IĞDIR’DA YAŞAMAK
Türkiye’nin en doğusunda bulunan Iğdır’ın en önemli özelliklerinden biri de
Türkiye’nin en doğusunda bulunmasıdır. Iğdır İli ve İlçeleri sanatsal değeri yüksek
tarihi mekânlar, anıtlar ve diğer sanat eserlerine ev sahipliği yapmamaktadır.
Iğdır'ın adı; 24 Oğuz boyundan 21’ncisi sayılan İç-Oğuzlar- Üç-Ok kolunun ve
Oğuz Han'ın altı oğlundan biri olan Cengiz Alp'in en büyük oğlu olan "Iğdır Beğ" den
gelmektedir.
Iğdır Şehri Dede Korkut, Melikşah, Osman Gazi’yi, Köroğlu’nu sinesinde
barındıran, önemli bir geçiş yeri olarak kullanılan bir vatan köşesidir.
Yüzölçümü 3.588 Km’yi bulan bölgenin Ermenistan ile hududunu boydan boya
Aras Nehri teşkil etmekte olup, hattı 51 km’dir. İl, Dünya coğrafyasında eşine ender
rastlanabilecek bir özelliğe sahiptir.
Bir yandan yurdumuzun en büyük ve dünyanın sayılı büyük dağlarından biri
olan Büyük Ağrı Dağı”nın 5165 metre yüksekliğindeki buzullarla kaplı sivri tepeleri ile
diğer taraftan yüksek Doğu Anadolu platosunda ortalama rakımı 800-900 metre
arasında değişen ve turunçgiller ile zeytin dışında her türlü meyve ve sebzenin bolca
yetiştirilebildiği bereketli Sürmeli çukurunu, Cennetten doğduğu rivayet edilen Aras
ırmağını bünyesinde iç içe barındırmaktadır.
Iğdır’ın güneyinde yükselen Ağrı Dağı’nın zirvesindeki kar ile ovada yetişen
pamuğun rengi soğuk ve sıcağı adeta yan yana getirmektedir. Bu özellikleri onu, yurt
sathında “Doğunun Çukur ovası” olarak tanınmasını sağlamıştır.
Iğdır’ın tarihteki anılan ismi olan” Sürmeli Çukuru”, Arpaçay’ın Aras ‘la birleştiği
Ergüder mevkiinden başlayıp, Aras nehrinin ülkemiz sınırlarını terk ettiği Türkiye –
İran – Nahcivan sınırlarının birleşme noktasına kadar devam eder.
Sahip olduğu kültürel mirası, tarihi, gelenek-görenek zenginliği ve sıcakkanlı
insanları ile kendine özgün doğasını koruyarak günümüze gelebilmiş nadide
illerimizden biri olan Iğdır, aynı zamanda bulunduğu coğrafya itibariyle de ülke
tarihinin sembol ili olma özelliğini korumaktadır.
Sadece tarihi değil, bereketli toprakları ve eşsiz doğasıyla günümüz
dünyasında organik tarım alanlarına elverişli olan ve Doğu Anadolu’nun Çukur ovası
olarak da bilinen Iğdır ili, sahip olduğu zengin turizm potansiyeli ile de şüphesiz Türk
turizminin gelişip çeşitlenmesinde önemli bir rol üstlenecek konumdadır.
Böyle güzel bir İlde yaşamanın tabi ki onurunu ve gururunu taşımaktayız.
Ancak gel gör ki; yapılması gerekenlerin yapılmaması burada yaşayan insanlarımıza
reva mıdır?
Aracınızla dahi yollardan geçemiyorsunuz. Her taraf delik deşik. Çevreden
kötü kokular insanın ciğerine işliyor. Hafif bir rüzgârda cadde- sokak çöplerle, kâğıt
parçaları ve poşet artıklarıyla doluyor. Hemen hemen her rüzgârlı ve yağmurlu
havalarda elektrikler kesiliyor. Şehir içinde kaldırımlardan geçmek çok zor. Çünkü
esnaf malzemelerini pazarlamış. Dolayısıyla vatandaş olarak bizler de kurallara
uymuyoruz. Işıklara aldırış etmiyoruz. Elimizdeki çöpleri şehrin her yerine rastgele
atıyoruz. Hele manevi değerlerimizin temsil edildiği yerlerde de bu durum farklı
değildir.
