REBEZE ÇÖLÜNDE BİR ŞEHİT: EBU ZER EL GIFARİ
Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ
Bu hikâyenin kahramanı çölün cesur çocuğudur; elinin darlığına ve sıkıntısına rağmen her
zaman Ar sahibi olmuş, gökyüzünün bile üzerine merhamet gözyaşları döktüğü mağrur bir çöl
çocuğu… Denizlerin kıyısına oturmuş yüzyıllardır güneşin ateşi altında susuz kalmış, ama
gururu yüzünden su içmek için denize baş eğmemiş bir çöl çocuğu…
*
Cündeb bin Cünade bin Süfyan, lakabı Ebu Zer, Ebu Zer el-Gıfari.İslamı ilk kabul eden
sahabelerden biriydi.Beni Gıffar kabilesindendir.Peygamberimiz tarafından övülen dört İslam
büyüğünden biridir.Peygamber efendimiz tarafından övülen diğer üç sahabenin isimleri
şunlardır.Selman-ı Farisi,Mikdad ve Ammar bin Yasir’dır. Erken dönem Müslüman tarihçi
Taberi’ye göre, Ebu Zer İslamı kabul eden dördüncü veya beşinci kişidir.
*
O İslam Peygamberinin tevhide çağırmasından üç yıl önce tevhidi bulan,Gıfar kabilesinin
yaşadığı , çölünün derinliklerinde,şirk Cahiliyesin de fıtratıyla Allah’ı bulup İslam’dan üç yıl
önce BİR olan ALLAH’a namaz kılan adam…İslam Peygamberinin nübüvvetini ilanından
sonra İslam’ı kabul eden kişiydi.Çünkü o mesajı arıyordu ve tüm hayatını Vahyi ve Risaleti
beklemekle geçirmişti.Onu Mekke’de Peygamberin evine götüren , on yaşındaki çocuk
Ali’ydi.
Peygamberin evinden çıktı. Eşitlik mesajı ve tevhidi imanı müşrikler arasında ilan etmek için
Hira’dan inen Muhammed gibi Peygamberin evinin bulunduğu Safa Tepesinden indi. Puthane
haline gelen Kâbe’de putların karşısına dikildi, Putperestliği şirk ve ailevi seçkinlik haline
getiren putperestlere haykırdı, yalnız, kimsesiz ve silahsızdı. İsyan eden Ebuzerin başına
üşüştüler, işkence ettiler, öldürmek kastıyla saldırdılar. Ebuzer bayılarak yere yığılmıştı,
insanlar hala başına, göğsüne ve böğürlerine tekmeler indiriyordu. Peygamberin amcası
Abbas geldi onu müşriklerin elinden kurtardı…
*
Ebu Zer Gıffari mücadelesinde hep yoksul, fakir, yetim ve öksüzlerden yana tavır koymuştur.
Emevi Saltanatının maddi değerleri karşısında verilen rüşvet ve makamlarını elinin tersiyle
itmiştir. O servet sahipleri ile mücadele etmiş KAMU MALI talancılarını deşifre ederek sokak
sokak halka anlatmış, Altını, Gümüşü, Parayı biriktirenlerle yoksulun hakkını yiyenlerle
savaşmış, kendiside hep yoksul yaşamıştır. Ebu Zer Şam’ın ve Medine’nin Aristokratlarını
eleştirerek, çığır açmış takva sahibi bir Müslüman’dır.
*
Hz.Osman dönemindeki gidişattan pek memnun olmaz. Şam’a gider. Şam valisi Muaviye’nin
saltanat ve debdebe içindeki haksız yönetimine isyan eder. Muaviye’nin karşısına çıkıp ona
TEVBE SURESİ’nin 34-35. ayetlerini haykırır. :
34-Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla
yiyorlar ve Allahın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah
yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.
35-O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları
bunlarla dağlanacak ve ,’’İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi, tadın
bakalım, biriktirip sakladıklarınızı !’’denilecek.
*
Muaviye Hz.Osman’a mektup yazarak’’bu deliyi buradan al yoksa onu öldüreceğim’’der.
Kısa süre sonra, rahatsızlık ve eziyet dolu bir yolculukla Ebuzer, Medine’ye gönderilir.
