GÜNEY AZERBAYCAN';DA TARİH İLMİNE KISA BİR BAKIŞ* 1 --4
(...) Bütün bu dediklerimizi dikkate alarak kadim / eski Azerbaycan tarihini yeniden
yazmak, merhum Feridun İbrahimî'nin yazdıklarını geliştirmek, genişletmek, karanlıkta kalan noktaları açıklığa kavuşturmak şarttır. Bununla birlikte yalan, yanlış bilgilerle ve tezlerle dolu eserleri yazan müelliflere de cevap vermek lazımdır. Elbette sözü edilen yalan yanlış bilgiler vermek ve iddia etmek gelecekte de devam edecektir. Tarih ilmi hiçbir zaman hareketsiz kalmaz. Her zaman hareket halindedir. Çünkü her geçen gün yeni bilgiler, yeni belgeler ortaya çıkmaktadır. Önemli olan bu yeni bilgi ve belgeleri açıklamak ve yayımlamaktır.
Kadim / eski Azerbaycan tarihini de belirli zaman dilimlerinde ara vermeden, devamlı olarak
yazmak ve yayınlamak gerekir. Böylece doğru bilgilerin üstünün örtülmesine engel olunur ve kaybolması önlenir. Geniş Azerbaycan topraklarında devamlı olarak ilmî kazıntılar / kazılar yapılmalı ve bu işler daima teşvik edilmelidir. Azerbaycan tarihi ile ilgili ortaya çıkarılan çeşitli eserler, her türlü taassuptan uzak ve olduğu gibi ortaya konulup yazılmalıdır.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği dağıldıktan ve Kuzey Azerbaycan müstakil bir
devlet olduktan sonra, orada faaliyet gösteren çeşitli ilmî dairelerde ve merkezlerde çalışan
tarih mütehassısları / uzmanları Azerbaycan'ın asıl tarihini ışıklandırmak yolunda büyük adımlar atmış ve atmaya devam etmektedirler. Yurdumuz Azerbaycan, dünyanın en güzel ve en zengin kadim / eski ülkelerinden biridir. Azerbaycan';ın bu özelliği, en kadim / en eski devirlerden başlayarak burada çeşitli medeniyetlerin yaranmasına imkân vermiştir.
Halkımızın yiğit ve alim oğlu Feridun İbrahimî bu konuda, Azerbaycan'ın Kadim Tarihi adlı eserinde şunları yazmaktadır:
Azerbaycan tabiatının güzelliği ve topraklarının verimli olması, atalarımızın dikkatini
çekmiş çok eski çağlardan beri buralara gelip yerleşmelerine sebep olmuştur. Azerbaycan,
tabiatın çeşitliliği, iklim şartları ve coğrafî bakımından yer küresinin en güzel ve zengin
bölgelerinden biridir. Azerbaycan';ın arazi yapısının güzelliği de iklim şartlarının çeşitli
olmasına sebep olmuştur. Azerbaycan'da çiftçilik için verimli ovaların, bağ ve bahçe için geniş arazilerin, hayvancılık için çok güzel meraların, çimenlerin yanında, çeşitli meyvelerin yetiştiği çok münbit / verimli / bereketli yerler de vardır. Azerbaycan;da mutedil, ılıman ve yağışlı bir ikliminin hüküm sürdüğünü de belirtmeliyim. Azerbaycan, çok kadim / eski zamanlardan beri büyük ve parlak bir medeniyetin ocağı gibi tanınmıştır. Ağ / beyaz saçlı kocaman dağları, yeşil ormanları, serin bulakları / kaynak suları, çeşmeleri, sarmaşık gibi ülkenin her tarafını sarmış ve zengin bir tabiat yaratmıştır. Dağların koynunda altın, gümüş,demir, bakır, alüminyum besleyip saklayan Azerbaycan, yanardağların [doğalgazın] ve kara kızıl [kara altın] olarak da adlandırılan petrolün vatanıdır.
Burada muhtelif hayvanlar, dünyada çok nadir bulunan çeşitli kuşlar mevcuttur.
Ormanlarında ve çöllerinde güzel kuşları, deniz ve çaylarında muhtelif cinsli balıkları,
çemenlerinde şifalı güzel çiçekleri, insanı hayran bırakmaktadır. Buna göre de Azerbaycan;ın
kadim / çok eski mesire yerleri ve tabiat bakımından güzellikleri dünyanın hiçbir ülkesiyle
mukayese edilemez dersek şüphesiz mübalağa etmiş olmayız. Ata babalarımız ;Odlar Ülkesi olarak da tanınan bu güzel Azerbaycan topraklarında çok eski zamanlardan beri yaşamaya başlamış ve bize bu aziz topraklar hakkında unutulmaz tarihî hatıralar bırakmışlardır.
