Sözer AKYILDIRIM

Sözer AKYILDIRIM

[email protected]

GAZİ OSMAN PAŞA VE PLEVNE SAVAŞLARI

22 Eylül 2021 - 21:20

GAZİ OSMAN PAŞA VE PLEVNE SAVAŞLARI
Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM
ARAŞTIRMACI YAZAR
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ

Gazi Osman Paşa, Türk tarihinde adına marş besteleten üstün şavaş teknikleriyle hala
kendisinden bahsettirebilen Plevne Cephesinin efsane komutanıdır.
1832’de Tokat’ta doğdu. Beşiktaş’taki Askerî Rüşdiyede ve Kuleli Askerî İdâdîsinde
(lisesinde) okudu. Harbiye’yi yirmi yaşında ikincilikle bitirdi. Harp Akademisine girdi.
Akademi’yi bitirmeden, Kırım Savaşının çıkması üzerine Tuna cephesine gönderildi. Burada
dört yıl kalarak, teğmenliğe yükseldi. Savaşın sonunda yüzbaşı oldu. 1856’da Akademi’ye
devâm ederek tahsilini tamamladı. Genel Kurmay Başkanlığında çalıştı. Anadolu’nun
haritasını çıkarma göreviyle Bursa’ya gönderildi. Teselya’da, Yenişehir’de ve Cebel-i
Lübnan’da görev aldı. Girit isyanlarının başlaması üzerine Girit’e tayin edildi. 1866’da
Girit’teki çalışmaları ile Serdâr-ı ekrem Ömer Paşa'nın takdirini kazandı. Miralay (albay) oldu
ve Yemen’e gönderildi. Arkasından Paşa rütbesiyle Rumeli’de bulunan Beşinci Ordu
Manastır Fırka (tümen) Kumandanlığına tâyin edildi (1875). Buradaki çalışmaları takdir
edilerek, birinci ferik (korgeneral) oldu. Sırp isyanları başlayınca emrindeki birliklerle İzver
tepelerini ve Zayçar kasabasını zapt etti. Sırp ordusunu yendi ve müşir (mareşal) oldu (l876).
Gazi Osman Paşa'yı bütün dünyaya tanıtan, (1877-1878) Osmanlı-Rus Harbindeki savunma,
gayret ve kahramanlıklarıdır. Bu harpte, Plevne cephesindeki müdafaası ile dünya harp
tarihine yeni prensipler getirdi.
Gâzi Osman Paşa, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı başladığı sırada Vidin ve Rahova
bölgelerinin korunmasıyla vazifeliydi. Tuna’yı geçerek savaşın düşman topraklarında
yapılmasını teklif ettiyse de buna izin verilmedi. Rusların Berkofça Dağlarını aşmaya
başlamasından sonra Osman Paşa’ya hareket emri verildi. Osman Paşa, kumandasındaki
kuvvetlerle Plevne önlerine geldi. Rusların elinde bulunan şehri ele geçirerek, savunma için
gerekli tedbirleri aldı. Ruslar Pelevne’ye karşı saldırıya geçti. Osman Paşa, Rusların bu ilk
saldırısını, bir karşı taarruzla Osma Suyunun öte yakasına atarak bertaraf etti (20 Temmuz
1877).
Ruslar, 30 Temmuz'da tekrar bir saldırıya geçtiler ve yapılan kanlı savaşlardan sonra geri
çekildiler. Bunun üzerine Rus Çarı, Osman Paşa’ya karşı Romen ordusundan yardım istedi.
Rus Çarı, Romanya Prensi Birinci Karol’e yardım için şu târihî telgrafı çekti.

“İmdadımıza gel! İstediğin gibi, istediğin yerden, dilediğin şartlarla Tuna’yı geç! Acele
Plevne’de yardımımıza yetiş! Türkler bizi mahvediyorlar! Hıristiyanlık, davasını kaybetmek
üzeredir!”
Bu yardım talebi üzerine, Romenler elli bin kişilik bir orduyla Plevne’de Ruslara yardıma
koştu. 11 Eylül’de Rus-Romen birleşik ordusu, tekrar Plevne’ye doğru taarruza geçti. On iki
saat süren büyük Rus taarruzu, düşmanın, kesin mağlûbiyetiyle neticelendi. Böylece Osman
Paşa, üçüncü Plevne Savaşını da kazandı (11 Eylül 1878). Gazi unvanını aldı.
Daha büyük kuvvetlerle kuşatmaya devam eden Ruslar, Plevne’nin teslimini istediler. Gazi
Osman Paşa, bu teklifi reddetti. Hiçbir yerden yardım gelmeyen Plevne’de yiyecek, yakacak
ve ilâç sıkıntısı başlamıştı. Bu durum karşısında Gazi Osman Paşa, bir huruç (çıkış) harekâtı
yaparak, Plevne’den çıkmaya karar verdi. Bu kararı öğrenen Plevne ahalisi, ileri gelenleri
Osman Paşa’ya ricacı gönderdiler; “Eğer asker Plevne’den çıkarsa, Bulgarlar, bizlere çok
zarar verir. Müsaade ediniz biz Müslüman ahali de Plevne’den çıkalım” şeklindeki teklif
üzerine Bulgar halkının ileri gelenlerini çağıran Osman Paşa, onlardan Müslümanlara zarar
vermeyeceklerine dair söz aldı. Buna rağmen Müslümanlar; “Biz de sizlerle gelelim.” diye
çok yalvardılar. Osman Paşa, kimseyi kırmamaya dikkat ederdi. “Biz askerî usullerle harekât
yaparız. Sizler bize ayak uyduramazsınız” dediyse de halkın istekleri çok acındıracak
durumda olduğundan istemeyerek razı oldu.
Huruç harekâtının yapılacağı sabah, halkın araba, kağnı ve hayvanları ile askerin intikal
yoluna askerden önce, geceden dizilmiş olduğu görüldü. Plevne yollarında tam bir hengâme
oldu, yollar kapanmıştı. İşte bu esnada Rus topçusu ateşe başladı. Nice çoluk çocuk, kadın-kız
bu ateş altında şehit oldu. Halkın bu aceleciliği aynı zamanda harekâtı da ifşâ etmişti. Zaten
küçük bir kasaba olan Plevne yollarında yayaların bile geçmesi zorlaşmıştı. Plevne’yi kuşatan
Rus ordusuna karşı asker “Allah Allah” sesleri arasında hücuma geçti. Sayı ve silâhça
kendilerinden kat kat fazla olan düşman ordusunun birinci hattını kahramanca yardı. Ancak
Ruslar, asker ve silâh çokluğunun yanında, ayrıca devamlı takviye alıyordu. Bu çıkış harekâtı
sırasında Gazi Osman Paşa'nın atı isabet alarak öldü. Kendisi de bacağından ağır yaralandı.
Açlık, hastalık, yardımın gelmemesi ve maiyetinde her türlü fedakârlığı gösteren askerin
harcanmaması düşünceleri, Gazi Osman Paşa'yı teslime mecbur etti. Yarası, Vizsuyu
kenarında bir evde sarılırken, Rus generali Ganetski tarafından esir alındı. Az sonra Rus
Başkumandanı Grandük Nikola, askerî tören yaptırarak, askerlik ve esirlik kaidelerine aykırı
olmasına rağmen, Osman Paşa'nın kılıcını iade etti. Heyecan ve samimiyetle takdir ve parlak
savunmasından dolayı tebriklerini bildirdi. Azamî hürmet göstermeye çalışan Nikola, Osman
Paşa’ya:
“Şu anda yeryüzünde bu kılıcı şerefle taşımaya hakkı olan tek insan sizsiniz” demekten
kendini alamadı.
Kısa bir süre sonra Rus Çarının bulunduğu karargâha getirilen Osman Paşa, Çar tarafından da

