Sözer AKYILDIRIM

Sözer AKYILDIRIM

[email protected]

MUHARREM AYI VE KERBELA

11 Ağustos 2021 - 21:31

MUHARREM AYI VE KERBELA
Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ

‘’Muharrem ayı; sevinç ayı değildir ki kutlansın ve tebrik edilsin…Muharrem; hüzündür,
acıdır, kederdir, gözyaşıdır…Muharrem, Kerbela çölünde İmam Hüseyin (a.s)’ın evlatları ve

yarenleri ile birlikte susuz şehit edildiği aydır.’’
HER GÜN AŞURA HER YER KERBELA

Muharrem ayı, 12 ay ve 355 gün olan kameri yılın ilk ayıdır. Adından da anlaşılacağı üzere,
kameri yılda -güneşin değil- ayın hareketleri esas alınmaktadır.
Hicri tarih, Hz. Muhammed 'in Mekke'den Medine'ye göç edişi ile başlar. Hicretin takvim
başlangıcı olarak kabul edilmesi, Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği yıl
(Miladi 622), İslâmî takvimin başlangıç yılı (Hicri 1) olarak, Muharrem ayı da bu takvimin ilk
ayı olarak kabul edildi.
KERBELA: Bağdat’ın 100 km uzağında bir yerleşme merkezidir. Şiilerin kutsal
merkezlerinden biridir. Eski Babil kenti yakınlarında kurulmuş olan Kerbela’nın tarihsel
belgelere geçişi, Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin’in şehit edildiği (680) Kerbela olayı ile başlar. Bu
tarihten sonra Hüseyin’in mezarı uzun yıllar Şiilerin kutsal ziyaret yeri oldu. Halife
Mütevevvekil, IX.yy.’ın ortalarında Hüseyin’in mezarını ve çevresindeki tüm binaları
yıktırttı, hiçbir iz kalmaması için de burasını tarım alanı haline getirdi, ayrıca ziyaret ve tavaf
amacıyla yöreye gelecek olanların ağır şekilde cezalandırılacaklarını duyurdu..İbni
Havkal’ın X.yy.’ın ikinci yarısında burada bulunduğunu yazdığı kubbeli meşhed de bir süre
sonra Debbe bin Muhammet el- Esadi tarafından yıktırıldıysa da (yaklaşık 979-980 ) aynı yıl
Adududdevle Hz. Ali’nin Necef’teki kabrine olduğu gibi Hz. Hüseyin’in kabrine de
ayrıcalık tanıdı. İbni Batuta 1326 ya da 1327’de Kerbelayı ziyaret ettiğinde, orta yerinde Hz.
Hüseyin’in türbesinin bulunduğu, hurmalıklar içinde küçük bir kentle karşılaştığını yazar.
XVI. yy’ ın ilk yarısında Safevi Şahı İsmail I’den sonra Kanuni Sultan Süleyman da her iki
türbeyi birden ziyaret etmiş, Meşhed ül -Hüseyin’in çevresindeki alanı temizleterek güzel bir
bahçe halinde düzenlettirmiştir. Murad III’ün Bağdat Valisi Ali Paşa zamanında, Hüseyin’in

mezarı üstünde bulunan cami de onarılmıştır (1583).1801’de Şeyh Suud’un yönettiği,12.000
Vahabi, kenti basıp evleri ve çarşıyı yıktı, camiyi ve türbeyi yağmaladı, kent halkından 2.000
kişiyi öldürdü.1843’te Necip Paşa tarafından alınan Kerbela, bir kez daha Osmanlı
İmparatorluğu sınırları içinde kaldı. Bağdat Valisi bulunduğu sırada Mithat Paşa burada bir
hükümet konağı inşaatını başlattı ve bitişiğindeki alanını genişletti.
Kerbela, Irak’ın önemli kentlerinden birisidir. Gerek ticaret yolları üzerinde bulunması
gerekse Necef’e ve Mekke’ye giden hacıların toplanma merkezi olmasıyla da önem
kazanmıştır. Bu gün Kerbela adıyla anılan kesim,el Meşhed ya da Meşhed ül -Hüseyin adını
taşıyan kenttir.

