ZİYA ZAKİR ACAR

ZİYA ZAKİR ACAR

-

IĞDIR’DA YAŞAMAK

10 Temmuz 2016 - 15:23

IĞDIR’DA YAŞAMAK

Türkiye’nin en doğusunda bulunan Iğdır’ın en önemli özelliklerinden biri de

Türkiye’nin en doğusunda bulunmasıdır. Iğdır İli ve İlçeleri sanatsal değeri yüksek

tarihi mekânlar, anıtlar ve diğer sanat eserlerine ev sahipliği yapmamaktadır.

Iğdır'ın adı; 24 Oğuz boyundan 21’ncisi sayılan İç-Oğuzlar- Üç-Ok kolunun ve

Oğuz Han'ın altı oğlundan biri olan Cengiz Alp'in en büyük oğlu olan "Iğdır Beğ" den

gelmektedir.

Iğdır Şehri Dede Korkut, Melikşah, Osman Gazi’yi, Köroğlu’nu sinesinde

barındıran, önemli bir geçiş yeri olarak kullanılan bir vatan köşesidir.

Yüzölçümü 3.588 Km’yi bulan bölgenin Ermenistan ile hududunu boydan boya

Aras Nehri teşkil etmekte olup, hattı 51 km’dir. İl, Dünya coğrafyasında eşine ender

rastlanabilecek bir özelliğe sahiptir.

Bir yandan yurdumuzun en büyük ve dünyanın sayılı büyük dağlarından biri

olan Büyük Ağrı Dağı”nın 5165 metre yüksekliğindeki buzullarla kaplı sivri tepeleri ile

diğer taraftan yüksek Doğu Anadolu platosunda ortalama rakımı 800-900 metre

arasında değişen ve turunçgiller ile zeytin dışında her türlü meyve ve sebzenin bolca

yetiştirilebildiği bereketli Sürmeli çukurunu, Cennetten doğduğu rivayet edilen Aras

ırmağını bünyesinde iç içe barındırmaktadır.

Iğdır’ın güneyinde yükselen Ağrı Dağı’nın zirvesindeki kar ile ovada yetişen

pamuğun rengi soğuk ve sıcağı adeta yan yana getirmektedir. Bu özellikleri onu, yurt

sathında “Doğunun Çukur ovası” olarak tanınmasını sağlamıştır.

Iğdır’ın tarihteki anılan ismi olan” Sürmeli Çukuru”, Arpaçay’ın Aras ‘la birleştiği

Ergüder mevkiinden başlayıp, Aras nehrinin ülkemiz sınırlarını terk ettiği Türkiye –

İran – Nahcivan sınırlarının birleşme noktasına kadar devam eder.

Sahip olduğu kültürel mirası, tarihi, gelenek-görenek zenginliği ve sıcakkanlı

insanları ile kendine özgün doğasını koruyarak günümüze gelebilmiş nadide

illerimizden biri olan Iğdır, aynı zamanda bulunduğu coğrafya itibariyle de ülke

tarihinin sembol ili olma özelliğini korumaktadır.

Sadece tarihi değil, bereketli toprakları ve eşsiz doğasıyla günümüz

dünyasında organik tarım alanlarına elverişli olan ve Doğu Anadolu’nun Çukur ovası

olarak da bilinen Iğdır ili, sahip olduğu zengin turizm potansiyeli ile de şüphesiz Türk

turizminin gelişip çeşitlenmesinde önemli bir rol üstlenecek konumdadır.

Böyle güzel bir İlde yaşamanın tabi ki onurunu ve gururunu taşımaktayız.

Ancak gel gör ki; yapılması gerekenlerin yapılmaması burada yaşayan insanlarımıza

reva mıdır?

Aracınızla dahi yollardan geçemiyorsunuz. Her taraf delik deşik. Çevreden

kötü kokular insanın ciğerine işliyor. Hafif bir rüzgârda cadde- sokak çöplerle, kâğıt

parçaları ve poşet artıklarıyla doluyor. Hemen hemen her rüzgârlı ve yağmurlu

havalarda elektrikler kesiliyor. Şehir içinde kaldırımlardan geçmek çok zor. Çünkü

esnaf malzemelerini pazarlamış. Dolayısıyla vatandaş olarak bizler de kurallara

uymuyoruz. Işıklara aldırış etmiyoruz. Elimizdeki çöpleri şehrin her yerine rastgele

atıyoruz. Hele manevi değerlerimizin temsil edildiği yerlerde de bu durum farklı

değildir.

