MEDENİYETLERİN BESİN KAYNAĞI
Medeniyetler, varlığını eleştiriye ve sorgulamaya borçludur. Araştırılmayan, soruşturulmayan ve sorgulanmayan düşüncelerin, hedeflerin ve projelerin sonu çoğu zaman hüsranla ve hayal kırıklığıyla son bulmuştur.
Bir toplumun ilerlemesi ve çağdaş bir düzeye ulaşması, çağın nimetlerinden ve teknolojilerinden faydalanması; sorgulama ve eleştiri kültürünün yoğunluğu ve sıklığıyla orantıldır. Sorgulanan, yargılanan ve tenkit edilen hiç bir şeyden korkmamak lazımdır. Bilim ve yenilikler bu tür kavramlardan yola çıkarak uygarlıklara beşiklik ve kaynaklık yapmıştır. Hangi toplum bilmin, merakın, icadın, eleştiri kültürünün gerisinde kalmışsa o toplumun ilerlemesi mutlaka sekteye uğramıştır.
Nitekim bir dönem İslam ülkeleri eleştiri ve sorgu kültürden uzak yaşadığı, doğma ve selefiye kültüre önem verdiği için cezasını en ağır bir şekilde ödemek zorunda kalmıştır. Devletlerin ve milletlerin sorgulama kültüründen uzak yaşaması öldürücü kanserden beterdir. Geçmişe baktığımızda, bazı devletlerin ve cemiyetlerin bunu asırlarca yaşayıp kendilerine büyük kötülük yaptıklarını görürüz. Örneğin; Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllarca bu badireden kurtulamadı.Tekkelerin ve cemaatletin bakış tarzı toplumsal bünyeye sızdığı anda o toplumun kurtuluş imkanı zordur. Sorgulayan, araştıran, eleştiren toplumlar bilimin ışığında kademe kademe ilerlerken, durağan ve statik yaşayan toplumlar ise onların kuyruğuna takılmaktan kurtulamamıştır.
Gerek bireysel olsun, gerek toplumsal olsun, gerekse kurumsal olsun, eleştiriden nasibini alamamışların yerinde saymaya mahkum olması mukadderdir. Aslında eleştiri bir nevi toplumsal veya bireysel tedavidir. Şeyh Sadi Şirazi "Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz eleştirin, basit bir adamı dost edinmek isterseniz övün" derken bu anlayışı kastediyordu. Tarih boyunca diktatörler eleştiriye düşmanlık beslerken aynı zamanda mahiyetlerindeki toplumlarına da farkında olmadan düşmanlık beslemişlerdir. Bu konuda devlet adamlarının etrafını dalkavukların, yalakaların ve riyakarların sarması kolaylaşır. Buna aslında meydan veren ve teşvik eden de devlet adamlarının ta kendileridir. Kim ki "Padişahım çok yaşa" demişse onun dünyalığı fazlasyla verilmiştir.
Toplumların gelişmesi ve ilerlemesi eleştiri kapısının açık olup olmamasına bağlıdır.
Eleştiriden korkan devlet adamları unutmayalım ki, sorumlu oldukları ve yönettikleri halklarından aşırı derecede korkarlar! Çünkü halkın aydılanması demek bunlarn karanlığa gömülmesi demektir.
Yapıcı eleştiriye açık insanlar veya toplumlar, daima aydınlık saçan bir projektör vazifesi görmüşlerdir.
Uygarlıklar; bilimle beslenir, eleştirilerle güçlenir, sorgulamayla gelişimini sürdürürler.
Devletleri yıkan zihniyet, cemiyetleri gerileten zihniyet bilme ve eleştiriye kapalı olan zihniyettir. Esasında sorgulayıcı eleştiri zihniyetinden uzak yaşayan toplumların sonu daima hüsranla neticelenmiştir. Tarih boyunca devletlerin ve onun dayandığı toplumların yıklışına ve yok oluşuna baktığımızda çoğu zaman bunun altında yatan faktörlerin başında geleni eleştiri kültürüne kapalı olmalarını görürüz.
Eleştirme, sorgulama ve araştırma, toplum bünyesinin direncini güçlendirmek için bir nevi uygulanan sağlık taramasıdır.
Toplumların, kurumların ve bireylerin gücü ve direnci tenkit mekanizmasının varlığında ve yaygınlığında saklıdır.


YORUMLAR