DIŞ POLİTİKA ATAKLARI
Bir gerçeği söylemek gerekirse, daha önceki seneler Türk dış politikasını Batılılar belirliyordu. Ancak son beş- on senedir dış politikada bağımsız ve bağlantısız bir politika geliştirdik. Bilindiği gibi bir dönem bunu "monşerler" kanalıyla yürütmeye çalışıyorduk. Bu politika tamamen Bat eksenli ve Amerikan merkezli bir politikaydı.
Batı ve Amerika çizgisinden sapmadan onların istikametinde ve onlar nereye, biz de oraya diyerek yolumuza devam ediyorduk. Bu bir anlamda mevcut dünya konjonktürüne Batı'yla birlikte katılma anlayışıydı. AKP iktidarı ilk yıllarını bu anlayışla geçiştirdi. Meşhur Kıbrıs politikasında "çözümsüzlük çözüm değildir," deyip Batı'ya şirin görünme mesajları vermekten çekinmedi. "Ermeni soykırım" iddialarına karşı esnek bir tutum sergiledi. Güneydoğu'yla alakalı "çözüm süreci"ni başlatarak Batı taleplerini yansıtan politikalar geliştirdi. İçeride askeriyeyi, ilmiyeyi ve laikçi çevreleri bastırmak ve etkisiz hale getirmek için Batı'ya verilen tavizleri bir miktar daha artırmanın yolunu seçti.
Son 10 yıldır Türkiye Cumhuriyeti Devleti özüne dönmüş vaziyettedir. Daha önce İslam ülkeleriyle sıcak ve samimi bir ilişki kurmamıza bile müsade etmiyorlardı. Bunu İslam'a az çok yakın olan AKP iktidarının ilk yıllarında en bariz şekilde görmenin şaşkınlığını yaşadık. Çünkü Türkiye'de iktidara gelen hiç bir hükümetin İslam ülkeleriyle yakınlaşmasına izin vermiyorlardı. Hatta AKP iktidarının ilk senelerinde Katar dışında, doğru dürüst yakın temas kurduğumuz bir İslam ülkesi olmadı. Dahası İslam ülkelerinin her biriyle ayrı ayrı sorunlar yaşamanın zorluğunu yaşıyorduk. Ticaretimizi, siyasetimizi ve karşılıklı ekonomik ilişkilerimizi örtülü örtüsüz engellemekten geri kalmıyorlardı. Amaç Türkiye'yi kontrol altında tutmak ve Türkiye'nin muhtemel nüfuz sahalarının önünü kapatmaktı. Bunda çeşitli taktik ve ayak oyunlarıyla yıllarca engrl olup müslüman ülkelerle yakınlaşmamızın önüne barikatlar kurdular.
AKP, içeride sağlam bir zemine oturunca ve iktidarda sürekliliğine iman getirince Batı'yla olan tek taraflı bağımlılığını en aza indirmenin yollarını aradı.
Bunu da ancak ittifak yoluyla bir düzene koyabileceğini düşündü. Bu itibarla AKP, tavanda, tabanda ve bürokraside ve akademik çevrelerde, gençlik örgütlemelerinde güçlü gördüğü MHP ile İttifak yaparak dış politikada geç kalmış atılımını hayata geçirmeye başladı. Bugün Türkiye, küresel bir aktör olma yolunda emin adımlarla hedefe doğru ilerlemektedir.
Artık, dünya politik arenasında bölgesel gücün ötesine sıçrayan bir Türkiye görmekteyiz. Dünyanın neresinde bir sorun varsa veya dünyanın neresinde bir çıkarı varsa Türkiye, oraya el atma büyüklüğünü göstermektedir.
Daha düne kadar Afrika'da hiç yoktuk. Olsak da varlığımızla yokluğumuz belli değildi. Bugün Somali'de uzay istasyonu kuruyoruz. Zamanında Birinci Karabağ Savaşında iki helikopter veremeyen bir Türkiye'den, askerimizle, leşkerimizle ve tüm savunma silahlarımızla Karabağ'ın yanında yer aldık. Kimse de bu kararlılığımıza kaşının üzerinde gözün var diyemedi.
Suriye'de çıban başı olan Esat'ı devirerek, yeni bir rejimin kökleşmesine zemin hazırladık. Libya'da arzuladığımız bir yönetimin başa geçmesini sağladık
Dünyanın üçüncü büyük sondaj gemilerimizle denizlerde petrol ve doğalgaz arıyoruz. İran'da, Turan'da etkinliğimiz yoğun bir şekilde sürüp gitmektedir. Gazze'de etkin ve yetkin bir politikayla müslüman ülkelerin ilk defa güvenini kazandık. Rusya ile Ukrayna'nın arasındaki savaşta yapılan arabuluculuğun önemi dünya tahıl sektöründeki krizin önlenmesindeki rolümüz belli başlı devletlerce takdir topladı. Hindistan ile Pakistan Savaşı'nda sarfettiğimiz aktif çaba ile Pakistan'a olan dostluğumuzun seviyesini daha yükseklere taşıdık.
Dış politikada hassas dengeleri gözeterek barışa yönelik katkımızı artırırken, dar gelen bölgesel aktörlüğümüzü küresel bir çerçeveye oturtarak büyük devletlerin gözünü üzerimize çevirdik.
FAHRETTİN MASUM BUDAK


YORUMLAR