tebrik edildi. Rusya’ya trenle götürülen Osman Paşa, trende Rus subaylarıyla harp ve askerlik
üzerine Fransızca sohbetler etti. Rusya’ya varışında, ülke içinde istediği yere gidebileceği
bildirildi. Gazi Osman Paşa, bazı Türk illerini gezdi. Her gittiği şehirde devlet reislerine
yapılan merasimle karşılanıp uğurlandı.
Gazi Osman Paşa, bir müddet sonra Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın teşebbüsleri neticesinde
Rusya’dan İstanbul’a döndü. İstanbul’a gelişte halk tarafından büyük sevgi ile karşılandı.
Sultan İkinci Abdülhamid Han, göz yaşları içinde alnından öptü ve kendisine; “Sen benim
yüzümü bu dünyada ak ettiğin gibi, Allah da senin yüzünü iki cihanda ak etsin” diye dua etti.
Serasker oldu. Yedi yıl bu görevde kaldıktan sonra Sultan İkinci Abdülhamid Han tarafından
Mâbeyn Müşiri (Saray Mareşalliği) görevine getirildi.
Ölünceye kadar bu görevde kaldı. Törenlerde, Padişahın arabasında ve ona karşı otururdu.
1900’de 68 yaşında vefat etti. Kabri, Fâtih Câmii avlusundadır. Türbesini, onu çok seven
Sultan İkinci Abdülhamid Han yaptırmıştır.
Gazi Osman Paşa, temiz ahlâkı, kahramanlığı, samimi Müslümanlığı ve devlete olan bağlılığı
ile günümüze kadar sevgi ile anılmıştır. Adına yazılan Plevne veya Gazi Osman Paşa Marşı
hâlâ söylenmektedir.
GÂZİ OSMAN PAŞA MARŞI
Tuna Nehri akmam diyor,
Etrafımı yıkmam diyor,
Şanı büyük Osman Paşa,
Plevne’den çıkmam diyor.
Karadeniz akmam dedi.
Ben Tuna’ya bakmam dedi.
Yüz bin Moskof gelmiş olsa,
Osman Paşa korkmam dedi.
Kılıcını vurdu taşa,
Taş yarıldı baştan başa,
Şanı büyük Osman Paşa,
Askerinle binler yaşa.
Düşman Tuna’yı atladı,
Karakolları yokladı.
Osman Paşa’nın emrinde,
Beş bin top birden patladı.

PLEVNE SAVAŞLARI:
Doksan üç savaşı olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda, Tuna boyundaki
Plevne'de Gazi Osman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun, üstün düşman kuvvetleri
(Rusya ve Romanya) karşısında gösterdiği kahramanlık örneği olan savaşlara verilen addır.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı başlarken, Rusların savaş tasarılarına göre, sağ kanadı teşkil
eden Krodner komutasındaki birlikler, Niğbolu'dan Plevne'ye kadar Vid Suyu hattını işgal
ederek Vidin'de bulunan Osman Paşa'ya karşı bir cephe meydana getireceklerdi. Bunun için
de önce Niğbolu'nun ele geçirilmesi gerekiyordu. 3 Temmuz’da başlayan Niğbolu saldırısında
Ruslar başarı kazandılar. Osma ırmağının sol sahilinde mevzilenen üç tabur Osmanlı piyadesi
Rus süvarilerinin arasında geçerek Plevne'ye çekilmeyi başardılar. Ruslar Niğbolu'yu ele
geçirdikten sonra bu mevzi üzerine yöneldiler. Krodner kumandasındaki General Schildner
tümenini Plevne üzerine sevketti. Schildner de Plevne gibi açık bir şehirde zayıf bir muhafız
kıtası bulacağı düşüncesinde idi. Halbuki Osman Paşa, Rusların Zimniçe'den Tuna'yı aştıkları
haberini aldığından beri, Rus kuvvetleri Doğu ordusu ile birlikte nasıl bir çember içine almayı
tasarlarken, Bulgaristan ve Balkan Yarımadası içine açılan yolların kavşağı olan Plevne'nin
askeri önemini de tespit etmiş bulunuyordu. Bu sırada serdar-ı ekrem Abdülkerim Nadir
Paşa'dan aldığı emir üzerine Niğbolu'ya yardıma yetişmek maksadıyla derhal yola çıkmıştı.
Ne var ki geç kalınmış olduğundan ilk hamlede Plevne'yi tutmak gayesiyle ve süratle bu
mevziiye yöneldi. Plevne savunmasının çeşitli safhaları vardır:

