FAHRETTİN MASUM BUDAK

FAHRETTİN MASUM BUDAK

BİZİM ELLER fahrettin76@hotmail.com

ŞAM İLE KUFE...

15 Şubat 2025 - 15:12

ŞAM İLE KUFE...

   Geçende bir grup arkadaşla sohbet ederken konu döndü dolaştı güncelliğini koruyan Irak ile Suriye'ye geldi. Tarihe not düşme adına bu iki şehirde dönen siyasi dolapları ve toplumsal tezgahları tam yazmaya kalksak belki de kağıt kalem kıtlığı çekmekten kurtulamayız!

  Maalesef her iki şehir de tarih boyunca olumsuzlukların kol gezdiği mekanlar olarak iz bırakmıştır. Toplumsal kargaşaların, siyasi çekişmelerin ve taht kavgalarının merkezinde bulunan bu şehirler, İslam tarihi boyunca insanların dilinden hiç bir zaman düşmemiştir. Geçmişte Kufe bugünkü Irak'ı, Şam ise bugünkü Suriye'yi kapsayacak kadar ihatalıydı. Her iki coğrafya da İslam'ın ve insanlığın belalı coğrafyası olarak anılagelmiştir.

  Özellikle Hz. Ali ile Muaviye arasındaki baş gösteren siyasi ve itikadi olaylar her iki şehri de olumsuz yönde etkilemiştir. Kufe ihanetin, kalleşliğin, vefasızlığın ve entrikanın sembolü olurken, Şam da ikiyüzlülüğün, münafıkların, makyavelizmin at oynattığı alan olarak dillerden düşmemiştir.

  Şam'ı ve  Kufe'yi bu yargıya iten faktörlerin başında geleni islam'da ayrışma fitilinin başlangıç noktasında yer almalarıdır. İki başlılığın yarattığı sorunlara yüklenen dini deliller İslam'ı ana ekseninden kaydırmış ve katı sekülerizmin ve tirancılığın kuyusuna düşürmüştür. Ayrıca, bu bölgeler, zaman zaman tarihin akışını degiştirecek ölçüde dramatik eylemlere sahne olmuş ve İslam'da onarılması mümkün olmayan derin yaraların açılmasına sebep olmuştur. Öyle ki, günlük hayatımızda olumsuz toplumsal bir olay gördüğümüzde "Küfe halkı, ne olacak!" demekten kendimizi alamamışızdır!

   Şam'ın da aynı olumsuz olayların kaynağı olarak belleklerde yer alması insanlığın yüreğine yerleştirdiği en derin acıyı hiç bir devirde unutturmamıştır. Şam denildiğinde akla her zaman riyanın ve zalimliğin merkezi gelmiştir. Şamılaların dişi deveyi erkek, erkek deveyi dişi belletme anlayışı kuşakların dilinden hiç bir zaman düşmemiş ve "Ne Şam'ın şekeri, ne Arap'ın yüzü" deyimi de oradan kalmıştır.

  Günümüz dünyasında gerek Şam olsun gerekse  Kufe olsun, tıpkı tarihte olduğu gibi bir takım zaafların yaşandığı alanlar olarak yine bir numaraya oturmuşlardır. Her iki halkın da ve her iki coğrafyanın da belini doğrultması ve mazinin kirli sayfasından kurtulup tertemiz bir sayfaya kavuşması oldukça zordur. Çünkü buralarda fitne kazanı daima kaynar haldedir. Fesatlık, fücürlük bu bölgelerden eksik olmamıştır. Gerçi Kufe halkı Hz. Ali'den sonra tarih sürecinde giderek önemini yitirmiş ve o meşhur ve namlı başkent döneminin şaşasından eser kalmamıştır ama yine de bir süre insanlığın dikkatini çekmeye ve Abbasilerin ilk başlarda siyasi ve idari merkezi olmaya devam etmiştir. Kufe Abbasiler tarafından Bağdat başkent yapıldıktan sonra önemini yitirmiştir ama şu anda Irak'da bir ilçe olarak Kerbela ile Necef'in arasında varlığını sürdürürken, yerini Bağdat'a bırakmıştır.

  Ama Şam için aynı şeyi söyleyemeyiz. Emevilerin ve diğer İslam medeniyetlerinin çekim merkezi olmaya devam eden bu musibetli şehir, Emevilerin izleriyle dolu tarihi akışına devam etmektedir.

  Bu bölgeyi yazıp hatırlatmamın sebebi bu coğrafyanın "karğışlı" ve "nifrinli" bir bölge olmasındandır. Türkiye, Şam ile Kufe'ye daima dikkat ve daima hassasiyet  göstermek zorundadır!

  FAHRETTİN MASUM BUDAK

YORUMLAR

  • 0 Yorum