*
Ebuzer’i set ağaçtan semeri olan bir deveye bindirdiler. Beş Rumi vahşi köleyi onu götürmek
üzere görevlendirdiler. Bunlar Muaviye’nin emriyle Ebuzer’i hızla götürüyor, Şam ve Medine
arasında bir kez bile dinlenmesine fırsat vermiyorlardı. Öyle ki bacaklarının derisi soyuluyor
ve canı çıkmak istercesine göğsünü sıkıştırıyordu. Büyük bir sıkıntıya düşmüştü. Yüzünde
şiddetli bir üzüntü ve sıkıntının izleri okunuyordu. Zihninde Medine’de Peygamberle birlikte
yürüdükleri gün canlandı. Peygamber ona şöyle demişti: ‘’Benden sonra başına bir bela
gelecek.’’Ebuzer sormuştu :’’Allah yolunda mı?’’.’’Evet Allah yolunda’’.Ebuzer :’’Allahın
rızasına rızayım’’dedi. Kalbi güven ve sebatla doldu. Çehresini kaplayan hüzün bulutları
dağıldı, kalbi huzur doldu. Akşamüstü Medine’ye vardı. Ebuzer aynı muhalefeti burada da
sürdürür. Halife Osman, Ebuzer’i ikna edemez. Aradaki tüm köprüler yıkılmıştır. Ebuzer
Mekke’ye gitmek ister. Kabul edilmez, Şam’a gitmek ister. Halife ona;’’ Sen Şam’ı viran
ettin. Seni oradan bu yüzden getirdim. Şimdi tekrar seni Şam’a mı göndereyim? Der.’’Irak’a
gitmek ister o talebi de kabul edilmez. Seni Rebeze’ye gönderiyorum. Etrafındakilere emir
verir, Ebuzer’i Mervan ve sopalı adamlarla sarayından attırır ve şu talimatı verir :’’Onu
örtüsüz tahta semeri olan bir deveye bindirip, Rebeze’ye kadar götürün. Orada ona hiç kimse
dost olmasın’’
*
Ebuzer ve Mervan yola çıktı. Halk korku ve baskıdan ondan uzak durdu. Ali, Ebuzer’in
sürgün edildiğinden haberdar olunca şiddetle ağlamaya başladı ve hasretle söylendi:
Peygamber’in vefalı dostuna neler de yapıyorlar? O an Ali, Hasan, Hüseyin, kardeşi Akil,
Abdullah b. Cafer ve Ammar b.Yasir ile birlikte ile birlikte Ebuzer’in peşinden harekete
geçtiler. Mervan araya girdi, engellemeye çalıştı. Ali aldırış etmeden Ebuzer’le yola çıktılar.
Rebeze’ye vardılar. Bineklerinden inip sohbete daldılar. Ayrılık vakti gelip çatınca Ali kalktı,
Ebuzer gam düğümünün boğazını sıktığını, neredeyse kalbinin parçalanacağını hissediyordu.
Ali’nin omuzlarından tuttu. Hasret dolu bakışlarını çehresinden ayırmadan Ali’yi bağrına
bastı. Ebuzer’in iki gözünden yağmur gibi gözyaşları boşalıyor, susuz ve hasret yüklü
bakışlarını Ali, Hasan ve Hüseyine yöneltti, ağladıkça ağladı. Ali bu yaşlı ve vefalı dostunu,
bu çölde tek başına uğursuz kaderine terk etmesi gerektiği için çok üzgündü.
*
Muaviye, Osman’ın Ebuzer’i Rebeze’ye sürgüne gönderdiğini duyunca, karısını da onun
yanına sürgün etmeye karar verdi.
*
Ebuzer Rebeze çölünde kıt kanaat yaşamaya çalışıyordu. Ne gelen vardı, nede bir giden.
Geçim sıkıntısı onu zorlamaktadır; karısı kızı ve oğlu açlıktan bitap düştüler. Ebuzer’in bütün
bu işkence sıkıntılara karşı bir tesellisi vardı. Kesin olarak biliyordu ki tüm bu perişanlıklara
Allah yolunda, mahrumların ve sefillerin özgürlüğü için katlanıyordu. Canını tüm bela ve
musibetlere siper etmiş, kendini tüm meşakkatlere tahammül edecek şekilde hazırlamıştı.
Yoksulluk ve açlık onları sıkıştırıyor, hayatı zorlaştırıyordu. Sonunda kızı, yaşlı babasının
gözleri önünde açlıktan can verdi. Ancak açlık ve yoksulluk kurdu bununla da doymayıp bu
sefer oğluna saldırdı.