BİRİNCİ PLEVNE SAVAŞI:
Osman Paşa, cebri yürüyüşle Rahova üzerinden Plevne'ye geldi. Osman Paşa, Plevne
çevresinde 15.000 savaşçı ile 58 parça top toplamak kudretini de göstermiştir. Bütün
birliklerini Vid Suyu'nun sağ sahilini tahkimde kullandı.
8 Temmuz’da Ruslar, 12.000 asker ve 70 parça topla Plevne'nin kuzey ve doğu kesimlerinden
saldırıya geçtiler. Rus piyadeleri açıktan, uzun kollar halinde hücuma geçiyorlar ve Osmanlı
askerinin şiddetli ateşi altında eriyorlardı. Ruslar 3.000 kişi kaybederek çekilmek zorunda
kaldılar. Osmanlıların kaybı ise 1.000 kadar şehitten ibaretti. Rusların Osma Çayı'na doğru
çekilişlerinde Osman Paşa onları takibe kalkışmadı. Sofya ile Vidin yollarını denetimi altında
tutacak tedbirleri alırken, Plevne'nin kuzey ve güney kesimlerini de tahkim ederek iki
kanadını Vid Irmağı'nın sağ sahiline dayatarak Plevne'yi müstahkem ve heybetli bir ordugâh
haline getirdi. İhtiyat kuvvetleri ile levazım ve cephaneyi de buraya taşıttı.

İKİNCİ PLEVNE SAVAŞI:
8 Temmuz yenilgisinden sonra Grandük Nikola, Krodner'i Şakovoski tümeni ve Skobelef
süvarileri ile takviye ederek bütün güçleriyle saldırı emrini ermişti. Krodner'in emrinde şimdi
35.000 savaşçı ve 170 parça top vardı. Buna karşılık Osman Paşa'nın 20.000 askeri ve 58 topu
bulunuyordu. Savaş 17 Temmuz’da başladı. Ruslar yine iki koldan saldırıya geçtiler. Yalnız
saldırı kuzeydoğu ve güneydoğu doğrultusunda yapıldığından, cephe daha mahdut
sayılabilirdi. Bu savaşta Rus topçusunun sayıca üstün olması, Osmanlı toplarının uzun
menzilli oluşları ve piyadenin de toprak tabyalar arkasında gizlenmiş bulunmaları yüzünden
bir işe yaramamıştı. Rus piyadelerinin ise boşuna bir gururla kalabalık yığınlar halinde, boy
hedefi teşkil etmeleri, Osmanlı topçusunun yıldırım gibi tesir etmesine ve onları orak gibi
biçmesine yaramıştı. Bu zor durumda gece, Ruslara yardımcı oldu. 19 Temmuz sabahı
Rusların ricatı o kadar intizamsız idi ki ufacık bir takip, kesin bozguna yol açabilirdi. Ancak,
Osman Paşa'nın bu savaşta bütün yedeklerini kullanmış olması, kolordusunda süvari
birliklerinin bulunmayışı, bu fırsatın kaçırılmasına sebep oldu. Ruslar 7.300 ölü vermişler,
buna karşılık Osmanlıların kaybı 2.200 şehit ve yaralı olarak tespit edilmişti.
18 Temmuz zaferinden sonra Osman Paşa, gerek Livaç yoluyla Şıpka'da bulunan Süleyman
Paşa ile gerek, Tırnova yoluyla Mehmed Ali Paşa ile birleşmek için harekete geçmesine
müsaade edilmesini istediyse de İstanbul'dan gelen kesin emirde Plevne'yi müdafaaya devam
etmesi bildiriliyordu. Osman Paşa bunun üzerine tahkimata devam etti. Vidin ve Sofya'daki
ihtiyatlarını Vid Irmağı'nın sol sahili üzerinden karargahına getirtti. Ağustos ortalarında
emrindeki küçük Osmanlı ordusu 40.000'i bulmuştu. Plevne müstahkem mevkii ise kuzeyde
Bukova, doğuda Griviçe, güneydoğuda Radişev, güneybatıda da Krışin olmak üzere başlıca
dört bölümden oluşuyordu.
Bu sırada Plevne önündeki Rus-Romen müttefik ordusu 100.000 asker ve 450 parça topa
yükselmişti. Bu orduya Romanya prensi Karol şeklen kumanda ediyor, ordunun kurmay
başkanlığını Rus generali Zotof yapıyordu.
Müttefiklerden Romenler, Vid ile Iskar arasındaki sol kanada yerleşmeye cesaret edemediler.
Böylece düşman kuvvetler Vid Irmağı'nın sağ sahilinde sağlam bir şekilde tutundular.
Mevsim ilerlemekte olduğundan genel karargâh kuzey, doğu ve güneyde bulunan
kolordularını Osmanlı mevzilerine yaklaştırma kararını aldı. Bunu gören Osman Paşa, 19
Ağustos’ta Plişat üzerinden ilk huruç hareketine girişti ise de fazla kayıp verdiğinden geri
dönmek zorunda kaldı. Buna karşılık Skobelef ile İmeretinski 21-22 Ağustos’ta Livaç
mevkiini zapt ederek Osman Paşa'nın muvasalasını kestiler. Rus karargâhı artık kesin sonuç
alma zamanının geldiğine kanaat getirmişti. Bunun için de Çar ile Grandük Nikola

karargahlarını batı ordusuna naklettiler. Kesin hücum günü Çar'ın doğum günü olan 31
Ağustos olarak tespit edildi. Ayın 26'sından itibaren Romenler sağda 4. ve 9. kolordular
merkezde, Skobelef ve İmeretinski kuvvetleri soldan hücum kollarını harekete geçirdiler.

