Sözer AKYILDIRIM

Sözer AKYILDIRIM

sozerakyildirim@hotmail.com

MİLLİ ŞEHİT: BOĞAZLAYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY

06 Haziran 2021 - 22:45

MİLLİ ŞEHİT: BOĞAZLAYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY
Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey,1884 yılında Beyrut’ta doğdu. Aslen Yenişehir Teselya
eşrafından; Karamürsel Aşar memuru Arif Bey’in oğludur. Antalya ve İzmir Liselerinde
okumuş, Mülkiye’den pekiyi derece ile mezun olmuştur. Mülkiye’yi bitirdikten sonra 1908’de
Beyrut Vilayeti Maiyet Memurluğuna dahil olan Kemal Bey,1909 yılında Cezair-i Bahr-i
Sefid maiyet memurluğunda stajını bitirip Kaymakam olmuştur. Bununla birlikte bir yıl
Rodos İdadisinde Türkçe ve Sosyal Bilimler Öğretmenliği yapmıştır.18 Aralık 1911’de asıl
mesleğine dönerek sırasıyla Doyran ,1912’de Gebze,1913’te Karamürsel,1915’te Boğazlıyan
Kaymakamı olarak görev yapmıştır. Son vazifesini ise 1918’de mütareke yıllarının karışık
ortamında devam ettirmiştir

Kemal Bey’in Yozgat ve Boğazlıyan’da göreve başladığı sıralar ve görevini sürdürdüğü
dönemde Anadolu’nun birçok noktasında eş zamanlarda Ermeni İsyanları ortaya çıkmıştır.
Osmanlı Devleti’nin harb-i umumiye’ye katılmış olduğu bu dönemlerde Ermeniler,
Anadolu’yu işgal etmeyi planlamakta olan Ruslara kılavuzluk yapmışlar bununla da
yetinmeyerek Rusların işgal eylemlerini kolaylaştırmak için bulundukları bölgelerde isyan
başlatmışlardır. Osmanlı Devleti ise Olağanüstü savaş şartlarında gerek mevzubahis olan
bölgelerde asayişi temin etmek gerekse sınır güvenliğini muhafaza etmek adına ‘’tehcir
kararı’’ almıştır. Bunun üzerine özellikle Kemal Bey’in görev yaptığı Yozgat ve Boğazlıyan
çevresinde Ermeni tedhiş faaliyetleri yoğunluk kazanmıştır. Mehmet Kemal Bey devletin
güvenliği ve Bekası adına sorumluluk almış ve Ermenilerin Türk ve Müslüman ahaliye karşı
planlamakta oldukları katliamlara engel olmak adına İstanbul’dan verilen emirleri yerine
getirmiştir.

Boğazlıyan Kaymakamı ve Yozgat Mutasarrıf Vekili olan Mehmet Kemal Bey, Ermeni
tehcirinde ölümlere sebebiyet verdiği iddiası ve idam isteği ile yargılanacaktı. Kemal Bey,
aynı iddia ile, daha önce Yozgat İstinaf Mahkemesi’nde yargılanmış ve beraat etmişti. Şimdi,
bu mahkemenin verdiği karar dikkate alınmıyor, yeniden Divan-ı Harp önüne çıkarılıyordu.
Devir öyle bir devirdir ki Kemal Bey’i savunacak bir avukat bile bulmak zordu. Fakat sadedin
Ferid adında cesaret sahibi bir dava vekili gönüllü olarak Kemal Bey’in müdafaasını üzerine
aldı.
Yozgat’ta beraat ettiğini ileri süren Kemal Bey’in yeniden yargılanmasına karar veren Divan-ı
Harb’in başkanlığını Hayret Paşa yapıyordu. Divan-ı Harp Savcısı Sami Bey görüşünü
kısaca anlattı:
‘’Yüksek Mahkeme heyeti, devletin temiz alnına sürülmüş olan lekeyi ancak bir şekilde
temizleyebilirdi. Herkes bilinen facialara ve mezalime sebep olanlar hakkında kanuni
gereklerin yapılmasıyla, yüzyıllardan beri Osmanlı Saltanatına refah ve saadet içinde yaşayan
gayrimüslim unsurların sebep oldukları olaylar, idari hatalardan çok, dış tesirlerden doğmuştu.
Dosyalardan ve yabancı basından aldığı bilgilere göre, Ermeniler çok iyi hazırlanmış
teşkilatlarıyla Osmanlı Vilayetlerinin en önemli ve sınır bakımından en tehlikeli bölgelerinde
bir takım mühim hareketlerde bulunmuşlardı. Bunun üzerine Savaş Hükümeti 1331 senesi

