YRD.DOÇ.DR.ENVER ARAS EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ

YRD.DOÇ.DR.ENVER ARAS EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ

HAZAR'DAN ARAS'A earas7660@hotmail.com

GÜNEY AZERBAYCAN';DA TARİH İLMİNE KISA BİR BAKIŞ* 1 -9-

14 Mart 2023 - 13:16

GÜNEY AZERBAYCAN';DA TARİH İLMİNE KISA BİR BAKIŞ* 1 -9-
2.4. El-Oba ve Şahıs Adları:
(…) Bir elin-obanın adını, kendi el-obasından alması gayet normal bir olaydır. Yine, o
elin-obanın başçılarının, rehberlerinin, dinî rehberlerinin, devlet ve hükümet büyüklerinin
kendi adlarını da, kendi ellerinin, kabile ve tayfalarının konuştuğu dilden almaları da gayet
normaldir. Tarihe baktığımızda bazen bu uygulamanın dışına çıkıldığını görürüz. Mesela,
İslam kabul edildikten sonra gerek Türkler ve gerekse Farslar arasında hem şahıs, hem de yer
adı olarak Arapça kelimeler de kullanılmıştır. Türkler ve Farslar arasında zaman içinde millî
hisler güçlendikçe, şahıs ve yer adı olarak Türkler tarafından Türkçe kelimelerin, Farslar
tarafından da Farsça kelimelerin kullanılması tercih edilmiştir.
Kadim Türk ellerinde el-oba ve şahıs adları olarak genellikle Türkçe ve Türkçeden
türetilen kelimeler kullanılmıştır. Bundan dolayı kadim el-oba, kabile, tayfa ve şahıs adlarının
ortaya konulması, anlamlarının açıklanması, o el-obanın, kabile ve tayfaların kök ve etnik
hususiyetlerini açığa çıkarır. Mesela, İşguz= İç Oğuz, Saka=sak=zirek [hareketli, hızlı,
hamarat, çalışkan, uyanık] ve ok kelimelerinin asıl anlamı öğrenildiğinde, o ellerin, o
kabilenin hangi köke, hangi etnik yapıya ait olduğu derhal anlaşılır. İşguz şahı, Leydi’de /
Lidya’da Madya ile savaşmış Kimmerlerin başçısı / lideri olmuştur. İşguz şahının adı
Toktamış’tır. Toktamış ismi de Kimmerlerin esasen Türk kökenli olduğunu açıkça
göstermektedir.
Demek oluyor ki kadim tarihlerden zamanımıza kadar gelip ulaşan şahıs, el, tayfa ve
kabile adlarının anlamlarını açıklamak, o ellerin, tayfaların, kabilelerin konuştuğu dili açıklığa
kavuşturmak, onların etnik kökenini bulmada büyük bir rol oynamaktadır. Bu sebepten dolayı
kadim el-oba ve şahıs adları, tarihî gerçekleri ortaya koymak ve tarihi tahrif etmenin önüne
geçmek için başvurulacak önemli kaynaklardan biridir. Bunu da kaydetmek lazımdır ki, tarihî
el ve şahıs adları çok nadir hallerde belirli siyasî uygulamalar ile kısmen tahrif edilse de
varlığını esasen sabit ve değişmez bir şekilde sürdürmüştür.
2.5. Yer Adları:
El-oba, tayfa, kabile ve halklar, yaşadıkları yer, ortam, ülke ve bölgenin dağ, dere, çay,
göl, orman, vadi, kale, köy, şehir ve benzerlerini kendi dillerine ait kelimelerle adlandırmış ve
adlandırmaya devam etmektedirler.
Ağızdan ağza, dilden dile sözlü olarak gelip ulaşan ve tarihî eserlerden öğrenilen eski
yer ve coğrafî adlar; ait olduğu devirlerden ve o devirlerde kullanılan dilden hatıra kalan
önemli belge ve bilgilerdir. Pehleviler döneminde başlatılan şövenist uygulamalar neticesinde
birçok Türkçe dağ, dere, vadi, çay, göl, orman, köy, kale ve şehir adları değiştirilmiştir.
Böylece eskiden kullanılan dil özelliklerini taşıyan yer adları değiştirilmek suretiyle
Farslaştırma uygulamalarını yürütmüşlerdir.
Demek oluyor ki, milattan 4 bin yıl önceye ait olan bütün kadim çay, dağ, dere, vadi,
göl, orman, kale, köy ve şehir gibi yer adları, dilimize ait birtakım değerleri barındırmaktadır.
Bütün bu değerleri dikkatle korumak ve gelecek nesillere aktarmak için çalışmak millî
görevlerimizin başında yer almaktadır.
Eski Azerbaycan Tarihine Giriş:
1. Mıntıkamızda ilk insanlar, cemaatler, devletler ve medeniyetler:
Gerek Kuzey Azerbaycan ve gerekse Güney Azerbaycan, Yakın ve Orta Şark
coğrafyasının ayrılmaz bir parçasıdır. Azerbaycan tarihi, ilk tarihî devirlerden beri, her zaman 
 2  .Yakın Doğu mıntıkası ve orada yaşayan halklar ile yakın bir ilişki hâlinde olmuştur. Bu