Hicri 61/680 yılında Hz. Peygamber’in torunu, Hz. Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin, Emevi halifesi
Yezid’in kuvvetleri tarafından şehit edildi. (Muharrem ayının 10.günü). Hz.Hüseyin Yezid’e
biat etmedi.İslam Peygamberinin torunu ne Medine’de,ne de Mekke’de barına bildi. Zor ve
yorucu bir yolculukla Kufe’ye gitmek üzere yola çıktı.
Mekke’den kalkıp Kufe’ye doğru gitmekte olan Hz. Hüseyin ve yanındakiler H.61 senesi
Muharrem ayının ikinci günü Yezid kuvvetleri tarafından Kerbela’da muhasara edildi. Daha
sonra Fırat Nehri’nin suyundan istifade etmemeleri sağlanarak susuz bırakıldılar. Nihayet
Muharremin 10.günü Hz. Hüseyin, ailesi ve kendisiyle beraber olanlar şehit edildi. Hz.
Hüseyin kesik başı Yezidin yanına götürüldü. İslam tarihinin en feci ve acıklı olaylarından
birisi Kerbela faciasıdır. Müslümanım diyen namaz kılan ve şahitlik ederim ki:
" Allah'tan başka hiçbir İlâh yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve
elçisidir. “Diyenler, peygamberin evlatlarını acımazsızca şehit etmişlerdir.

HZ. HÜSEYİN KİMDİR?

Hz. Muhammed’in torunu, Ali ile Fatma’nın küçük oğlu; Ehlibeytin ve Ali abanın beşinci
üyesi, on iki imamın üçüncüsü (Medine 625- Kerbela 680). Künyesi Ebu Abdullah’dır. En
ünlü lakabı ‘’ŞEHİD’’dir. Şehitler ulusu anlamında ‘’Seyyid-uş-şuheda’’ veya Farsça ‘’ŞAH-
I ŞEHİDAN’’ diye de anılır. Azhap suresinin 33. Ayetinde övülür. Bir hadiste Peygamberimiz
şöyle buyurmuştur: HÜSEYİN BENDENDİR ve BENDE HÜSEYİN ’denim.

