Sözer AKYILDIRIM

Sözer AKYILDIRIM

[email protected]

REBEZE ÇÖLÜNDE BİR ŞEHİT: EBU ZER EL GIFARİ

22 Eylül 2019 - 16:17

REBEZE ÇÖLÜNDE BİR ŞEHİT: EBU ZER EL GIFARİ

Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM

IĞDIR ÜNİVERSİTESİ

Bu hikâyenin kahramanı çölün cesur çocuğudur; elinin darlığına ve sıkıntısına rağmen her

zaman Ar sahibi olmuş, gökyüzünün bile üzerine merhamet gözyaşları döktüğü mağrur bir çöl

çocuğu… Denizlerin kıyısına oturmuş yüzyıllardır güneşin ateşi altında susuz kalmış, ama

gururu yüzünden su içmek için denize baş eğmemiş bir çöl çocuğu…

*

Cündeb bin Cünade bin Süfyan, lakabı Ebu Zer, Ebu Zer el-Gıfari.İslamı ilk kabul eden

sahabelerden biriydi.Beni Gıffar kabilesindendir.Peygamberimiz tarafından övülen dört İslam

büyüğünden biridir.Peygamber efendimiz tarafından övülen diğer üç sahabenin isimleri

şunlardır.Selman-ı Farisi,Mikdad ve Ammar bin Yasir’dır. Erken dönem Müslüman tarihçi

Taberi’ye göre, Ebu Zer İslamı kabul eden dördüncü veya beşinci kişidir.

*

O İslam Peygamberinin tevhide çağırmasından üç yıl önce tevhidi bulan,Gıfar kabilesinin

yaşadığı , çölünün derinliklerinde,şirk Cahiliyesin de fıtratıyla Allah’ı bulup İslam’dan üç yıl

önce BİR olan ALLAH’a namaz kılan adam…İslam Peygamberinin nübüvvetini ilanından

sonra İslam’ı kabul eden kişiydi.Çünkü o mesajı arıyordu ve tüm hayatını Vahyi ve Risaleti

beklemekle geçirmişti.Onu Mekke’de Peygamberin evine götüren , on yaşındaki çocuk

Ali’ydi.

Peygamberin evinden çıktı. Eşitlik mesajı ve tevhidi imanı müşrikler arasında ilan etmek için

Hira’dan inen Muhammed gibi Peygamberin evinin bulunduğu Safa Tepesinden indi. Puthane

haline gelen Kâbe’de putların karşısına dikildi, Putperestliği şirk ve ailevi seçkinlik haline

getiren putperestlere haykırdı, yalnız, kimsesiz ve silahsızdı. İsyan eden Ebuzerin başına

üşüştüler, işkence ettiler, öldürmek kastıyla saldırdılar. Ebuzer bayılarak yere yığılmıştı,

insanlar hala başına, göğsüne ve böğürlerine tekmeler indiriyordu. Peygamberin amcası

Abbas geldi onu müşriklerin elinden kurtardı…

*

Ebu Zer Gıffari mücadelesinde hep yoksul, fakir, yetim ve öksüzlerden yana tavır koymuştur.

Emevi Saltanatının maddi değerleri karşısında verilen rüşvet ve makamlarını elinin tersiyle

itmiştir. O servet sahipleri ile mücadele etmiş KAMU MALI talancılarını deşifre ederek sokak

sokak halka anlatmış, Altını, Gümüşü, Parayı biriktirenlerle yoksulun hakkını yiyenlerle

savaşmış, kendiside hep yoksul yaşamıştır. Ebu Zer Şam’ın ve Medine’nin Aristokratlarını

eleştirerek, çığır açmış takva sahibi bir Müslüman’dır.

*

Hz.Osman dönemindeki gidişattan pek memnun olmaz. Şam’a gider. Şam valisi Muaviye’nin

saltanat ve debdebe içindeki haksız yönetimine isyan eder. Muaviye’nin karşısına çıkıp ona

TEVBE SURESİ’nin 34-35. ayetlerini haykırır. :

34-Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla

yiyorlar ve Allahın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah

yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.

35-O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da onların alınları, böğürleri ve sırtları

bunlarla dağlanacak ve ,’’İşte bu, kendiniz için biriktirip sakladığınız şeylerdir. Haydi, tadın

bakalım, biriktirip sakladıklarınızı !’’denilecek.

*

Muaviye Hz.Osman’a mektup yazarak’’bu deliyi buradan al yoksa onu öldüreceğim’’der.

