ZİYA ZAKİR ACAR

ZİYA ZAKİR ACAR

-

26 EYLÜL TÜRK DİL BAYRAMI

26 Eylül 2015 - 17:06

26 EYLÜL TÜRK DİL BAYRAMI

Dil açanda ilk defa ana söyleyerik biz,

“Ana dili” adlanır bizim ilk dersliyimiz.

İlk mahnımız laylanı anamız öz südüyle

İçirir ruhumuza bu dilde gile-gile.1

“Bir milleti tarih sahnesinden indirmek isteyen güçler, ilk önce o milletin dilini 

hedef alır.”

“Türk kültürü, Türk dili, Türk kahramanları, Türk tarihi, Türk milli değerleri, Türk 

manevi değerleri iç ve dış ihanet şebekelerinin tehdit altındadır.”

Bir milleti var ve yaşıyor kılan yaşam damarlarından biridir elbette kullandığı 

dil. Ancak bu kadarla sınırlı değildir. Doğduğumuz günden bu yana bizi biz kılan 

yalnızca öğretilen bir ses akışı ve kulak dolgunluğundan ibaret değildir dil. Duygu ve 

düşüncelerimizi ifade etme gücünü, önce hissettiğimiz sonra yaşama geçirdiğimiz 

bilinçaltı bir reflekstir. Emeklemek, yürümek, beslenmek gibi….

Bir milletin dil asaleti o ulusun geçirdiği safhalarla orantılıdır bana göre. Ne 

kadar büyük uygarlıklar süzgecinden geçmişse o kadar olgunlaşmış, gelişmiş ve 

kalıcı olmuştur. Bünyesindeki büyük değişimler onu olumsuz bir şekilde hiçbir zaman 

etkileyemeyecektir.

 Çok uzun bir tarihî geçmişe sahip olan Türk Dili’nin sözlü edebiyatından yazılı 

edebiyatına kadar tüm eserleri incelendiğinde görülür ki Türk Dili uygarlık akışları 

içerisinde bir nehir gibi akmış, akışında bünyesine farklı ve değişik unsurları almış, 

zaman zaman da bunların gereksizliğine inanıp bunları saf dışı bırakmıştır. Dilin canlı 

bir varlık olduğu konusunda hiçbir fikir ayrılığı olmamış bugüne kadar. O zaman her 

canlı varlık gibi dilin de arayışları, çırpınışları, beklentileri, değişimleri olması normal 

değil mi?

MÖ III. yüzyıldan beri Kuzey Asya ve Doğu Avrupa’yı egemenlikleri altına 

aldığı bilinen Hun Uygarlığının başlattığı bir dil anlayışının adının Çuvaşça ya da 

Yakutça olması Türk Dili’nin varlığı açısından insanın geçmiş tarihine baktığı zaman 

göğsünü kabartmaz mı? İlk yazılı ürünümüz olan Orhun Yazıtlarının Göktürkçe 

yazılmış olması, ilk ‘Türk’ adının geçtiği yazılı bir kaynakla belgelenmesi dilimize 

duyduğumuz saygıyı nasıl beslemez? Sonra Uygurlar, Karahanlılar, Oğuzlar, 

Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti. Dilimizin bu oluşumlar içindeki 

dağılım ve yerleşim alanlarına göre daha pek çok farklılıklar gösterdiğini düşünecek 

olursak ne kadar köklü, ne kadar olgun ve ne kadar asil bir dil olduğunu da görebiliriz.

1 Bahtiyar VAHAPZADE

Bu dil, – bizim ruhumuz, eşkimiz, canımızdır,

 Bu dil, – bir-birimizle ehdi-peymanımızdır.

 Bu dil, – tanıtmış bize bu dünyada her şeyi.

 Bu dil, – ecdadımızın bize koyub getdiyi

 En kıymetli mirastır, onu gözlerimiz tek

 Koruyup, nesillere biz de hediyye verek.

Türk Dili nasıl sırası geldiğinde içinde bulunduğu ortama ve çağa göre birtakım 

değişimlere uğramışsa bundan böyle de Karamanoğlu Mehmet Bey gibi Mustafa 

Kemal Atatürk gibi milletini her şeyden çok seven önderler aracılığı ile zaten sağlam 

olan yapısını korumaya devam edecektir. 

Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277’de : "Bugünden geru divanda, 

dergahta, bergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır." 

diyerek nasıl ulusal duyarlılık göstermişse, Mustafa Kemal Atatürk de 2 Eylül 

1930’da: “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması 

milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili dillerin en zenginlerindendir; yeter 

ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti, 

dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır” diyerek Türk Dili’nin öz 

benliğine dönmesi için gereken mücadeleyi vermiştir.

Bu asil söylemlerin yaşama geçirilmesi önce 11 Temmuz 1932’ de Mustafa 

Kemal Atatürk’ün arkadaşlarına: “Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz” 

sorusuyla başlayan ve “Öyleyse Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir 

dil cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun.” sözleriyle biten bir 

konuşmayla gerçekleşmiştir. Böylece bugünkü adıyla Türk Dil Kurumu 12 Temmuz 

1932’de kurulmuştur. İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda 26 Eylül 1932 tarihinde ilk 

kez toplanan Birinci Türk Dil Kurultayı’nın açılış günü ‘Türk Dil Bayramı ‘ olarak kabul 

görmüştür.

Ana dilim, sendedir halkın akli, hikmeti,

 Areb oğlu Mecnunun derdi sende dil açmış.

Üreklere yol açan Füzulinin sanati,

 Ey dilim, küdretinle dünyalara yol açmış.

Sende menim halkımın kahramanlıkla dolu

 Tarihi varaklanır,

Sende neçe min illik menim medeniyyetim,

Şan-şöhretim saklanır.

 Menim adım, sanımsan,

 Namusum, vicdanımsan.

 Türkiye Cumhuriyeti’nin mazisi bu kadar derin bir temel üzerine kurulmuş olması 

Türk Milletinin tüm değerlerine olduğu gibi diline de sahip çıkacağının teminatıdır. 

Yeter ki sahip olduğumuz cumhuriyetin bekası ve gelişmesi için birlik beraberlik 

duygumuzu kaybetmeyelim, yeter ki ulusal bilincimizden ödün vermeyelim. 

Tüm milletimizin  “Türk Dil Bayramı” kutlu olsun… 

Ey öz doğma dilinde danışmağı ar bilen,

 Bunu iftihar bilen

 Modalı edebazlar

 Kalbinizi okşamır koşmalar, telli sazlar.

 Koy bunlar menim olsun.

 Ancak Vatan çöreyi,

 Bir de ana üreyi

 Sizlere kenım olsun. (B.Vahapzade) 

Ziya Zakir ACAR 

Eğitimci-Araştırmacı-yazar