Iğdır ve köyleri 1915-1920 yıllarında Ermeni katliamlarına en yoğun maruz
kalan bölgelerden biridir. O dönemde Iğdır halkının büyük bir kısmı (seksen binden
fazla) katledilmiş, sağ kalanlar ise kendi yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Bu
nedenle Yapımına 1 Ağustos 1997 tarihinde başlanmış ve 5 Ekim 1999 tarihinde
hizmete giren ve Türkiye’nin 43.50 metre ile en yüksek anıtı olan Soykırım Anıtı
çevresinde pet şişeler, çöpler, poşetler çöplük gibi atılmış. Aynı manzarayı Köylerde
bulunan anıt mezarların çevrelerinde de görmek mümkündür. İnsanlarımızın
duyarlılığı bu konularda nerdeyse yok olmuştur.
Aynı durum Mehmet Çavuş Anıtı, şimdi Mehmetçik Anıtı olarak değiştirilen
anıtta da aynı. Mehmet Çavuş; Iğdır’ın düşman işgalinden kurtuluşunda ilk şehidimiz.
Amcası oğlu Ali Çavuş da Türk Bayrağını gönder çeken ilk isim. Yıllarca görgü
tanıkları, tarihçiler bu konuda araştırma yapan kişiler Mehmet Çavuş’un ilk şehidimiz
olduğunu söylediler. Kurtuluş Savaşında çok önemli katkıları olan Melekli’li Ali Ekber
TUFAN’ın hatıraları, Araştırmacı-Yazar Nizamettin ONK’un yazdığı Iğdır Tarihi isimli
kitap, Tarihçi Cemender ARSLANOĞLU, dönemin belediye başkanları, Çankırılı
Mehmet Çavuş’un Iğdır’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşunda ilk şehidimiz olduğunu
belgeleri ile anlatmışlar. Ancak bunlar yine Çankırılı İlgaz ailesi (amca çocukları) biri
tarafından verilen öneri ile yalan olduğu söylenildi. Anıtın ismi değiştirildi. Öyle veya
böyle Mehmetçik ismi yüreğimizin şahdamarıdır.
Atalarımızdan bize miras olarak bırakılan Iğdır’ın temsili Koç Başlı mezar
taşlarımız da gün geçtikçe eksilmekte ve yok olmaktadır. Iğdır mezarlıklarında
bulunan bu mezar taşlarının tamamı Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma
Kurulu tarafından koruma altına alınmıştır. Özellikle Yaycı Köyünde bulunan ve
sayıları 80 adetten 60’a düşen Koç Başlı mezar taşlarını etrafı hiç olmazsa tel örgüyle
çevrelenmelidir diye düşünüyoruz. Selçuklu geleneği izlerini taşıyan Çakırtaş
Köyünde bulunan “Kul Yusuf Kümbeti”, Kolikent Köyünde bulunan “Guli Cevher Ağa
Kümbeti” ve Aralık Devlet Üretme Çiftliğinde bulunun “Gödekli Kümbeti” onarılarak
turizme açılması inancındayız.
Liyakat unsuruna önem verilmeli, Ülkemizin vazgeçilmezi olan eğitim üzerinde
durulmalı, istatistik bilgiler gözden geçirilmeli. Yıllarca başarılı bir şekilde yöneticilik
yapanların eğitim üzerine yaptıkları olağanüstü gayretlerinden dolayı aldıkları
yüzlerce takdirleri, başarı belgeleri, üstün başarı belgeleri, ödülleri, yazdıkları bilimsel
makale ve araştırmaları, eğitim üzerinde yapılan tezleri sadece kişilerin dosyalarında
saklı kalmamaları, paylaşılması gerektiği inancındayız.
Iğdır’da birlik, beraberlik ve kardeşlik sevgisini pekiştiren ve yıllarca yapılan
Nevruz otağlarında nevruz sofralarının kurulması, Dede Korkut Şehri Olan
Sürmeli’de, Korhan Yaylası ve Serdarbulak Yaylasında: Iğdır’da yaşayanların,
Iğdırlıların omuz omuza kol kola vererek yeni şenliklerde buluşması, Iğdır’ın cadde ve
sokaklarında toz-toprak yutmadan gezilmesi dileklerimle.
Eğitimci-Araştırmacı- Yazar