oldukça normal ve tabii bir durumdur. Bu durumu ayrı bir şekilde değerlendirmek yanlıştır.
Ona göre ki, eski devirler, bugünkü ilgi ve rabıta vasıtalarının olmamasından dolayı, birbirine yakın ve komşu olan, aynı mıntıkada yerleşen halklar birbiriyle çeşitli siyasî, iktisadî ve medenî ilişkiler kurmuş ve bu çerçevede birbirini etkilemişlerdir. Bu halklardan herhangi biri yazılı tarih sahnesine kadem koyduğunda, başka halkların da tarih sahnesine çıkmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla aynı mıntıkada yaşayan halkların tarihleri de birbirine az çok bağlı olarak gelişmiştir.
Bu gerçekleri her zaman nazara alarak Azerbaycan’ın ve Azeri halkının kıymetli ve en
eski tarihi yanında, bölgede yaşayan halkların da tarihini doğru ve düzgün araştırmak ve
öğrenmek şarttır. Bugüne kadar karanlık perde altında kalmış olan en eski Azeri tarihi ve bu
topraklarda yaşamış ilk insanların, cemaatlerin, toplulukların, halkların, milletlerin,
geliştirdikleri medeniyetlerin ve kurdukları devletlerin tarihini ortaya koymak mümkündür.
Azerbaycan’ın ve bölgemizin eski tarihi, 1. Tarih öncesi dönem 2. Eski ve en eski
tarihî dönem olmak üzere iki ana dönemden oluşmaktadır: Bizim amacımız bu eserde,
Azerbaycan Türk milletinin tarih öncesi ile, eski ve en eski tarihî dönemini mümkün olduğu
kadarıyla aydınlatmaktır. Kuzey Azerbaycan tarihçileri, Kuzey Azerbaycan coğrafyasında
yapılan çeşitli araştırma ve incelemeleriyle birtakım bilgi ve belgeler ortaya koymuşlardır.
Söz konusu tarihçiler halen araştırma ve çalışmalarını devam ettirmektedirler. Ancak, İran
Azerbaycanı’nda şimdiye kadar bu konularda doğru dürüst bir kazı çalışması yapılmamış,
yeterli araştırma ve inceleme ortaya konulamamıştır. Mesela, bu bölgelerde hangi
toplulukların, hangi halkların ve hangi milletlerin yaşadığını ortaya koymak için, dinî
eserlerde anlatılan Adem, Havva, Nuh Tufanı vb. gibi rivayetlere başvurmak ve bunlara cevap
aramak gerekmez. Aynı zamanda bizim gayemiz, bu bölgelerde ilk yaratılan insanlardan
kimlerin yaşadığını ortaya çıkarmanın yanında, bu bölgelerde yaşayıp tarihte iz bırakanları,
medeniyet kuranları ve hangi dilde konuştuklarını ortaya çıkarmaktır. Aynı zamanda bölgede
ve bölge etrafında yaşayan halkların Azerbaycan Türkleri üzerindeki etkilerini açıklığa
kavuşturmaktır.
Yakın ve Orta Şark’ın en eski tarihini araştıran Avrupalı tarihçilerin bazıları, Aryalar
bölgeye gelmeden iki-üç bin yıl önce Fars Körfezi’nin kuzey ve güneybatı sahillerinde kara
derili / siyah insanların yaşadığını, Aryaların da bu kara derili / siyahî insanları asimile
ettiklerini ifade etmektedirler. Bölgede son zamanlarda yapılan kazı çalışmaları neticesinde
elde edilen bilgi ve belgeler bu iddiaların doğru olmadığını ortaya koymuştur. Nitekim,
yapılan derin araştırma ve incelemeler, Aryalar’ın M.Ö. 900 yıl önceden başlayarak Yakın
Doğu bölgesine geldiklerini ortaya çıkarmıştır. Aryalar söz konusu bölgeye, özellikle Fars /
Basra körfezi kıyılarına geldikleri zaman diliminde bu bölgelerde Sami halkları, Elamlar ve
Sümerler yaşamaktaydılar. Sami halklarının dedeleri, M. Ö. 5. ve 4. bin yıl önce gelip
bugünkü Yemen, Hazar Denizi kıyılarına, Filistin’e, Gazze’ye, Aralık [Akdeniz] Denizi’nin
Güney Batısına, Hint Okyanusu’nun Arabistan Kıyılarına yerleşmiş ve buralarda
yaşamışlardır. Bir kısmı da Arabistan Çölleri’nin Güney, Batı ve Kuzey taraflarına yerleşmiş
ve göçebe bir hayat sürdürmüşlerdir. (...)
* 1 Bu yazı, Tebrizli / Kirişli tarihçi, yazar Prof. Dr. Mehemmed Taki Zehtabî'nin İran Türklerinin Eski Tarihi
adlı eserinin birinci cildinden alınmıştır. Arap alfabesiyle ve Tebriz Türkçesi'yle yazılmış olan bu eser,
tarafımızdan Türk alfabesiyle Türkiye Türkçesi'ne aktarılmıştır. Bundan sonra da seri halinde yayımlanacaktır.

YORUMLAR

  • 0 Yorum