YRD.DOÇ.DR.ENVER ARAS EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ

YRD.DOÇ.DR.ENVER ARAS EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ

HAZAR'DAN ARAS'A earas7660@hotmail.com

GÜNEY AZERBAYCAN'DA TARİH İLMİNE KISA BİR BAKIŞ* 1 --3

12 Mart 2022 - 21:17

GÜNEY AZERBAYCAN'DA TARİH İLMİNE KISA BİR BAKIŞ* 1 --3
           (...) R. Girşmen, bu haritada Manna hükûmetinin / devletinin ve Manna halkının yerini göstermemiş, boş bırakmıştır. Manna halkı olmadan Manna hükûmeti / Manna devleti olmaz.
              Halk olmayan bir yerde de devlet olmaz. Çok güçlü olan Mannalar, Aryaları kovmaktan aciz değillerdi. R. Girşmen';in, Gutti ve Lulubbilerin merkezi olarak Urmu / Urmiye Gölü';nün güneyini ve güneybatısını göstermesi de doğru değildir. Gutti ve Lulubbilerin asıl yerleştikleri yer, Urmu / Urmiye Gölü';nün Güneydoğu tarafları, Hemedan bölgesi ve Urmu / Urmiye Gölü'nün kısmen Güneybatı tarafları, yani bugünkü Mahabat bölgesinin bir kısmıdır.
          Fars şövenistlerinin ve kati nasyonalistlerin fikir birliği yaparak, Fars milletini üstün
bir millet olarak kabul etmesi demek; şişirilmesi demek; burada yaşayan diğer milletleri
ezmek, unutturmak ve millî hukuktan mahrum etmek demektir. Yukarıda gösterdiğimiz
şövenist tarihçilerin de tutum ve davranışları bu şekildedir. Yani, onlar Fars milletini esas
alarak üstün göstermektedirler. Farsların dışında kalan ve bugün İran adı verilen coğrafyada yaşayan bütün milletleri, Farsların menfaatine uygun olarak, her çeşit millî hukuktan mahrum etmektedirler. Hatta, Fars olmayan milletlerin varlığını görmezden gelerek, onların tarihlerini de inkâr etme yolun seçmişlerdir.
        Bu tarihçiler, tarih boyu Farsların, genellikle Aryaların varlığını kabul etmiş, onları
üstün tutmuş, diğer milletlerin, özellikle Türk milletinin varlığını görmek istememiştir.
Halbuki, Türkler, Samiler ve Aryalar 1000 yıldan beri, Orta Asya';da, yakın Doğu'da ve İran adı verilen coğrafyada yaşamakta ve varlığını devam ettirmektedir. Başta Türkler olmak
üzere, bu milletler, hususî bir tarihe malik olarak kendilerine has çeşitli medeniyetler kurmuş,birtakım tarihî olayları yaşamış ve bu olaylara fiilen katılmışlardır.
Bu üç milletten birini, yani Türklerin varlığını dikkate almadan bu geniş coğrafyada
yaşanan tarihî hadiseleri araştırmak ve açıklığa kavuşturmak mümkün değildir. Bu geniş
coğrafyada yaşayan milletlerin herhangi birini, özellikle Türkleri dikkate almadan, o
milletlerin tarihini tahkik etmek mümkün değildir. Tek taraflı bu yanlış tutum ve davranışlar,
şövenizmin taleplerine hizmet etmekten başka hiçbir netice vermez.
Bu geniş bölgenin tarihini Türkler, Sâmiler ve Aryalar el ele vererek yaratmışlardır.
Bundan dolayı adı geçen bu üç milletin mutlak varlığını ve tarihî hadiselerde iştirak
ettiklerini, faaliyet gösterdiklerini menfi [olumsuz] veya müsbet olumlu] bir şekilde
öğrenmek ve ortaya koymak mecburiyetindeyiz. Aksi halde, bu milletlerin tarihini ve bu
tarihlerde meydana gelen hadiseleri doğru ve düzgün olarak ortaya çıkartmak mümkün
değildir. Önemli olan muayyen bir siyasete lazım olan tarih uydurmak değil, tarihî hadiseleri
olduğu gibi, öğrenmek, öğretmek, incelemek ve açıklamaktır. Lâkin, ne yazık ki, aşağıda
isimlerini ve eserlerini verdiğimiz; Servan Kavyanpur, Tarih-i Umumi Azerbaycan [Umumî Azerbaycan Tarihi], Seyid İsmayıl Vekilî ;Azerbaycan Piş Ez Tarih ve Pes Ez Ant; [Tarihten Önce ve Tarihten Sonra Azerbaycan], Profesör Mehrin, Tarih-i Ermenistan [Ermenistan Tarihi], Artur Kristen Sen İran-ı Der Zeman-ı Sasaniyan; [Sasanîler Zamanında İran],Doktor Perviz Natil Hanleri, ;Tarih-i Zeban-ı Farsi; [Fars Dili Tarihi], Fransalı alim R.Girşmen ;İran Ez Ağaz Ta İslam [İran;ın Evvelinden İslam;a Kadar], Doktor Mehemmed Cevad Meşkur, ;Partiha ya Pehleviyan Kadim; [Partlar ve Kadim Pehleviler] gibi tarihçiler adı geçen eserlerinde belirttikleri gibi, bunlarla aynı görüşü paylaşan birtakım yazarlar da eserlerinde tek taraflı davranarak, Türkleri görmemiş, bütün tarihî hadiseleri Aryalara bağlamışlardır. Bu tarihçiler söz konusu eserlerinde Türk adını bile zikretmemişlerdir. Sanki Türk adlı bir millet İran adlı coğrafyada ve Orta Asya';da hiçbir zaman yaşamamıştır.
