ziyade, Jeopolitik şartlarla, çağın gelişmeleri ve hiç tanımadığı bir
ülkenin çarkları yendi.

Enver Paşa’nın Na’şının Türkiye'ye getirilmesi

Naaşının taşınması, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel';in Eylül 1995';te yaptığı Tacikistan
gezisi sırasında gündeme geldi. Yetkililerin temaslarından sonra, başkent Duşanbe';nin
yaklaşık 200 km doğusundaki Belçivan kentine bağlı Obtar köyünde bulunan Enver
Paşa';nın mezarı, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Münif İslamoğlu başkanlığındaki
uzmanlar ve bilim adamlarından oluşan 8 kişilik bir heyet tarafından 30 Temmuz 1996';da
açıldı. Diş yapısından Enver Paşa';ya ait olduğu anlaşılan cenaze, Tacikistan'daki siyasi
karışıklıklar nedeniyle zorlukla başkent Duşanbe'ye getirilebildi. Burada Türk bayrağına
sarılı tabuta konularak İstanbuldaki resmî tören için hazırlandı.
3 Ağustos 1996'da İstanbul'a getirilen naaşı bir gece Gümüşsuyu Askeri Hastanesi'nde
tutuldu. Ölüm yıl dönümü olan 4 Ağustos 1996 tarihinde, Şişli Camiinde 8 imamın
kıldırdığı cenaze namazının ardından Şişli;deki Abide-i Hürriyet Tepesinde, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi ve Kültür Bakanlığı'nca ortak olarak hazırlanan, Talat Paşa;nın
yanındaki mezara defnedildi. [23]  Törene dönemin cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Millî

Savunma Bakanı Turhan Tayan, Devlet Bakanı Abdullah Gül, Sağlık Bakanı Yıldırım
Aktuna, Kültür Bakanı İsmail Kahraman, ANAP Milletvekili İlhan Kesici ve İstanbul
Valisi Rıdvan Yenişen';le Enver Paşa';nın torunu Osman Mayatepek';le diğer yakınları katıldı.

Cenazenin nakli ile anıtmezarın hazırlıkları 1996’dan önce, zamanın Türkiye
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahmanov
arasında yapılan bir görüşmeye dayanıyor. İmamali Rahmanov, Demirel’in Çegan
Tepesi’ndeki mezarın Türkiye’ye nakledilmesi teklifine “Paşa sizin için olduğu kadar
bizim için de önemli bir figürdür” diyerek önce karşı çıkmış ama Türkiye’nin Çegan’da
bir anıtmezar inşa ettirileceği vaadi üzerine nakle izin vermişti.

Cumhurbaşkanı Demirel mezar nakli konusundan daha sonra Amerika’nın Georgetown
Üniversitesi’nde onuruna verilen bir davet sırasında Paşa’nın torunu Osman
Mayatepek’e bahsetmiş, “Dedelerinin kemiklerinin Türkiye’ye getirilmesi ile ilgili
olarak ailenin düşüncelerini” sormuştu. Demirel, Mayatepek’in “Dedemi sadece biz
değil, Tacikler de kendilerinden görüyorlar ve son uykusunu kendi vatanında
uyuduğuna inanıyorlar. Enver Paşa’nın doğduğu topraklara defnedilmesi ailemize onur
verir ama meselenin Tacikistan tarafı nasıl halledilecek?” demesi üzerine “Rahmanov’a
söz verdiğini, Paşa’nın kabrinin bulunduğu yere bir anıtmezar inşa ettireceklerini”
söylemiş, Mayatepek de “Böyle bir girişimden ailemiz sadece memnuniyet duyar”
cevabını vermişti. Türkiye sonraki günlerde Tacikistan’a bir ekip göndermiş ve Enver
Paşa’nın Çegan Tepesi’ndeki kabri bu ekip tarafından mezarın başında yapılan bir dinî
törenin ardından açılmıştı. Mezardaki kemikler Paşa’nın 1917’de Almanya’da çektirmiş
olduğu diş röntgenleri ile karşılaştırılarak kabrin Enver Paşa’ya ait olduğu konusunda
kuşku bırakılmamış ve çıkartılan kemikler askerî bir uçakla İstanbul’a getirilerek 4
Ağustos 1996’da Cumhurbaşkanı Demirel’in de katıldığı bir devlet töreni ile
Çağlayan’daki Âbide-i Hürriyet Tepesi’ne defnedilmiş, bu yeni mezarın üzerine daha
sonra mermer bir anıt yapılmıştı.
Türkiye, Tacikler’e 1996’da verdiği sözü yerine getirecek, Çegan Tepesi’ne masrafı
Cumhurbaşkanlığı bütçesinden karşılanacak bir anıtmezar inşa edilecek ve en yakın
yerleşim merkezine 90 kilometre mesafede bulunan Çegan’a bir de asfalt yol yapılacak.
Devlet tâââ Tacikistan’da böyle bir inşaata girişirken, Enver Paşa’nın İstanbul’daki
mezarının vaziyetini de merak edenler için yazayım: Enver Paşa’nın yanı sıra iki
sadrazamın, Midhat Paşa ile Mahmud Şevket Paşa’nın, 31 Mart isyanında can veren
askerlerin ve İttihad Terakki’nin önde gelen isimlerinin son uykularını bir arada
uyudukları Âbide-i Hürriyet, son zamanlara kadar mezbele halinde idi ve malzeme
deposu olarak kullanılıyordu. Hemen yanı başında inşa edilen Çağlayan Adliyesi’nin
hizmete açılmasından sonra mezarların bulunduğu Hürriyet Tepesi’nin bakımı adliyeye
devredildi, alan temizlendi, kapısı kilitlendi ve şimdi kilitli vaziyette duruyor...
Enver Paşa bütün bunları yaşayıp öldüğünde sadece 41 yaşındaydı
TÜRK tarihinde, hayatı Enver Paşa kadar maceralarla dolu geçen bir başka kişi belki
de yoktur. 1881’de İstanbul’da, Divan Yolu’nda doğan İsmail Enver, Harp Okulu’nu
bitirdikten sonra Manastır’a tayin edildi ve Rum ve Arnavut çetelerle çarpıştı. Bu

