26 EYLÜL TÜRK DİL BAYRAMI
Dil açanda ilk defa ana söyleyerik biz,
“Ana dili” adlanır bizim ilk dersliyimiz.
İlk mahnımız laylanı anamız öz südüyle
İçirir ruhumuza bu dilde gile-gile.1
“Bir milleti tarih sahnesinden indirmek isteyen güçler, ilk önce o milletin dilini
hedef alır.”
“Türk kültürü, Türk dili, Türk kahramanları, Türk tarihi, Türk milli değerleri, Türk
manevi değerleri iç ve dış ihanet şebekelerinin tehdit altındadır.”
Bir milleti var ve yaşıyor kılan yaşam damarlarından biridir elbette kullandığı
dil. Ancak bu kadarla sınırlı değildir. Doğduğumuz günden bu yana bizi biz kılan
yalnızca öğretilen bir ses akışı ve kulak dolgunluğundan ibaret değildir dil. Duygu ve
düşüncelerimizi ifade etme gücünü, önce hissettiğimiz sonra yaşama geçirdiğimiz
bilinçaltı bir reflekstir. Emeklemek, yürümek, beslenmek gibi….
Bir milletin dil asaleti o ulusun geçirdiği safhalarla orantılıdır bana göre. Ne
kadar büyük uygarlıklar süzgecinden geçmişse o kadar olgunlaşmış, gelişmiş ve
kalıcı olmuştur. Bünyesindeki büyük değişimler onu olumsuz bir şekilde hiçbir zaman
etkileyemeyecektir.
Çok uzun bir tarihî geçmişe sahip olan Türk Dili’nin sözlü edebiyatından yazılı
edebiyatına kadar tüm eserleri incelendiğinde görülür ki Türk Dili uygarlık akışları
içerisinde bir nehir gibi akmış, akışında bünyesine farklı ve değişik unsurları almış,
zaman zaman da bunların gereksizliğine inanıp bunları saf dışı bırakmıştır. Dilin canlı
bir varlık olduğu konusunda hiçbir fikir ayrılığı olmamış bugüne kadar. O zaman her
canlı varlık gibi dilin de arayışları, çırpınışları, beklentileri, değişimleri olması normal
değil mi?
MÖ III. yüzyıldan beri Kuzey Asya ve Doğu Avrupa’yı egemenlikleri altına
aldığı bilinen Hun Uygarlığının başlattığı bir dil anlayışının adının Çuvaşça ya da
Yakutça olması Türk Dili’nin varlığı açısından insanın geçmiş tarihine baktığı zaman
göğsünü kabartmaz mı? İlk yazılı ürünümüz olan Orhun Yazıtlarının Göktürkçe
yazılmış olması, ilk ‘Türk’ adının geçtiği yazılı bir kaynakla belgelenmesi dilimize
duyduğumuz saygıyı nasıl beslemez? Sonra Uygurlar, Karahanlılar, Oğuzlar,
Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti. Dilimizin bu oluşumlar içindeki
dağılım ve yerleşim alanlarına göre daha pek çok farklılıklar gösterdiğini düşünecek
olursak ne kadar köklü, ne kadar olgun ve ne kadar asil bir dil olduğunu da görebiliriz.
1 Bahtiyar VAHAPZADE
Bu dil, – bizim ruhumuz, eşkimiz, canımızdır,
Bu dil, – bir-birimizle ehdi-peymanımızdır.
Bu dil, – tanıtmış bize bu dünyada her şeyi.
Bu dil, – ecdadımızın bize koyub getdiyi
En kıymetli mirastır, onu gözlerimiz tek
Koruyup, nesillere biz de hediyye verek.
Türk Dili nasıl sırası geldiğinde içinde bulunduğu ortama ve çağa göre birtakım
değişimlere uğramışsa bundan böyle de Karamanoğlu Mehmet Bey gibi Mustafa
Kemal Atatürk gibi milletini her şeyden çok seven önderler aracılığı ile zaten sağlam
olan yapısını korumaya devam edecektir.
Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277’de : "Bugünden geru divanda,
dergahta, bergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır."
diyerek nasıl ulusal duyarlılık göstermişse, Mustafa Kemal Atatürk de 2 Eylül
1930’da: “Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması
milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk Dili dillerin en zenginlerindendir; yeter
ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk Milleti,
dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır” diyerek Türk Dili’nin öz
benliğine dönmesi için gereken mücadeleyi vermiştir.
Bu asil söylemlerin yaşama geçirilmesi önce 11 Temmuz 1932’ de Mustafa
Kemal Atatürk’ün arkadaşlarına: “Dil işlerini düşünmek zamanı gelmiştir. Ne dersiniz”
sorusuyla başlayan ve “Öyleyse Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti gibi bir de ona kardeş bir
dil cemiyeti kuralım. Adı Türk Dili Tetkik Cemiyeti olsun.” sözleriyle biten bir
konuşmayla gerçekleşmiştir. Böylece bugünkü adıyla Türk Dil Kurumu 12 Temmuz
1932’de kurulmuştur. İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda 26 Eylül 1932 tarihinde ilk
kez toplanan Birinci Türk Dil Kurultayı’nın açılış günü ‘Türk Dil Bayramı ‘ olarak kabul
görmüştür.
Ana dilim, sendedir halkın akli, hikmeti,
Areb oğlu Mecnunun derdi sende dil açmış.
Üreklere yol açan Füzulinin sanati,
Ey dilim, küdretinle dünyalara yol açmış.
Sende menim halkımın kahramanlıkla dolu
Tarihi varaklanır,
Sende neçe min illik menim medeniyyetim,
Şan-şöhretim saklanır.
Menim adım, sanımsan,
Namusum, vicdanımsan.
Türkiye Cumhuriyeti’nin mazisi bu kadar derin bir temel üzerine kurulmuş olması
Türk Milletinin tüm değerlerine olduğu gibi diline de sahip çıkacağının teminatıdır.
Yeter ki sahip olduğumuz cumhuriyetin bekası ve gelişmesi için birlik beraberlik
duygumuzu kaybetmeyelim, yeter ki ulusal bilincimizden ödün vermeyelim.
Tüm milletimizin “Türk Dil Bayramı” kutlu olsun…
Ey öz doğma dilinde danışmağı ar bilen,
Bunu iftihar bilen
Modalı edebazlar
Kalbinizi okşamır koşmalar, telli sazlar.
Koy bunlar menim olsun.
Ancak Vatan çöreyi,
Bir de ana üreyi
Sizlere kenım olsun. (B.Vahapzade)
Ziya Zakir ACAR
Eğitimci-Araştırmacı-yazar
