OKULLAR ALARM VERİYOR
Acaba dünyada eğitim yuvalarını bizim kadar yaz boz tahtasına çeviren başka bir ülke var mı? Sistemi nişan tahtasına çevirip adeta delik deşik ediyoruz. Böylesine sabahtan akşama değiştirilen bir sistemden hayır gelir mi? Başa geçen her bakan kendi kafasındaki düşünceyi oturtmaya ve daha önceki sistemi kaldırıp bir kenara atmaya çalışıyor.
Milli Eğitimin çivisi çıktı. Civatalar gevşedi, laçkaya döndü. Bu camiada kimin eli kimin cebinde belli değil. AKP hükümetlerinin belki de en başarısız olduğu alan bu alandır. Milli Eğitim Bakanlığı adam yeme bakanlığı haline geldi. Hangi bakan bu kurumun başına geçtiyse başarısına veya başarısızlığına bakılmaksızın en kısa zamanda kellesi alındı.
Milli Eğitim Bakanları başarısız olunca haliyle onun altındaki idari birimler de başarısız sayıldı. Bu bakanlık her zaman hafife alındı. Köklü tedbirlerle meselenin üzerine gidilmedi. Günü kurtarmanın peşine düşüldü. Yaralar pansumanla geçiştirildi. Millet, okul ve öğretmen diyaloglarını artırmak için kurulan bir kısım kuruluşlar var ama onların da hiç bir tesiri yok. Örneğin; okullarımızda Okul Aile Birliği Dernekleri var ama etkisi son derece sınırlıdır. Bazı okullarda göstermelik iş yapan bu dernekler okul müdürlerinin oyuncağı olmaktan öteye geçemiyor. Çoğu okullarda bu derneklere hakim olan idareci ve okul memurları kağıt üzerinde iş yapar görünen aile birliklerinin imzasıyla yetiniyor.
Öğretmenler, Batı toplumlarına benzemek için kurban veriliyor. Öğrenciler öğretmeninden, öğretmenler de öğrencisinden uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Saygı, sevgi ortadan kaldırıldı. Ne öğrenci öğrenciliğini ne de öğretmen öğretmenliğini biliyor. Kılık kıyafet yasağının kalkması, disiplin ve intizamın gevşemesiyle okullar curcuna alanına döndü. Öğretmenlerin yetkileri kısıtlandıkça kısıtlandı. Veliler ile öğrencilerin özgürlüğü genişletildikçe genişletildi. Veli ile öğrenciler, öğretmenlere parayla tutulmuş işçi gözüyle baktılar. Öğretmenler idealizmden büsbütün uzaklaştırıldı. Öğrenciler okumayı, öğretmenler de okutmayı bıraktı. Bir taraf aylığı güdüyor, diğer taraf ise diplomayı... Oysa Atatürk "Eğitim, kültür ve bilgi aydınlığa açılan en geniş penceredir" diye buyurmuştur.
Okullarda, ihdas edilen rehber öğretmenler ne ile uğraşır bilen yoktur. Sanki süs bitkisi gibi bir kenarda bekletiliyor. Bu rehber öğretmenler masa başında saatini doldurup evinin yolunu tutan sıradan bir memurun konumuna sokuldu. Ne etkinlikleri oldu ne de yetkinlikleri. "Salla başını, al maaşını" anlayışıyla hareket ettirildi. Halbuki öğrencinin yüreğine kadar nüfuz eden bir görevi vardır.
Kala kala eski milli eğitim bakanlarımızdan Emrullah Efendi'ye ait şu söz kaldı: "Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim!" Bu söz çok güzel bir sözdür ama ironi bir sözdür.
Okullar okumak, aydınlanmak, olgunlaşmak ve tedip ve terbiye almak için değil, gidip gelmek ve yılları doldurup diploma almak için ayarlandı. İlkokuldan üniversitelere kadar sınıf geçme sistemini kalbura çevirdik.
Urfa'da, Kahramanmaraş'ta meydana gelen kahredici olayların sebebini sadece okullarda aramak çok yanlış olur. Aile, çevre ve ülke geneli de bundan sorumlu tutulmalıdır. Olumsuz ve sorumsuz yayınlar da buna dahil edilmelidir. Birbirimizi suçlama yerine, bundan nasıl bir ders çıkarmalıyız, sorusuna yanıt aramalıyız!
FAHRETTİN MASUM BUDAK


YORUMLAR