(1915) Mayıs’ında tehcire başvurmuştu. İşte bu tedbirsizlik sebebiyle, bazı kimseler şahsi
çıkarlarını düşünerek bilinen faciaları meydana getirmişlerdir.’’
Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyinde, savcıya göre en şiddetli cezaya çarptırılması
lazımdı 1 .
İstanbul’un işgal edildiği Damat Ferit Hükümeti’nin işbaşında bulunduğu bir ortamda,
İngilizlerin baskısıyla uygulanan ‘’Kurban Arama’ ’siyaseti sonucunda, Türk yöneticiler
hakkında yeniden soruşturma açılır. İtilaf Devletlerinin kontrolündeki İstanbul’da Ermenileri
göç ettirmeye zorlama suçu bahane edilerek vatanseverler her yerde aranır, sıkıştırılır.
Yargılamalar bir ‘’Ermeni İntikam Hareketine’ ’dönüşür. Daha sonra Atatürk ve silah
arkadaşları hakkında da idam verecek olan Nemrut Mustafa Divan-ı Harbi, Ermeni yalancı
şahitlerin delaletiyle Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Urfa Mutasarrıfı Mehmet
Nusret Bey, Diyarbakır Valisi Reşit Bey hakkında idam kararı verir. Dr. Mehmet Reşit Bey
soruşturma devam ederken Bekir Ağa Bölüğünden kaçar, yakalanacağını anladığı anda da 6
Şubat 1919 günü intihar eder. İlk idam edilen Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey
olur. Oysa görevini yapmakla yöre halkını katliamdan kurtarmıştır. Verilen hüküm 10 Nisan
1919 günü Beyazıt Meydanı’nda yerine getirilir. Urfa Mutasarrıfı Mehmet Nusret Bey de 5
Ağustos 1920 günü idam edilir.

Kemal Bey asılacağını öğrendiğinde kahramanca davranmış, ölmekten değil; sadece
çocuklarını ve ailesini geride yalnız bırakmaktan korkmuştur. ’Çocuklarımı asil Türk
Milletine emanet ediyorum. Eminim bu kahraman millet gereğini yapacaktır ‘’der.
Sahte mahkemelerin sahte şahitleriyle yargılanan vatansever Türk İdarecileri arasında yer alan
Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in hakkında verilen infaz kararının,10 Nisan
1919 Perşembe günü Beyazıt Meydanı’nda yerine getirileceği ilan edildikten sonra bu tarihi
ana şahit olmak isteyen yüz binlerce kişi Beyazıt Meydanı’nda yerine getirileceği ilan
edildikten sonra bu tarihi ana şahit olmak isteyen yüz binlerce kişi Beyazıt Meydanı’nda
toplanmaya başlamıştı. Herkes nefeslerini tutmuş bir noktaya odaklanmışlardı. Bu nokta
üstünde Daire-i Umur-ı Askeriye yazan Harbiye Nezareti Kapısıydı. Bu kapıdan çıkan
süngülü bir müfreze askerin ortasında MAĞDUR AMA MAĞRUR KEMAL BEY
YÜRÜYORDU.
Dalgalanan kalabalık bir anda sustu. Yüzü solgun bir renk almıştı.35 yaşlarındaydı. İdam
mahkumlarına mahsus beyaz gömleği giymiş ağır ağır yürüyordu. Metindi. Mukadderata
teslim olmuş gibiydi. Son sözü soruldu. O zaman, Kemal Bey, halka hitap etti:
‘’Sevgili vatandaşlarım! Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi
yaptığıma inancım vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki ben masumum, son sözüm
bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet
buna diyorlarsa, Kahrolsun böyle adalet!’’
Heyecandan boğulan çaresiz halk bir ağızdan cevap veriyordu:
‘’Kahrolsun böyle adalet!’’
‘’Benim Sevgili kardeşlerim, asil Türk Milletine çocuklarımı emanet ediyorum. Eminim ki bu
kahraman millet, elbette onlara bakacaktır. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin,
Âmin’’’
Halk hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Meydan tam bir matem havasına bürünmüştü. Manzarayı
küçük köşkün penceresinden seyreden Said Molla’nın cellatlara emri, Kemal Bey’in sözlerini
bastırıyordu.