YEŞİL TEPELER SAVAŞI:
26-29 Ağustos günlerinde Rus topçusu kesif bir bombardımana başladı. Osmanlı topçusu ise
buna, idare ederek cevap veriyordu. Osman Paşa toplarını seyyar tabyalar haline
getirdiğinden, daha tesirli bir ateş sistemi kurmuştu. Piyadelerini de kendi buluşu olan gömülü
toprak siperler ardına gizlediğinden Rus topçu ateşi tesirsiz olduğu halde Rus piyadeleri
açıkta bulunduklarından büyük kayıplara uğruyorlardı. Topçu ateşinin gerekli tesiri
yaratamaması kesin hücum tarihinin 31 Ağustos’a alınmasına sebep oldu. Ayın 31. günü
sabahı başlayan hücumda Romenler Griviçe'nin kuzeyinde büyük bir bağımsız istihkamı zapt
ettiler ve bunu Rusların desteği ile koruyabildiler. Sol kanatta bulunan Skobelef ile
İmeretinski Leontief'in süvari birliklerinin himayesinde Krışin Tepesi'ne doğru saldırıya geçti
ve tepedeki iki bağımsız istihkamı daha ele geçirmeyi başardı. Bu sırada Osmanlı müdafaası
merkezde bütün saldırıları kırmış, Rusları çekilmeye mecbur etmişti. Böylece serbest kalan
Osmanlı ihtiyat kuvvetleri, Skobelef üzerine yöneldiler. Bu durum karşısında Rus generali
taarruzu durdurmak zorunda kaldı. O geceyi istihkamlarda geçiren Ruslar, 1 Eylül sabahı
çekilmeye başladılar. Bu yenilgi Rus ve Romenler için pek ağır olmuştu. Onların 22.000
kişiyi bulan kayıplara karşılık, Osmanlı yaralı ve şehitleri 4.000 civarında idi. Skobelef ise
piyadesinin yarısına yakınını kaybetmişti.
ÜÇÜNCÜ PLEVNE SAVAŞI:
Bu yenilgiden sonra Ruslar müttefikleri Romenlerle birlikte 7 Eylül’de tekrar saldırıya
geçtiler. 11 Eylül’e kadar süren topçu ateşi altında Osmanlı mevzilerine yaklaşan düşman,
neticeyi 11 Eylül’de almaya kalkıştı. Birbiri ardına yaptığı üç taarruzla Kayalı Dere
mevzilerine girmişlerse de verdikleri 20.000 kişiyi bulan ağır zayiat üzerine çekilmek zorunda
kaldılar. Bu başarılar üzerine Sultan II. Abdülhamid 21 Eylül’de Osman Paşa'yı gazi unvanı
ile taltif etti.
DÖRDÜNCÜ DERE (ABLUKA) (13 EYLÜL- 10 ARALIK 1877):
Rus genel kurmayı, Osman Paşa'yı savaş meydanında yenilgiye uğratamayacağı sonucuna
varınca, daha tesirli bir tedbir almaya karar verdi. Plevne kuşatması komutanlığına çağırılan
Sivastopol müdafii Todleben, Plevne mevziini abluka altına alarak, açlık sonunda teslim
olmayı zorlamayı tasarladı. Bu maksatla Rus ve Romenlerin ne kadar ihtiyat kuvvetleri varsa
Plevne'de toplandı. Gorko komutasındaki bir ordu Vid Irmağı'nın sol sahiline gönderildi. Bu

