ÖZENTİLİKTEN BİR TÜRLÜ KURTULAMADIK
Orhun yazıtlarında zamanın devlet adamları, Çin'e olan meyil ve özentiden dolayı devrin "kafası karışık" odaklarına gerekli öğütleri vermekten ve zorunlu ikazlarda bulunmaktan geri kalmadığını, tarih yapraklarını az çok karıştıranlar bilir.
Tarih boyunca milletimizin etkili bir bölümü başka milletlerin yaşam tarzına, lisanına, sistemine ve kültürüne özenmiş ve kendisinde olandan daha çok, başkalarında olana değer veriştir. Hangi milletle komşuluk yapıp irtibat kurduysak, o milletin değer yargılarına içimizdeki insanların bir bölümünün taklite kalkması ve iştahlanması bizi biz olmaktan uzaklaştırmıştır. Genelde başka milletlere özenenler toplumumuzun önde giden insanlarıydı. Şartlar ve imkanlar leyhlerine gelişince milletimizi götürüp özenti duydukları ve hayran oldukları milletlere yamamaktan kaçınmazlardı.
Çin bu şekilde içimize girdi. Ve devletimizi paramparça etti. Daha sonraki asırlarda Ruslarla kurulan temasta, onların çeşitli tezgalarına kanan yine bu üst düzey bir kısım aydın ve bürokratlarımızdı. Bunlar bu kezde bizleri Ruslara benzetmeye çalıştılar. Öyle ki milletimizin bir bölümü uzun asırlar boyunca Rus egemenliğinden kurtulamadı.
Benzer bir anlayışı Farslarla kurduğumuz temaslarda da yaşadık. Aynı çevreler bu sefer de bizi Farslara yamamaya çalıştı. Özentide ve hayranlıkta yarış yapan bu içimizdeki meşhur mankurt karakterli güruhlar, hiç bir dönemde boş durmadı. Her defasında bizleri bir başka adresin kapısına yolladılar. Farslardan kurtulduk derken, bu kez de Arapların çekim alanında yer aradık. Yavuz Sultan Selim'den itibaren İslam kisvesi adı altında Arap kültürü bünyemizi tahrip etmeye başladı. Özümüz özümüzden çıkıp özendiğimiz toplumun yapısına büründük. Başkalaştık. Kendimizi bir kenara koyduk.
Araplara özenmek ve orada kalmak bize yetmedi. Asırlar sonra bu sefer de Avrupa değerlerine özendik. Batı dedik, başka birşey demedik. İçimizdeki özentili ruhlar harekete geçmede gecikmedi. Biz Türkleri "paldır küldür" Batı'ya taşıdılar. Artık bu defa da Batı değerlerinin istilasına uğradık. Alfabe değişikliği, kanun değişikliği ve kıyafet değişikliği derken ahlak ve karakter değişikliğine kadar işi götürdük. Burada da kalıcılık sağlamamızı kafi görmediler. Çok uğraşıp bu kez de "izm"lere yamayıp Rus sosyal emperyalizminin ayaklarının dibine atmak istediler. Bir dönem de "izm"lerle uğraşmak zorunda kaldık.
Biz Türkleri kurtaran şey, bütün bu olumsuzlukları tarih boyunca başımıza bir çorap gibi örenlerin millete oranla, az sayıda bir grupla yapılmasıydı. Milletimiz bunca ağır badirelere ve radikal kültür dejeneresiyonuna rağmen ayakta kalmasını bildi.
Özünden, mazisinden ve mayasından kopmadan istikbale doğru emin adımlarla ilerlemek ancak Türklere has bir haslet olsa gerekti.
Özenti, taklit ve benzeme hastalığı her dönemde bir ur gibi bizleri sarıp sarmaladı. Çok şükür ki, bu hastalıklı tipler hiçbir dönemde milletimizin ayağını kaydıramadı. Etkili ve yetkili oldular ama bir dönem sonra bu etkin ve yetkinlikleri yok oldu gitti. Sonuçta milletimizin engin irfanı ve hikmetli yaratılışı, bu bozuk zihniyete daima galebe çaldı.
Türk milleti, baştan sona özüne dönmedikçe ve günü geldiğinde tepeden inmecileri sırtından atmadıkça arzuladığı menzile asla ulaşamaz!
FAHRETTİN MASUM BUDAK


YORUMLAR