Azerbaycan, Güney ülkeleriyle, Kuzey ülkeleri arasında yapılan çeşitli iktisadî ve
siyasî münasebetler neticesinde çok önemli bir mevki kazanmış ve bir merkez hâline
gelmiştir. Bu durum, Azerbaycan'ın muhtelif tabiat şartları ve güzellikleriyle birlikte halkın tarihini daha da zenginleştirmiştir. Ayrıca, Azerbaycan'ın medenî halklar arasında yüksek bir makama ulaşmasını sağlamıştır.
Tabiat örtüsü bakımından çok zengin ve iklim açısından dünyanın eşsiz bir bölgesinde
yer alan ve kendisine mahsus bir havaya malik olan Azerbaycan, haliyle bütün komşularından farklı olarak hiçbir yere bağlı olmayan bağımsız bir ülke olmuştur. Azerbaycan sınırları,Kafkas ve Zakirus [Zagros] Dağları vasıtasıyla Kuzeyden ve Batıdan, dağlık olması sebebiyle İran platosundan ayrılmakta ve Doğuda Hazar Denizi';ne kadar uzanmaktadır. Azerbaycan halkı kadim tarihî devirlerden bu zamana kadar Gürcü, Ermeni, Glik, Tat, Talış, Lezgi ve Fars gibi birçok halkla komşu olmuş, birçok tarihî olayı onlarla birlikte yaşamış, onlarla birlikte hem ağır, hem de şad devirler geçirmiştir. Azerbaycan halkı tarih boyunca bazı
komşularından kötülük görmüş, tahkir edilmiş, susmuş, ses çıkarmamış, uzun müddet onların hakimiyeti altında yaşamıştır. Ancak, hiçbir zaman kendi dilini, kendi milliyetini yitirmemiş,bu milletlere uyup onların içinde erimemiş ve öz benliğini kaybetmemiştir. Daha sonra üzerinde duracağımız gibi, milattan önceki devirlerde, tarih boyunca Orta Asya'nın çeşitli yerlerinden gelen bazı halklar ve kabileler de Azerbaycan';ı yurt edinmişlerdir.
Azerbaycan';ın çekici, güzel havası ve iktisadî durumu bir anlamda, Orta Asya'dan
gelen halkların kaynayıp karışmasını sağlamıştır. Ancak, Azerbaycan'ın tabiat güzelliği
zaman zaman bu halklar arasında birtakım sürtüşmelere ve kavgalara da sebep olmuştur. R.
Girşmen 'İran Ez Ağaz Ta İslam' [İran'ın Evvelinden İslam'a Kadar] adlı eserinde
Azerbaycan halkının bazı hususiyetlerini kısaca şöyle tasvir etmektedir: Nejadlar / Aryayı
Nejad;lar, yani kök itibariyle Fars olan bu halklar zaman içerisinde birbiriyle kaynayıp
karışmıştır. Netice itibariyle, Azerbaycan;ın sert, lâkin aynı zamanda sağlam ab u havası, bu
bölgenin çok verimli toprağıyla da birleşince güçlü ve zahmetkeş bir soy ortaya çıkarmıştır.
Bu eski ve büyük soy, kadim İran'ın genişlemesine ve burada yaşayanların mutlu olmasına
büyük bir katkı sağlamıştır. ;
Azerbaycan, bölgemizin yazılı tarihi ortaya çıktığından beri, hiçbir ülke ve milletin
özel bir parçası olmamış ve her cihetten kendisine mahsus bir ülke ve millet olmuştur.
Azerbaycan tarihinde çeşitli baskınlar, hıyanetler ve talanlar olmasına rağmen, Azerbaycan
halkı belirli devirler hariç, hiçbir zaman yabancı devletlere ve milletlere tâbi olmamıştır. Her
şeye rağmen kendi benliğini yitirmemiş ve özlüğünü korumuştur. Tarih boyunca Araplar,
Rumlar ve Ruslar, Azerbaycan'ı yutmak istemiş, Azerbaycan Türklerini yok edip ortadan
kaldırmak için büyük bir gayret sarf etmişlerdir. Lâkin aradan geçen zaman zarfında kendileri
rüsva olmuş ve Azerbaycan'a göçmüş veya göçürülmüş olan Arap, Rum ve Rusların kendileri
erimiş ve yok olmuştur. Azerbaycan halkı, tarihin bilinen ilk gününden itibaren iltisakî /
birleşik / eklemeli bir dil kullanmış ve Türk soyuna mensup olmuştur. (...)
1 Bu yazı, Tebrizli / Kirişli tarihçi, yazar Prof. Dr. Mehemmed Tağı Zehtabî';nin İran Türklerinin Eski Tarihi
adlı eserinin birinci cildinden alınmıştır. Arap alfabesiyle ve Tebriz Türkçesi';yle yazılmış olan bu eser,
tarafımızdan Latin asıllı Türk alfabesiyle Türkiye Türkçesi'ne aktarılmıştır. Bundan sonra da seri halinde
yayımlanacaktır.
2 Feridun İbrahimî, Azerbaycan'ın Kadim Tarihi, s. 3,4,5.
3 R. Girşmen İran Ez Ağaz Ta İslam; [İran;ın Evvelinden İslam;a Kadar], s. 4.


YORUMLAR