ordunun görevi Osman Paşa'nın Ekim başına kadar aldığı 30 tabur takviye kıtaatı, erzak ve
mühimmat damarı olan Sofya- Vidin yolunu kesmekti. Gerçekten de Gorko, Ekim ortalarında
Dubinik ve Teliç'te elde ettiği başarılarla istenen sonuca ulaşmış oldu. Tedleben, bunun
üzerine Osman Paşa'nın mukavemetinin kırılmasının artık gün meselesi olduğunu bildirdi.
Birkaç gün önce de 7 Ekim’de 15 tabur piyade, 2 süvari alayı, 12 top ve 500 arabalık son
imdat kuvveti Rus hatlarını yararak Plevne'ye girmişti. 24 Ekim’de ise Rus kumandanlığı 6
tümen ve 4 alaydan oluşan 100.000 piyade, 5 süvari tümeni, 609 top ve 35.000 kişilik Romen
kolordusu ile 75 km.'lik bir çember meydana getirmiş bulunuyordu. Osman Paşa bu durumda
dahi imdat kuvvetlerinin yetişeceği ümidi ile direnme kararında idi. Bu arada Skobelef yeni
bir taarruzla Yeşil Tepeleri işgal etti. Ruslar 40.000 savaşçı ve 10.000 de toplama askerle
kuşatmada dayanan Osman Paşa'nın zahiresi 22 Kasım’da tamamen tükenmiş birkaç günlük
erzak kalmış, hayvan yemi sıkıntısı da baş göstermişti. Cephane ihtiyatları da bitmek üzere
idi. Bu günlerde (22 Kasım) Elena Geçidi'nde Çareviç ordusunu Rus Balkan ordusuna
bağlayan kolorduyu yakalayıp yenilgiye uğratan Süleyman Paşa'ya Plevne yolu açıldı ise de
o, Osman Paşa'yı kurtarmak yerine doğruca ilerleyeceği halde, Rusçuk'a yöneldi ve Ziştoyi
civarında feci bir yenilgiye uğradı.
Süleyman Paşa'nın yenilgiye uğradığı haberi gelince, Osman Paşa için yapılacak iki iş
kalmıştı. Teslim olmak ya da bir huruç hareketine girişerek son kahramanlığı da göstermek.
Osman Paşa ikincisini tercih elti. 30 Kasım gecesi tümen ve alay komutanlarını, kurmay
başkanı Mirliva Tahir, Hasan, Adil, Ahmed, Ömer ve Ali paşaları karargahında toplayarak
düşüncelerini anlattı. Onların da muvafakatlerini alarak varılan kararı bir mazbata ile tespit
ettirdi. Bundan sonra ordusunu iki gruba ayırdı. Birinci ve yarma hareketini yapacak olan
vurucu gurubun komutasını üzerine aldı. İkinci grubu ise toplama askerleri yaralı taşıyan
arabaları ve Plevne'nin 300 hane kadar olan Türk halkı teşkil ediyordu. Osman Paşa mevcut
silah ve yiyecekleri bütün askerine dağıttıktan sonra Vid Irmağı üzerine öküz arabalarından
birkaç köprü attırdı. 9 Aralık’ta ağırlıkları, ihtiyatları ve ikinci grubu köprü başlarına indirdi.
O gece ezani saat 2'de yarma hareketine girişti. Saat 10'da Vid Suyu'nu aşarak düşmanın
birinci muhasara hattını yardı ve tespit ettiği yerde birlikler içtima ettiler. Bunun üzerine
ikinci grup harekete geçti. Ancak bu kafile, yapısı itibarıyla ağır hareket ediyordu. Köprülerin
orta yerine geldiklerinde sol kanattan düşmanın topçu ateşi ile karşılaşınca dalgalandı. Osman
Paşa, vurucu birliklerine saldırı emri verirken, ikinci grubu da düşmüş olduğu vartadan
kurtarmaya çalışıyordu. Birinci grup ikinci düşman hattını da yarıp 1.000 m. kadar ilerlemişti
ki, yeni bir kuşatma hattı ile karşılaştı. Burada kanlı bir savaş başladı. Çevredeki Rus ve
Romen birlikleri de yardıma koştular. Topçu ateşi altında sürdürülen savaş korkunçtu.
Bu sırada Osman Paşa'nın atı bir şarapnelle devrildi ve kendisi sol bacağından yaralandı.
Onun düştüğünü gören askerlerin maneviyatı birden çöktü. Osmanlı saflarında dağılma
alametleri görüldüğü gibi Romenler ikinci gruba dahil birlikleri şose üzerinden teslim almaya
başladılar. Bu durumda tümen ve alay komutanlarının da müracaatları üzerine Osman Paşa
ister istemez teslim olmak üzere karargahına beyaz bayrak çekti. Osman Paşa metbu

hükümdarına baş kaldırmış olarak telakki ettiği Romanya prensi Karol'e teslim olmayı
reddederek kılıcını Todleben'e verdi. Böylece 32.000 muhariple 80 top Rus ve Romenlerin
eline geçmiş oldu. Osmanlı tarihinin en şahametli müdafaa savaşlarından biri de 156.
gününde, 10 Aralık 1877 Pazartesi günü sona ermiş oldu.

Paşa’nın Rus Çarı ile Görüşmesi
Bu arada teslim bayrağının çekildiği gün Rus generalleri gelerek Osman Paşa’yı kulübesinden
alarak araba ile kasabada bulunan imparatorun evine götürdüler. Paşa kendi eliyle teslim
etmemek için kılıcını arabada bırakmıştı. Sağ koltuğunda ordu baştabibi miralay Hasip Bey ve
solunda hizmetçisi Yunus Bey olduğu halde binanın kapısına geldikleri zaman 150 kadar Rus
subayı Bravo Osman diye bağırarak o büyük komutanı selamlamışlardı.
Çar II. Aleksandır ile Rus orduları başkumandanı Grandük Nikola, yanlarında birkaç general
olduğu halde Osman Paşa’yı ayakta bekliyorlardı. Paşa’nın içeri girmesiyle imparator ona
doğru gitmiş ve kendisini askerce selamlayan Paşa’nın elini sıktıktan sonra tercüman
vasıtasıyla aralarında şu konuşma geçmiştir;
-Tercüman: imparator hazretleri soruyorlar. Nereye gidiyordunuz? 160.000 kişilik bir ordu ile
çevrili olduğunuzu bilmiyor muydunuz?
-Osman Paşa: Biliyordum. Fakat ordunuzu yarıp geçeceğimi ümit ediyordum.
-Size haber gönderdik. Silâhlarınızı neden teslim etmediniz?
-Devletim bana düşmanı çok gördüğün vakit silâhını teslim et demedi. Bilâkis o silâhı son
gücüme kadar kullanmamı emretti. Bazı durumlarda düşman çok olduğu halde yine
kazanılıyor. Nitekim bizim sizinle olan muharebelerimiz gibi.
-Kılıcınız nerede?
-Arabada unuttum.
Yaverine emrederek getirttiği silâhı eline alan imparator tercüman vasıtasıyla,
-Bravo. Sizin gibi bir kumandanın kılıcı alınmaz. Kılıcınızı size iade ediyorum. Rusya’da
bulunduğunuz süre içinde bir mareşal gibi kabul olunmanız için emir veriyorum. Gidiniz,
istirahat ediniz, tekrar görüşürüz diyerek kılıcını iade etti.

Gazi Paşa odadakileri selamlayarak adamlarının yardımı ile kapıdan çıkarken sayıları daha da
artan Rus ve Romen subayları Bravo Osman diye bağrışıyorlar ve elindeki şimşir dallarını
Paşa’ya takdim ediyorlardı. Paşa da aynı nezaketle kendilerine mukabelede bulundu.

