YETERLİLİK VE ERDEMLİLİK ÇOK ÖNEMLİDİR
Ağzı açıldığında ağzına çullu tavşan sığmayanlar, iş yapmaya ve problem çözmeğe gelince şaşırıp kalıyorlar!
Hayatlarında hiç bir başarıya imza atamayanlar, nerde bir koltuk ve nerde bir makam varsa hemen oraya balıklama dalıyorlar. Bunlar için yüzme bilmenin hiç bir önemi yoktur. Yeterki yüzülecek yer olsun, sonuçta nasılsa boğulduklarında bir can kurtaran çıkacaktır, diye düşünürler. Önemli olan toplumun dertleri değil, kendi dertleridir. O dert de baş olma, koltuk kapma ve o koltukta kalma dertleridir.
Bu minvalde, kongreler yaklaştıkça, bazı partilerde hareketlilik artmaya başladı. Yönetime talip olmak isteğenler nabız yoklamanın yollarını arar oldular. Kimse kendisini tartmadan ve ölçüp biçmeden işe hızlıca koyuluverdi. Bu konuda ne partisini ne davasnı ne de halkını düşenen var. Varsa da yoksa da kendisi ve birlikte bir süreliğine yola çıktığı arkadaşları...
Acaba bu şehirde bu işi kim ve hangi adam daha iyi ve daha ileri bir noktaya taşır ve tabanda geniş mutabakatla kabul görür diye asla düşünmez!
Hizipçilik, komitacılık ve grupçulukla gelinen bir makam daima hayal kırıklığı yaratan bir makam olmuştur.
Ömründe tek bir kitap okumayan, bilgi birikimi yerlerde sürünen, halkla ilişkiler nedir bilmeyen, plan ve projeden çok uzak yaşayan adamların, boşalan koltuklara koşması insanın acayıbına gidiyor. Bu tip ve bu karakterde olan insanların derdi parti falan değildir. Hele milleti ve yaşadıkları şehir hiç değildir. Bunların derdi o koltuğa kurulmak ve o koltuktan sağa sola hava atmak ve nemalanmaktır.
Elbetteki, demokrasilerde partiler vazgeçilmez unsurlardır. Devlet bu partilerle yönetilir. Partileri tabanda kim temsil edecekse üyelerin ve sempatizanların mutlaka onayını ve desteğini almak mecburiyeti vardır. Aksi takdirde başarıyı yakalamak hayalden öteye geçemez.
Çoğu zaman klişe laflarla "isteğen istediği yere aday olabilir. Bu onun hakkıdır" diyenler çıkmıştır ve çıkabilmektedir. Ancak partilerde üyelerin nasıl yazıldığını ve üyelerin içinden delegelerin nasıl seçildiğini hepimiz biliyoruz. Burada kimse kimseyi kandırmasın.
Eğer "az olsun benim olsun" mantığıyla hareket edilmek isteniyorsa buna hiç bir şey denilemez. Hayır, çok olsun hepimizin olsun mantığıyla yola çıkılmak isteniyorsa o zaman oturup konuşulur ve geniş bir mutabakatın çaresi aranır.
Denenmişler yeniden denenmemelidir. Yönetimde bulunup da hiç bir başarı gösteremeyenler de bu işe soyunmamalıdır. Geçmiş dönemlerde yönetimde bulunanlar bir varlık gösterememişlerse ve daima geri vites yapmışlarsa, bunların öne geçmesi asla akla gelmemeli ve getirilmemelidir.
"Davam, davam" deyip ön alıp öne geçmeye çalışanlar, bir miktar da ihtiraslarına gem vurup bir kenara çekilseler ve yetenekli ve becerikli insanların önünü açsalar olmaz mı?
Hangi parti olursa olsun, halk ve taban gerçekten çalışkan, girgin ve atılkan kadrolar istiyor. Artık hayal kırıklığı yaşamak istemiyor. Umutsuzluğa düşmek istemiyor. Bir bahaneye sığınmak istemiyor.
Millet, çakılıp kalan değil, atılım yapan yöneticiler arıyor.
FAHRETTİN MASUM BUDAK


YORUMLAR