dönemde Terakki ve İttihad Cemiyeti’ne katıldı ve devrin hükümdarı İkinci
Abdülhamid’i Meşrutiyet’in yeniden ilânına zorlamak için 1908’in 24 Haziran gecesi
arkadaşlarıyla beraber dağa çıktı. Tam bir ay sonra, 24 Temmuz günü İkinci
Meşrutiyet’in ilânından sonra “Hürriyet Kahramanı” diye isim yapan Enver Bey
1909’da Berlin’e askeri ataşe olarak gitti, buradan Trablus’a geçip Libya’yı işgal eden
İtalyanlar ’la çarpıştı. Balkan Savaşı’nın patlaması üzerine İstanbul’a döndü ve 23 Ocak
1913’te diğer İttihadçı arkadaşlarıyla beraber Bâbıâli’yi basarak hükümeti devirdi,
sadrazamlığı Mahmud Şevket Paşa’ya verdirdi ve Mahmud Şevket Paşa’nın 12 Haziran
1913’te öldürülmesi üzerine yönetime el koyan İttihad ve Terakki’nin askeri kanadının
lideri oldu.
3 Ocak 1914’te “Paşa” ve “Harbiye Nazırı”, daha sonra da “Başkumandan Vekili”
yapılınca gücünün zirvesine ulaştı. Aynı senenin 5 Mart’ında Sultan Abdülmecid’in
torunlarından Naciye Sultan ile evlenerek saray damadı oldu. Artık devletin en güçlü
adamıydı, hattâ padişahtan bile güçlüydü ve Türkiye’den Avrupa’da “Enverland”, yani
“Enveristan” diye bahsediliyordu. Osmanlı Devleti’nin Almanya ile müttefik olarak
Birinci Dünya Savaşı’na girmesinin mimarlarından olan Enver Paşa, savaşı
kaybetmemizden sonra, 1918’in 1 Kasım gecesi önde gelen İttihadçılar ile beraber
Türkiye’den ayrıldı.

Hayatı, artık daha da maceralıydı. Kafkasya’ya, oradan da Berlin’e gitti; Rusya’ya
geçmeye çalıştı, sahte kimliklerle yaptığı bu yolculukların birinde tutuklandı, bir
defasında da uçağı düştü ama üçüncü yolculuğunda Moskova’ya ulaşmayı başardı.
Sovyetler’den beklediği desteği göremeyince Buhara’ya gitti ve Ruslar’a karşı savaşan
Özbekler’i teşkilâtlandırmaya çalıştı. 4 Ağustos 1922 sabahı Ruslar’ın saldırısına uğradı
ve Çegan Tepesi’nde ön safta çarpışırken Rus kurşunlarıyla can verdi. Bugün
Tacikistan sınırları içerisinde kalan Abıderya Köyü’ndeki Çegan Tepesi’ne defnedilen
Paşa’nın mezarı, zamanla evliya türbesi haline geldi. Kemikleri şehid düşmesinin 74.
yıldönümünde Türkiye’ye getirildi, 4 Ağustos 1996’da yapılan devlet töreniyle
İstanbul’daki Hürriyet-i Ebediyye Tepesi’ndeki anıtmezara, diğer İttihadçı kader
arkadaşlarının yanına defnedildi.

Orta Asya, Makedonyalı İskender’in bile bir şeyler aradığı uçsuz bucaksız talih deneme
sahasıdır. Tarihe nice cihangirler vermiştir. Fakat Enver Paşa bu topraklarda talihini
teraziye koyduğu zaman, Orta Asya’nın Fatih yetiştirme kudreti artık sona ermişti.
Enver Paşa’da, hayatının muhasebesini, Orta Asya’nın Pamir eteklerinde, Çegan
tepesinde toprağa akan kanlarıyla ve dilediğince yazdı. Şimdi gök kubbe altında ondan
kalan SADA, işte bu kanlı son savaşın, hala o dağlarda yaşayan yankısıdır.

KAYNAKÇA:
Makedonya’dan Orta Asya’ya ENVER PAŞA, cilt 3.Şevket Süreyya Aydemir
https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-basrdakci/909706-turkiyr-enver-pasa

https://tr.wikipedia.org/wiki/Enver_Paşa

YORUMLAR

  • 0 Yorum