Kısa süre sonra, rahatsızlık ve eziyet dolu bir yolculukla Ebuzer, Medine’ye gönderilir.

*

Ebuzer’i set ağaçtan semeri olan bir deveye bindirdiler. Beş Rumi vahşi köleyi onu götürmek

üzere görevlendirdiler. Bunlar Muaviye’nin emriyle Ebuzer’i hızla götürüyor, Şam ve Medine

arasında bir kez bile dinlenmesine fırsat vermiyorlardı. Öyle ki bacaklarının derisi soyuluyor

ve canı çıkmak istercesine göğsünü sıkıştırıyordu. Büyük bir sıkıntıya düşmüştü. Yüzünde

şiddetli bir üzüntü ve sıkıntının izleri okunuyordu. Zihninde Medine’de Peygamberle birlikte

yürüdükleri gün canlandı. Peygamber ona şöyle demişti: ‘’Benden sonra başına bir bela

gelecek.’’Ebuzer sormuştu :’’Allah yolunda mı?’’.’’Evet Allah yolunda’’.Ebuzer :’’Allahın

rızasına rızayım’’dedi. Kalbi güven ve sebatla doldu. Çehresini kaplayan hüzün bulutları

dağıldı, kalbi huzur doldu. Akşamüstü Medine’ye vardı. Ebuzer aynı muhalefeti burada da

sürdürür. Halife Osman, Ebuzer’i ikna edemez. Aradaki tüm köprüler yıkılmıştır. Ebuzer

Mekke’ye gitmek ister. Kabul edilmez, Şam’a gitmek ister. Halife ona;’’ Sen Şam’ı viran

ettin. Seni oradan bu yüzden getirdim. Şimdi tekrar seni Şam’a mı göndereyim? Der.’’Irak’a

gitmek ister o talebi de kabul edilmez. Seni Rebeze’ye gönderiyorum. Etrafındakilere emir

verir, Ebuzer’i Mervan ve sopalı adamlarla sarayından attırır ve şu talimatı verir :’’Onu

örtüsüz tahta semeri olan bir deveye bindirip, Rebeze’ye kadar götürün. Orada ona hiç kimse

dost olmasın’’

*

Ebuzer ve Mervan yola çıktı. Halk korku ve baskıdan ondan uzak durdu. Ali, Ebuzer’in

sürgün edildiğinden haberdar olunca şiddetle ağlamaya başladı ve hasretle söylendi:

Peygamber’in vefalı dostuna neler de yapıyorlar? O an Ali, Hasan, Hüseyin, kardeşi Akil,

Abdullah b. Cafer ve Ammar b.Yasir ile birlikte ile birlikte Ebuzer’in peşinden harekete

geçtiler. Mervan araya girdi, engellemeye çalıştı. Ali aldırış etmeden Ebuzer’le yola çıktılar.

Rebeze’ye vardılar. Bineklerinden inip sohbete daldılar. Ayrılık vakti gelip çatınca Ali kalktı,

Ebuzer gam düğümünün boğazını sıktığını, neredeyse kalbinin parçalanacağını hissediyordu.

Ali’nin omuzlarından tuttu. Hasret dolu bakışlarını çehresinden ayırmadan Ali’yi bağrına

bastı. Ebuzer’in iki gözünden yağmur gibi gözyaşları boşalıyor, susuz ve hasret yüklü

bakışlarını Ali, Hasan ve Hüseyine yöneltti, ağladıkça ağladı. Ali bu yaşlı ve vefalı dostunu,

bu çölde tek başına uğursuz kaderine terk etmesi gerektiği için çok üzgündü.

*

Muaviye, Osman’ın Ebuzer’i Rebeze’ye sürgüne gönderdiğini duyunca, karısını da onun

yanına sürgün etmeye karar verdi.

*

Ebuzer Rebeze çölünde kıt kanaat yaşamaya çalışıyordu. Ne gelen vardı, nede bir giden.

Geçim sıkıntısı onu zorlamaktadır; karısı kızı ve oğlu açlıktan bitap düştüler. Ebuzer’in bütün

bu işkence sıkıntılara karşı bir tesellisi vardı. Kesin olarak biliyordu ki tüm bu perişanlıklara

Allah yolunda, mahrumların ve sefillerin özgürlüğü için katlanıyordu. Canını tüm bela ve

musibetlere siper etmiş, kendini tüm meşakkatlere tahammül edecek şekilde hazırlamıştı.