Paşa’nın Esaret Günleri
Osman Paşa önce bir eve yerleştirildi ise de o gün akşama doğru Begot’taki Rus karargâhına
nakledildi. Orada kendisi için bir general çadırı kurulmuş ve temiz bir de yatak hazırlanmıştı.
Akşam sabah hademeler vasıtasıyla yemek gelir ve her akşam yemeğe giderken Grandük
uğrayarak Paşa’yı ziyaret ederdi. Grandük’ün bu muamelesinin altında kalmak istemeyen
Paşa, kır tayını Hasip Bey vasıtasıyla hayvan meraklısı olan Grandük’e hediye etmiştir.
Paşa çadırda iken birçok Rus generali kendisine nezaket ziyaretinde bulundu. Bir gün
başkumandan Grandük Nikola ile meşhur istihkâm subayı Totleben, Paşa’yı ziyarete geldiler.
Söz yine harp olaylarına gelince Rus başkomutanı, Paşa’nın akıl erdiremediği bazı hareketleri
hakkında sorular sordu ve aralarında şöyle bir konuşma cereyan etti:
-Grandük: Pelişad taarruzunu niçin yaptınız?
-Gazi: Bir keşif için, başka çare yoktu.
-Lofça tarafına niçin o kadar tabya yaptınız?
-Dikkatinizi oraya çekmek için. Çünkü Griviçe tarafı çok sıkıştırılıyordu.
-Küçük Dibnik’den askeri niçin çektiniz?
-Bu yer küçük olduğundan bilinir ki kolay keşf olunurdu.
-Size teslim olmanız için bir mektup göndermiştim. Ona niçin o kadar sert cevap verdiniz?
- (Paşa hafifçe gülümseyerek) benim yerimde siz olsaydınız nasıl cevap verirdiniz?
-Haklısınız, ben de sizin yerinizde olsaydım aynı şekilde cevap yazardım. Mamafih şu ciheti
de samimi bir surette itiraf edeyim ki ben, sizin tâbiye ve askerlerinizi sevk ve idaredeki
maharetinizden pek çok istifade ettim.
-Mübalağa buyuruyorsunuz ekselans.
-Namusum üzerine söylüyorum

Bu arada Totleben lafa karışır ve aralarında kısa bir konuşma geçer;
-Çok, sıkıntı çektiniz, yoruldunuz.
-Hayır sıkıntı çekmedik ve yorulmadık.
-Sivastopol’da Malakof tabyasında benim başıma geldi. O vakit kaymakamdım. Böyle
kuşatmalar bir komutan için zorluk ve sıkıntı verir.
-Hayır, hakikaten zahmet ve sıkıntı çekmedim.
Bir hafta kadar bu çadırda dinlenen Gazi Osman Paşa, sonra Kişnefe götürülüp bir ay da
orada kaldı. Ardından Harkof kasabasına giden Paşa, bir süre orada bir otelin özel dairesinde
misafir oldu. Burada fevkalâde denecek derecede iyi muamele gören Paşa’yı imparator hemen
her gün ziyaret etti. Gazi, burada kaldığı zaman zarfında gittiği her yerde yediden yetmişe
herkesin büyük bir ilgisiyle karşılaşmış, daha sonra trenle Rusya’ya gönderilmiştir.

İstanbul’a Dönüşü ve Ölümüne Kadarki Hayatı
Plevne’de gösterdiği üstün başarılar sebebiyle dünyanın takdirini kazanmış olan Gazi Osman
Paşa’nın esareti Padişahı da ziyadesiyle müteessir etti. Bunun için Sultan II. Abdülhamid,
Harbiye Nazırı Rauf Paşa’yı özel bir görevle Petersburg’a gönderip Osman Paşa’nın
İstanbul’a gönderilmesi için ricada bulundu. Padişahın bu ricasının imparator tarafından kabul
edilmesiyle Osman Paşa Nazır ile beraber 1878 Martının başlarında İstanbul’a geldi. Halk
tarafından sıcak bir sevgiyle karşılanan Paşa, saray arabasıyla doğruca saraya gitti. Paşa’nın
bundan sonraki hayatını kendi kaleminden aktaralım:
Mâbeyn-i Hümayunda Padişahın huzuruna çıkma şerefine eriştiğimizde Padişahtan hüsn-i
kabul görerek Padişah tarafından bizim için verilen bir ziyafette bulunduk. Yemekten sonra
tekrar huzura alındık. Burada özel bir iltifat olarak güzel ve altın bir kılıç ve bir adet murassa
(kıymetli taşlarla bezenmiş) Osmanlı nişanı verilerek Hassa Müşirliği makamına atandık.
Mayıs 1878’de Mâbeyn-i Hümayun Müşirliğini de uhdeme alarak dört ay sonra bu görevle
beraber Seraskerlik Makamına tayin edildim. 1885 yılına kadar bu hizmete devam edip, bu
süre içinde iki defa toplam üç buçuk ay kadar mazul kaldım. 12 senelik müşirlik makamında
hizmetim sırasında Padişah-ı şahaneden bir nişan, bir imtiyaz nişanıyla, saltanatı zamanında
meydana getirilmiş küçük imtiyaz madalyasıyla diğer bir gümüş kılıç ve iki adet binek

hayvanı inayet ve ihsan buyurulmuştur. Ayrıca iki oğlumu damat edinmişlerdir. Şevket-meâb
hazretlerinden bu ana kadar görmüş olduğum iltifatın minnettarı bulunduğum cihetle daima ve
her durumda kendilerine sadık kalarak her bir emir ve fermanlarını canımı feda edercesine
yerine getirmeyi kendime borç edinmiştim.
Gazi Osman Paşa, yıllardan beri göğüs darlığı hastalığından muzdarip idi. Vefatından bir
buçuk sene evvel hastalığı krize dönüşmüş ve sonunda Paşa’yı yatağa mahkûm etmişti.
Hastalıktan kurtulamayarak 5 Nisan 1900 Perşembe günü vefat eden Gazi Osman Paşa,
vasiyeti üzerine Fatih Camii avlusuna defnedilmiştir. Ölümü gerek yurt içinde ve gerekse yurt
dışında büyük bir teessürle karşılanmış, kendisine duyulan sevgi ve saygının bir neticesi
olarak adına şiirler ve marşlar söylenmiş, ismi kasabalara, semtlere ve okullara verilmiştir.
Osmanlı askeri tarihinde yapmış olduğu başarılı hizmetlerinden ve kazanmış olduğu haklı şan
ve şöhretinden dolayı o her zaman için saygı ve hürmetle anılmaya devam edecektir.