Hz. Hüseyin babasının ve daha sonra ağabeyi Hasan’ın sağlığında onlara yardımcı oldu.
Ağabeyinin ölümünden sonra Muaviye’nin devlet reisliğini tanımadığı halde onun ölümüne
kadar, fiilen siyasi hayata karışmadı. İslam büyüklerinden birçoğu ile birlikte, Yezid’in
veliaht tayin edilmesine razı olmadığını belirtti. Muaviyenin yerine geçen Yezid, Medine
valisi aracılığıyla, Hüseyin’in kendisine bağlanmasına çalıştı. Kabul ettiremediği için
Hüseyin’e karşı suikast teşebbüslerine girişti. Mekke’ye gelen Hüseyin, Emevi idaresinden
hiç memnun olmayan Irak ve özellikle Kufe halkından davet mektupları aldı. Hüseyin durumu
öğrenmesi için amcasının oğlu Müslim’i Kufe’ye gönderdi. Müslim, olumlu haberler
yollayınca Kufe’ye doğru hareket etmeye karar verdi. Kufe halkına güvenip yola çıkmasının
doğru olmayacağı yolunda uyarıldıysa da kararından dönmedi. Yoldayken Müslim’in şehit
edildiğini ve Kufelilerin kararlarından caydığını öğrenince geri dönmek istedi. Ancak
Müslim’in kardeşleri intikam için gitmekte direnince Hüseyin yanındakilere isteyenin
Mekke’ye dönebileceğini söyledi ve kafile’nin bir bölümü bu öneriyi kabul edip geri döndü.
Hüseyin, arta kalanlar ve ailesinin tüm bireyleriyle birlikte yola devam etti.
Irak’a yakın bir yerde, Kufe valisi Ubeydullah’ın gönderdiği bir devriye kuvvetinin
kumandanı olan HÜRR ve askerleriyle karşılaşan kafile Fırat’a yakın kurak ve ıssız bir çöl
bölgesi olan KERBELA’da konakladı (2 muharrem -4 Ekim- 680). Muharrem’in üçüncü
günü, Kufe valisinin bazı vaatlerle kandırdığı Sa’d İbni Ebi Vakkas oğlu Ömer’in
kumandasında bir kuvvet Kerbela’ya geldi. Bu askeri kuvvetin sayısı, sonradan gelenlerle
birlikte otuz bine yaklaştı. Hüseyin’in yanındakiler ise, kadın ve küçük çocuklar dışında iki
yüzü bulmuyordu. Muharrem ayının yedisinden itibaren, Hüseyin ve yanındakilerin Fırat’tan
su almaları önlendi.
Muharremin onuncu günü (AŞURA günü), sayı bakımından pek çok farklı olan iki taraf
arasında savaş başladı. Emevilerden bazıları Hüseyin’in kuvvetlerine katıldı. İkindiye doğru
Hüseyin ve yakınları şehit oldu. Bunların arasında, Hüseyin’in kardeşleri, Kamer-i Bani
Haşim ve Bab-ul-Havaic diye anılan Ebul-Fazl Abbas, Hüseyin oğlu Ali Ekber, İmam
Hasan’ın on bir yaşındaki oğlu Kasım vardı. Hasta olarak yatan ve imameti devam ettireceği
için Hüseyin tarafından savaşa girmesine izin verilmeyen oğlu Ali’den (Zeynelabidin, Seyyid-
üs -Sacidin) başka kimse kalmayınca, Hüseyin kadın ve çocukları kız kardeşi Zeynep ile
Ali’ye emanet etti.
‘’HAK YOLUNDA ÖLMEK, YÜK ALTINA GİRMEKTEN EVLADIR’’

Hüseyin, altı aylık çocuğu küçük Ali’yi (Ali Asgar) düşman saflarının karşısına götürdü ve
kendisini Yezid’e biat etmediği için suçlu sayıldıklarını, fakat bu küçük çocuğu niçin susuz
bıraktıklarını sordu. ALİ ASGAR, Hz. Hüseyin’in kucağında iken OK atılarak ŞEHİT edildi.
Başlangıçta teker teker savaşılırken çok geçmeden toplu savaş başladı. Yapılan bir saldırıda
atından düşürüldü. Yetmişe yakın kılıç, ok ve mızrak yarası aldı. Hüseyin, atından düşünce
çarpışmayı yaya olarak sürdürdü. Yanında yalnızca üç kişi kalmıştı. ZÜR’A BİN ŞARİK, bir
kılıç darbesiyle sağ omuzuna vurarak Hüseyin’i yere düşürdü. Kalkmaya çalışırken SİNAN
BİN ENES EN-NEHAİ boynuna ve göğsüne mızrak sapladı, bir rivayete göre Nahai, daha
yaygın bir rivayete göre de Zilcevşen oğlu ŞİMR, başını bedeninden ayırdı.
Hüseyin’in kesik başı bir mızrağa takılarak Kufe’ye getirildi. Kufe valisi Ubeydullah zafer
nişanesi olarak asası ile Hüseyin’in dudaklarına vurdu. Hüseyin’in kesik başı ve aile halkı
zincirlere vurularak Şam’a gönderildiler.
Hz. Hüseyin’in kabri, Kerbeladadır. Kerbela olayının İslam tarihinde ve İslam düşüncesinde
büyük yankıları ve etkileri oldu. İslam edebiyatında Hüseyin için ağıtlar önemli bir yer tutar.
10 Muharrem (AŞURA) günü Ehlibeyti sevenlerce yas tutulur.

KAYNAKÇA:
Meydan Larousse cilt 6
Milliyet Büyük Larousse cilt 13
Yeni Hayat cilt 1
Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi cilt 5

YORUMLAR

  • 0 Yorum