Kemal Bey, bu mazlum Türk evladı, iskemlenin üzerinden kendini boşluğa bırakmadan birkaç
kelime daha söylemek imkânı buluyordu.
‘’Borcum var, servetim yok ’Üç çocuğumu millet uğruna yetim bırakıyorum. Yaşasın
millet!’’
Kemal Bey’in cesedini, beyaz bir kâğıt gibi sehpada sallanırken gören Ermeni komitacıları
sevinç çığlıkları atarak alkışlamaya başlamışlardı. Azgınlıkları son hadde varmıştı. Süngü
takmış Jandarmaların üstlerine yürüdüğünü görünce seslerini kesip dağılmaya başladılar.Artık
yapacakları bir şey kalmamıştı. Yapacaklarını yapmışlardı.
O gece, köşe başlarını İngiliz ve Fransız askerlerinin makineli tüfeklerle tuttuğu İstanbul’un
üzerine inen karanlık perde, Türklük namına utanç verici, felaket dolu bir güne son veriyordu:
Tarih 10 Nisan 1919’du.

Kemal Bey, vasiyetnamesinde şunları yazmıştı:
‘’Merhum sevgili oğlum Adnan’ın medfun bulunduğu Kadıköy Kuşdili çayırındaki
kabristanda yavrumun yanında gömülmemi diliyorum. Teyzem ve kardeşim Kadıköy’ünde
sakindirler. Teyzemin adresi Mühürdar Caddesinde 67 numaralı hanedir, adı İsmet Hanımdır.
Defin masrafı teyzeme tevdi buyrulmalıdır. Kabir taşım hamiyetli Türk ve Müslüman
kardeşlerim tarafından dikilmeli ve üstüne şöyle yazılmalıdır: ‘’MİLLET VE MEMLEKET
UĞRUNDA ŞEHİT OLAN BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL’İN RUHUNA
FATİHA! ‘’Perişan zevcem Hatice’ye, yavrularım Müzehher ve Müşerref’e muavenet
edilmesini, yavrularımın tahsil ve terbiyesine ihtimam buyrulmasını vatandaşlarımdan
beklerim. Babam, Karamürsel aşar memuru Arif Bey’de acizdir. Kardeşim Münir de
kimsesizdir. Bunlara da muavenet olunursa memnun olurum.
TÜRK MİLLETİ EBEDİYYEN YAŞAYACAK, MÜSLÜMANLIK ASLA ZEVAL
BULMAYACAKTIR. ALLAH MİLLET VE MEMLEKETE ZEVAL VERMESİN.
FERTLER ÖLÜR, MİLLET YAŞAR.İNŞALLAH TÜRK MİLLETİ EBEDİYETE KADAR
YAŞAYACAKTIR.
30 Mart 1335
Boğazlıyan Kaymakam-ı Sabıkı Kemal.’’
Kemal Bey’in alelacele idam edildiği günün, akşam karanlığında, İstanbul Limanı’ndaki
Fransız Savaş gemilerinden biri sefere hazırlanıyordu. Sevr Muahedesini görüşmek üzere
Avrupa’ya gidecek Osmanlı delegeleri, galip devletlerin dikte edecekleri şartların altına imza
atmak üzere hareket edeceklerdi.
Fransız gemisinin adı, baş tarafına iri harflerle yazılmıştı: DEMOKRASİ!
Kemal Bey’in hatırası milli vicdanda unutulmadı. TBMM’si14 Ekim 1922’de çıkardığı özel
bir kanunla, kendisini ‘’MİLL ŞEHİT’’ olarak kabul etti.

Kemal Beyin cenazesine bir Türk askeri birliği eşlik eder. Türklerin büyük şehidi Kemal Bey
yazılı çelenk taşınır. Tabut geçerken Kadıköy Karakolunun zaptiye efradı ‘’Bayrağı yarıya

indirerek’ ’askeri tören yapar. Askeri Tıbbiye Öğrencileri, Mülkiyeliler, eski Teşkilat-ı
Mahsusa ve Mim Mim gurubu mensupları, çok kalabalık bir halk kitlesi cenazeye katılır,
İngilizler halkın gösterdiği ilgiden telaşa düşer. Halk kendi arasında şehit ailesi için yardım
toplar. Tabut, gençlerin elleri üzerinde, muhteşem bir kalabalıkla Kuşdiline, Mahmud Baba
türbesine götürülür, oğlu Adnan’ın yanına defnedilir. Artık baba oğul yan yana yatacaklardır.
Kemal Bey’in Anıt mezarı 15 Aralık 1973 günü Mülkiyeliler Birliği tarafından yaptırılır.
Ermenilere zulüm yaptığı iddiası ile İşgalci İngiliz –Fransız makamlarının baskısı ile haksız
yere idam edilen Kemal Beyin aziz hatırası, aradan 102 yıl geçtikten sonra bugün hala
yüreklerimizi sızlatmaktadır.
SAYGI, SEVGİ VE RAHMETLE ANIYORUZ,RUHU ŞAD OLSUN…

YORUMLAR

  • 0 Yorum