Iğdır ve köyleri 1915-1920 yıllarında Ermeni katliamlarına en yoğun maruz

kalan bölgelerden biridir. O dönemde Iğdır halkının büyük bir kısmı (seksen binden

fazla) katledilmiş, sağ kalanlar ise kendi yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştır. Bu

nedenle Yapımına 1 Ağustos 1997 tarihinde başlanmış ve 5 Ekim 1999 tarihinde

hizmete giren ve Türkiye’nin 43.50 metre ile en yüksek anıtı olan Soykırım Anıtı

çevresinde pet şişeler, çöpler, poşetler çöplük gibi atılmış. Aynı manzarayı Köylerde

bulunan anıt mezarların çevrelerinde de görmek mümkündür. İnsanlarımızın

duyarlılığı bu konularda nerdeyse yok olmuştur.

Aynı durum Mehmet Çavuş Anıtı, şimdi Mehmetçik Anıtı olarak değiştirilen

anıtta da aynı. Mehmet Çavuş; Iğdır’ın düşman işgalinden kurtuluşunda ilk şehidimiz.

Amcası oğlu Ali Çavuş da Türk Bayrağını gönder çeken ilk isim. Yıllarca görgü

tanıkları, tarihçiler bu konuda araştırma yapan kişiler Mehmet Çavuş’un ilk şehidimiz

olduğunu söylediler. Kurtuluş Savaşında çok önemli katkıları olan Melekli’li Ali Ekber

TUFAN’ın hatıraları, Araştırmacı-Yazar Nizamettin ONK’un yazdığı Iğdır Tarihi isimli

kitap, Tarihçi Cemender ARSLANOĞLU, dönemin belediye başkanları, Çankırılı

Mehmet Çavuş’un Iğdır’ın Düşman İşgalinden Kurtuluşunda ilk şehidimiz olduğunu

belgeleri ile anlatmışlar. Ancak bunlar yine Çankırılı İlgaz ailesi (amca çocukları) biri

tarafından verilen öneri ile yalan olduğu söylenildi. Anıtın ismi değiştirildi. Öyle veya

böyle Mehmetçik ismi yüreğimizin şahdamarıdır.

Atalarımızdan bize miras olarak bırakılan Iğdır’ın temsili Koç Başlı mezar

taşlarımız da gün geçtikçe eksilmekte ve yok olmaktadır. Iğdır mezarlıklarında

bulunan bu mezar taşlarının tamamı Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma

Kurulu tarafından koruma altına alınmıştır. Özellikle Yaycı Köyünde bulunan ve

sayıları 80 adetten 60’a düşen Koç Başlı mezar taşlarını etrafı hiç olmazsa tel örgüyle

çevrelenmelidir diye düşünüyoruz. Selçuklu geleneği izlerini taşıyan Çakırtaş

Köyünde bulunan “Kul Yusuf Kümbeti”, Kolikent Köyünde bulunan “Guli Cevher Ağa

Kümbeti” ve Aralık Devlet Üretme Çiftliğinde bulunun “Gödekli Kümbeti” onarılarak

turizme açılması inancındayız.

Liyakat unsuruna önem verilmeli, Ülkemizin vazgeçilmezi olan eğitim üzerinde

durulmalı, istatistik bilgiler gözden geçirilmeli. Yıllarca başarılı bir şekilde yöneticilik

yapanların eğitim üzerine yaptıkları olağanüstü gayretlerinden dolayı aldıkları

yüzlerce takdirleri, başarı belgeleri, üstün başarı belgeleri, ödülleri, yazdıkları bilimsel

makale ve araştırmaları, eğitim üzerinde yapılan tezleri sadece kişilerin dosyalarında

saklı kalmamaları, paylaşılması gerektiği inancındayız.

Iğdır’da birlik, beraberlik ve kardeşlik sevgisini pekiştiren ve yıllarca yapılan

Nevruz otağlarında nevruz sofralarının kurulması, Dede Korkut Şehri Olan

Sürmeli’de, Korhan Yaylası ve Serdarbulak Yaylasında: Iğdır’da yaşayanların,

Iğdırlıların omuz omuza kol kola vererek yeni şenliklerde buluşması, Iğdır’ın cadde ve

sokaklarında toz-toprak yutmadan gezilmesi dileklerimle.

Eğitimci-Araştırmacı- Yazar