Osman Paşa ve Ordusu Hakkında Kısa Değerlendirme
Meşhur İngiliz komutanı General Sir Con. D. P. Frenç’in ifadesine göre; Plevne’yi
kahramanca müdafaa etmiş olan o büyük asker, mağlubiyet diye bir kelime tanımak
istememiş, olaylar en kötü bir şekil aldığı zaman bile itidali, sükunu ve itimadı sarsılmamıştır.
O, hiçbir zaman sinirli yaygaralarla takviye kıtaları, yardımlar istememiştir. Bu kuvvetlerin
kendisine yetişmesi mümkün iken, kıskançlık ve ihanet yüzünden bunlar ondan esirgenmiş ve
Osman Paşa kendi yağı ile kavrulmaya terk olunmuştur. Bütün bunlara rağmen ne kaçmak ne
de teslim olmak onun bir an bile aklına gelmemiş, onun müdafaa ve mukavemeti, başında
bulunarak bizzat idare ettiği çıkış hareketinde yaralanarak Rusların eline düşmesiyle de
sarsılmamıştır.
Osman Paşa’nın büyük bir komutan olduğu, bizzat Çar Nikola ve düşman komutanlar
tarafından da dile getirilmiştir. Osman Paşa ile görüşmesi sırasında Çar Paşa’ya; “Güzel
müdafaanızdan dolayı sizi tebrik ederim. Bu, askerî tarihin en güzel hadiselerinden birisi
olmuştur” diyerek takdirlerini ifade etmiştir. General Ganetski onunla görüştüğünde; “Sizi
tebrik ederim, yapmış olduğunuz hücum fevkalâdeydi” ifadesini kullandığı gibi, general
Sokoblef de Paşa’yı gördüğü zaman yanındakilere; “Bu çehre büyük bir kumandan çehresidir.
Gördüğüme son derece memnun oldum. Gazi Osman muzaffer bir kumandandır. Teslim
olmasına rağmen yine muzaffer sayılacaktır” diyerek takdirini beyan etmiştir.

Osman Paşa’yı yakından tanıyan Birinci Kolordu Başkâtibi Hikmet Bey’in Paşa hakkında
yazdıkları oldukça manidar ve değerlidir. Paşa’nın tahminen kırkbeş yaşında olduğunu ifade
eden başkâtip, onun ve ordusunun nitelikleri hakkında şunları yazmıştır;

“Osman Paşa, sağlam ve güçlü bir bünye, nurlu bir yüzde siyah sakalın bıraktığı mükemmel
bir görünüm, keskin bir zekânın ortaya çıkışını simgeleyen, herkesi kendisine hayran bırakan
üstün güzellik belirtileri kendisinde toplanmış olan namlı bir kahramandır. Onda çok yüksek
bir din sevgisi, vatan gayreti, askerlik mesleğinin gerektirdiği sebat ve cisim haline gelmiş
olan askerlik namusu vardı. Denilebilir ki zamanımıza gelinceye kadar gelmiş geçmiş bütün
şehidlerin ve mânâ büyüklerinin yüksek ruhları bir araya toplanmış ve böylece hepimizin
adını duyduğumuz meşhur Gazi Osman Paşa ortaya çıkıvermişti.
Gözleri iri ve siyah ve gayet dikkatli, derinlere işleyici ve her bakışında birtakım endişelerin
saklı olduğu bir kişi idi. Onun bakışları tüyleri ürpertici idi. Gözleri kahramanlık duyguları
sonucu kızarır ve adeta yumurta şeklinde bir yakutu andırırdı. Kahramanlığı ve milli şiddeti
sözkonusu olduğunda o yaralı bir arslanın kükremesini andıran bir hale dönüşürdü. Kısa süreli
düşünme fırsatı bulduğu sıralarda harp stratejisi ile meşgul olur, savaş vaktinde tüylerinin her
biri adeta kaza okları şekline dönüşür ve temiz siması arslanın kükremiş halini andırırdı.
Bu meselede nazar-ı dikkat ve hayreti en ziyade çeken husus şudur ki; Harbin ilânından sonra
çarpışmayı harikulâde bir şevk ile değerlendirerek vatanın kutsal toprağını muhafaza yolunda
imkânların son derecesine kadar gayret edeceklerini, direneceklerini ilân ve te’min eden
Osman Paşa ve kahramanları idi.
O ahd ve yemin üzerinde ayak direyen bir kuvvet olarak Plevne gibi arazisinin coğrafyası
gereği müdafaaya elverişli olmayan bir mevkii az müddet içinde yüksek bir duygunun eseri
olarak kazma ile, balta ile birçok sağlam yapılı kal’a gibi yaparak dünyanın akimı ve şuurunu
hayrete düşürmüş olan bu kahramanlar idi. Sekiz-dokuz ay gibi bir zamanda kendilerinin beş-
altı misli düşmana yiğitçe karşı koymuşlar ve böylece yiğitlik namusunu ve cengâverlik şânını
sonsuz ufuklara kadar çıkaran işte bu şanlı gaziler idi.
Pek çoklarının namusunu gözetip, buğdaylarının son tanesini, mermilerinin en sonuncusunu
tüketinceye kadar doğruluk ve dayanma meydanında kalmış olan işte bu askerler idi.
Ey Plevne gazileri! Ey bütün Osmanlıların yiğitleri, dilaverleri! Allah ve Peygamberimiz,
vatan ve milletimiz yerden göğe kadar sizden hoşnuttur.