Yoksulluk ve açlık onları sıkıştırıyor, hayatı zorlaştırıyordu. Sonunda kızı, yaşlı babasının

gözleri önünde açlıktan can verdi. Ancak açlık ve yoksulluk kurdu bununla da doymayıp bu

sefer oğluna saldırdı.

*

Ebuzer’in oğlu’da açlıktan öldü. Bu yürek yakan acıyı unutmak için Allah’a dayandı.

Cesaretini topladı; gözlerini açtı, yanaklarına süzülen yaşları silkerek kararlılıkla oğlunun

cesedini kaldırdı. Alevler gönlünü yaktığı, bağrını yiyip bitirdiği halde oğlunu kefenleyip

toprağa verdi.

*

Oğlunun kabrinin yanından kalktı. Açlık henüz onlardan el çekecek gibi değildi.

Peygamber’in bu vefalı iki dostu, Ebuzer ve Ümmü Zer, bu kahraman kadın ve eşi, birkaç gün

açlık içinde kaldılar ve içtenlikle ölümü beklediler.

*

Çöl ıssız ve sesizdi.Rebeze’de yer gök sanki bu karagünlü iki kahramanı izliyordu. Ölüm

yaklaşmıştı. Ebuzer’in dizleri tutmuyordu. Başı göğsünün üzerine düşmüştü iki kanadı

kırılmış bir şahin gibiydi. Karısı, Ebuzer’in yüzünde ölümün izlerini gördü. Baygın düştü.

Karısı artık tahammül edemiyordu. Bütün sabrı tükenmişti. Ağlamaya başladı. Gözyaşları

yağmur gibi boşalıyordu. Ebuzer gözünü açıp karısının öyle ağladığını görünce ‘’Neden

ağlıyorsun?’’diye sordu. Karısı :’’senin bu çölün ortasında öldüğünü görüyorum, hiç bir şey

yapamıyorum. Ne sende ne bende seni kefenlemeye yetecek kadar bile bez yok ‘’dedi.

*

Ümmü Zer, çölün en uzak noktalarına bakıyor, ıssız çölde kimseleri göremiyordu. Ansızın

gözüne çölün ortasında hızla ilerleyen karartılar gördü. Ümmü Zer el sallayınca fark edildi.

Kafile ona doğru ilerledi. Sordular : ‘’Burada, bu ıssız çölde ne arıyorsun ey Allahın kulu?

Ümmü Zer ’’Bir Müslüman burada ölmek üzere. Onu kefenleyin ve ücretinizi Allahtan alın

‘’dedi. Ölen kişinin peygamberin dostu Ebuzer olduğunu öğrendiler. Ensar’dan bir genç

Ebuzer’i kefenledi. Orada bulunan topluluk Namazını kılıp bir taşın kenarında, çölün

yumuşak kumları altında onu toprağa verdiler.

*

Ensarlı genç, kabrin kenarında durup:

‘’Ey Rabbim! Bu Peygamberin dostu ve senin itaatkâr kulun Ebuzer’dır. Senin yolunda

müşriklerle savaştı. Allahım! Ebuzer inancında ve imanında değişiklik yapmadı. Gördüğü

kötülüklere karşı diliyle ve kalbiyle mücadele etti. Bu yüzden ona işkence edip sürgüne

gönderdiler. Onu kimsesiz bıraktılar. Tek başına gurbette öldü. Ey Rabbim! Ebuzer’i mahrum

kılıp evinden ve peygamberinin hareminden uzaklaştıranı yok et’’.Orada bulunan topluluk

hep bir ağızdan âmin dediler. Allah resulu doğru söyledi: O yalnız yaşar, yalnız ölecek ve

yalnız haşrolunacaktır.

SONUÇTA:

Ebuzer bir yol ayrımıdır.

Ebuzer küllerinden yeniden doğmaktır.

Ebuzer zalime karşı mazlumun içli çığlıdır.

Ebuzer bir tavırdır, bir duruştur.

Ölümün pahasına hakkı ve sabrı tavsiye etmenin, Allah’tan başka hiçbir güce hamd

etmemenin, O’ndan başka otorite tanımamanın ve kâinatta yaratılmış olan her şeyin O’nun

mülkü olduğu gerçeğinin yaşanmış bir örneğidir.

İslam Peygamberi buyurdu ki :’’ALLAH EBUZER’E RAHMET ETSİN, YALNIZ YOL

ALIR, YALNIZ ÖLÜR VE YALNIZ DİRİLTİLİR’’

Son Yazılar