           Adı geçen tarihçiler bugünkü Türkleri ve başka ad verdikleri ulu atalarını da Aryayı
Nejad, yani kök itibariyle asil bir soy olan Fars olarak kaydetmekten çekinmemişlerdir.
Hasan Pirniya [Müşirüd dövle] gibi, bu tarihçiler de kadim devirlerde yaşayan Türklerin
varlığını itiraf etmek mecburiyetinde kaldıkları zaman da onların çok uzak coğrafyalarda yani,Ceyhun - Seyhun nehirlerinin ve Aral Gölü';nün doğusunda yaşadıklarını ifade ederler. Hatta bunlar, Türklerin bugünkü Orta Asya';da, Hazar Denizi';nin doğu, kuzey, batı taraflarında,Ural';ın doğusunda, Karadeniz'in kuzeyinde, İran'da ve Azerbaycan';da yaşadıklarını kabul etmez, inkâr eder ve ısrarla reddederler.
Bütün kadim / eski Yunan ve Rum tarihçilerinin yazdığı gibi, Türklerin ulu babaları
olan Sakalar (İşguzlar), Orta Asya ve Ceyhun - Seyhun nehirlerinden başlayarak Ural
Dağlarına kadar olan bölgede ve Hazar Denizi'nin doğusunda, kuzeyinde, batısında
yaşamıştır. Bütün bunların yanında Seyid İsmayıl Vekilî "Azerbaycan Piş Ez Tarih ve Pes Ez An [Tarihten Önce ve Tarihten Sonra Azerbaycan] adlı eserinde, Sakaların çok cengâver,savaşçı olduklarını ve Âran, Gürcistan ve Azerbaycan topraklarına sık sık baskın
düzenlediklerini kaydetmektedir. Vekilî, ;Saka ve Âsi; kelimelerini örnek göstermek
suretiyle Sakaların İranî bir dil kullandığını da iddia eder. 
Her şeyden önce Sakaların kullandığı bütün boy, yer ve şahıs adlarının Türkçe
olduğunu, Türk Sözü olduğunu söylemeliyim. İkinci olarak ;Sakalar;la (Türklerin ulu
babaları) ile, Âsileri (bugünkü Âsetinlerin ulu babaları) bir arada değerlendirmek doğru
değildir. Çünkü, birçok tarihçi ve dilci yazar, ;Saka; kelimesinin Türklere, ;Âsi; kelimesinin
ise, Aryayı Nejad';a, Fars'a ait olduğunu belirtmektedir.
     Sayın Vekilî kısaca, ;Sakaların soy kökünün, Aryayı Nejad'a yani, Farslara
dayandığını, dillerinin de İranî yani Hint Avrupa dillerinden olduğunu söylemektedir. Bu
fikir, bu düşünce, Türkleri tarih sayfasından silmekten başka bir şey değildir. Biz Sakalar
hakkında geniş bilgi vermeye çalışacağız. Böyle dünya görüşü ve şövenist bir bakışla yazılan Azerbaycan tarihinin doğru olduğunu kabul etmek mümkün değildir.
Bu durumun farkına varan birçok Azerbaycan aydını, yapılanların karşısında susup
seyirci kalamazdı. Nitekim, ilk defa şemsî 1324 [miladi 1908] yılında Azerbaycan halkının el
sever yiğit oğlu Feridun İbrahimî, İran';da Azerbaycan'ın Kadim Tarihi adlı değerli bir eser yazdı. Bu eserin yazılmasından yaklaşık elli yıl geçmiştir. Aradan geçen bu zaman zarfında tarih ilmi gelişmiş ve bu konuda çok mesafe alınmıştır. Ayrıca, bu geniş coğrafyada yapılan birtakım kazıntı / kazı çalışmaları da tarihî gerçeklerin üzerine çekilmek istenen sis
perdelerini kaldırmış, söz konusu bu geniş bölgenin tarihiyle ilgili yeni belgelerin ortaya
çıkarılmasına sebep olmuştur. Hususiyle kadim / eski Azerbaycan tarihinin gizletilmiş ve
karanlıkta kalmış gerçekleri az da olsa ortaya konulmuştur. (...)
1 Bu yazı, Tebrizli / Kirişli tarihçi, yazar Prof. Dr. Mehemmed Taki Zehtabî';nin İran Türklerinin Eski Tarihi adlı eserinin birinci cildinden alınmıştır. Arap alfabesiyle ve Tebriz Türkçesiyle yazılmış olan bu eser,tarafımızdan Latin asıllı Türk alfabesiyle Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Bundan sonra da seri halinde yayımlanacaktır.
2 Seyid İsmayıl Vekilî, ;Azerbaycan Piş Ez Tarih ve Pes Ez An; [Tarihten Önce ve Tarihten Sonra Azerbaycan],
s. 15.

YORUMLAR

  • 0 Yorum