Bugün yüksek kahramanlıklarının eseri olan hususa tâbi olduğumuz mübarek ecdadımızın
şehitlerinin ruhları dahi şâd ve razıdır. Vatan sizinle övünmekte, millet de sizin
minnettarınızdır. Tarihler nam ve şanınızla dolacak ve bir gün gelecek mazlumun intikamını
Allah alacaktır.
Ey Osman Paşa! Ey Arslan yürekli gazi! Senin gibi şanlı ve namuslu, temkinlerle dolu bir
kumandanın eşi ve benzeri olmayan faziletlerini öyle küçük bir risaleciğin sahifesi ve bir âciz
kâtibin fikirleri seni bütünüyle anlatmaya yeterli değildir”.
Son söz olarak; “Aferin ey şanlı ve metanetli Osman ki Allah dedin kılıcına dayandın, vatan
için al kanlara boyandın”.
Osman Paşa’ya Hitaben Padişah Tarafından Yazılan Telgrafın Sureti
Sadakatli müşirim Osman Paşa, Geçmişteki kahramanca hizmetlerine ilaveten yeni kazanmış
olduğun gazânla Osmanlılığın şânını ve ordumuzun şeref ve haysiyetini yücelttin. Hak teâlâ
ve Meflıar-ı enbiya her iki cihanda yardımcın olsun. Öz evlatlarım olan bütün komutan ve
subaylarıma ve övünç kaynağım olan muzaffer askerlerime ayrı ayrı selam ederim. Mertçe ve
kahramanca gazâlarıyla padişahlarını memnun ve mesrur ediyorlar. Cenab-ı Hak da
kendilerini sonsuz saadete eriştirsin ve İslam sancağının muhafazası uğrunda daima bu gibi
gazâlarda başarı kazanmakla dünyevî ve uhrevî yüksek mükâfatlara kavuştursun. Bu
hizmetinize mükâfat olarak şahsınıza bir kıta nişân-i Osmanî verdim. Ümera ve zabıtan
hakkında arzettiğin rütbe ve taltiflerin verilmesini irade ettim. İnşallahü teâlâ kahraman
erlerin hakları olan iftihar nişanlarını da döndüklerinde kendi elimle veririm. Bundan böyle
fevkalâde fedakârlık eseri gösteren ümerâ, zâbıtan ve erlerden, müstahak olacakları mükâfatı
derhal kendilerine vaad ve tebşir ederek, Dersaadet’ime arz etmeye yetkilisiniz. Tarafınıza
hususi memur gönderilmekle o vesile ile de cümlenize memnuniyet ve teşekkürümün
bildirilmesi kararlaştırılmıştır.

PLEVNE SAVAŞLARININ SONUÇLARI:

Plevne Savunması tarihin akışını değiştiren birkaç olaydan biridir. Osman Paşa 5 ay süre ile
Rusları durdurarak ilerlemelerini geciktirmiştir. Ancak bu şehrin düşmesi Osmanlılar
açısından 93 harbinin kaybedilmesinin önünü açmıştır. Zira Osmanlılar stratejik hata ve
başarısız bir savunma ile stratejik öneme sahip ve Bulgaristan ile Trakya topraklarının yolunu
açan Şıpka geçidini Ruslara kaptırmışlardı. Yine de geçidin çevresini askerlerle sarmışlardı.
Plevne'nin Osmanlılarca tutulması neticesi ele geçirilen bu geçide Ruslar takviye kuvvet
gönderemediklerinden savunma konumunda kaldılar. Buna rağmen Osmanlılar geçidi geri

almak için yaptıkları 2. ve 3.Şıpka geçidi muharebelerini kaybettiler. Plevne'nin düşmesi ile
Ruslar takviye kuvvetleri bu geçide göndererek 4.Şıpka Muharebesini yapıp geçit
çevresindeki Osmanlı kuvvetlerini büyük bir yenilgiye uğratıp İstanbul'a kadar ilerlediler.
Eğer Şıpka geçidini Osmanlılar tutabilip, 2. veya 3. Plevne Muharebelerinden birinde kaçan
düşmanı takip etselerdi, Balkan cephesinde her şey Osmanlı lehine değişebilirdi. Bununla
birlikte bu büyük savunma "Avrupa'nın hasta adamı" olarak bilinen Osmanlı İmparatorluğu'na
Batıda bir nebze hayranlık kazandırdı. Ruslara Berlin Konferansında pek de sempatik
olmayan muamele yapılmasının sebeplerinden biri oldu ve Osmanlıların bu konferansta
diplomatik başarı kazanmasının anahtarlarından biri oldu. Teslim olan Osman Paşa ise Rus
Çarı ve ordusu tarafından iyi bir şekilde karşılanıp başarılı savunması nedeniyle Ruslarca da
saygın bir muamele gördü, şehri teslim ederken Rus komutanlara teslim ettiği kılıcı askerlik
kuralları gereği başarılı muharebe çıkaran generallere gösterilen saygının bir ifadesi olarak
kendisine geri verildi. Savaş sonunda Osmanlı topraklarına geri dönen Osman Paşa II.
Abdülhamit tarafından başarısı nedeniyle saray mareşalliğine yükseltildi.
Bununla birlikte esaret koşullarının kötülüğünden esir düşen Osmanlı askerlerinin az bir kısmı
savaş sonunda sağ olarak ülkelerine dönebilmiştir.

KAYNAKÇA:
Pomak.eu.>board/indekx.php?topic=427.0…
Wikipedia/wiki/Plevne_Savunması
A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı: 19 Erzurum-2002

YORUMLAR

  • 0 Yorum