*
Ebuzer’in oğlu’da açlıktan öldü. Bu yürek yakan acıyı unutmak için Allah’a dayandı.
Cesaretini topladı; gözlerini açtı, yanaklarına süzülen yaşları silkerek kararlılıkla oğlunun
cesedini kaldırdı. Alevler gönlünü yaktığı, bağrını yiyip bitirdiği halde oğlunu kefenleyip
toprağa verdi.
*
Oğlunun kabrinin yanından kalktı. Açlık henüz onlardan el çekecek gibi değildi.
Peygamber’in bu vefalı iki dostu, Ebuzer ve Ümmü Zer, bu kahraman kadın ve eşi, birkaç gün
açlık içinde kaldılar ve içtenlikle ölümü beklediler.
*
Çöl ıssız ve sesizdi.Rebeze’de yer gök sanki bu karagünlü iki kahramanı izliyordu. Ölüm
yaklaşmıştı. Ebuzer’in dizleri tutmuyordu. Başı göğsünün üzerine düşmüştü iki kanadı
kırılmış bir şahin gibiydi. Karısı, Ebuzer’in yüzünde ölümün izlerini gördü. Baygın düştü.
Karısı artık tahammül edemiyordu. Bütün sabrı tükenmişti. Ağlamaya başladı. Gözyaşları
yağmur gibi boşalıyordu. Ebuzer gözünü açıp karısının öyle ağladığını görünce ‘’Neden
ağlıyorsun?’’diye sordu. Karısı :’’senin bu çölün ortasında öldüğünü görüyorum, hiç bir şey
yapamıyorum. Ne sende ne bende seni kefenlemeye yetecek kadar bile bez yok ‘’dedi.
*
Ümmü Zer, çölün en uzak noktalarına bakıyor, ıssız çölde kimseleri göremiyordu. Ansızın
gözüne çölün ortasında hızla ilerleyen karartılar gördü. Ümmü Zer el sallayınca fark edildi.
Kafile ona doğru ilerledi. Sordular : ‘’Burada, bu ıssız çölde ne arıyorsun ey Allahın kulu?
Ümmü Zer ’’Bir Müslüman burada ölmek üzere. Onu kefenleyin ve ücretinizi Allahtan alın
‘’dedi. Ölen kişinin peygamberin dostu Ebuzer olduğunu öğrendiler. Ensar’dan bir genç
Ebuzer’i kefenledi. Orada bulunan topluluk Namazını kılıp bir taşın kenarında, çölün
yumuşak kumları altında onu toprağa verdiler.
*
Ensarlı genç, kabrin kenarında durup:
‘’Ey Rabbim! Bu Peygamberin dostu ve senin itaatkâr kulun Ebuzer’dır. Senin yolunda
müşriklerle savaştı. Allahım! Ebuzer inancında ve imanında değişiklik yapmadı. Gördüğü
kötülüklere karşı diliyle ve kalbiyle mücadele etti. Bu yüzden ona işkence edip sürgüne
gönderdiler. Onu kimsesiz bıraktılar. Tek başına gurbette öldü. Ey Rabbim! Ebuzer’i mahrum
kılıp evinden ve peygamberinin hareminden uzaklaştıranı yok et’’.Orada bulunan topluluk
hep bir ağızdan âmin dediler. Allah resulu doğru söyledi: O yalnız yaşar, yalnız ölecek ve
yalnız haşrolunacaktır.
SONUÇTA:
Ebuzer bir yol ayrımıdır.
Ebuzer küllerinden yeniden doğmaktır.
Ebuzer zalime karşı mazlumun içli çığlıdır.
Ebuzer bir tavırdır, bir duruştur.
Ölümün pahasına hakkı ve sabrı tavsiye etmenin, Allah’tan başka hiçbir güce hamd
etmemenin, O’ndan başka otorite tanımamanın ve kâinatta yaratılmış olan her şeyin O’nun
mülkü olduğu gerçeğinin yaşanmış bir örneğidir.
İslam Peygamberi buyurdu ki :’’ALLAH EBUZER’E RAHMET ETSİN, YALNIZ YOL
ALIR, YALNIZ ÖLÜR VE YALNIZ DİRİLTİLİR’’

