ZİYA ZAKİR ACAR

ZİYA ZAKİR ACAR

-

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

19 Mart 2016 - 14:08

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

Ziya Zakir ACAR

Yer Çanakkale

Yıl 1918’in martı

Tarihin dönüm noktasıydı zaman.

Tarihin en çetin kavşağında kaderimiz

Ölüm ıslığı çalarak

İnsan biçiyordu makineli tüfekler

Şaka değil

İnsan biçiyordu makineli tüfekler

Başlıyordu ölüm ülkesinde bahar

Yürüyordu tek sıralı saflar halinde

Hücum altında

İnsanlar ki namlulara karşı

Göz kırpmadan…

Çanakkale:

Âlemleri yaratan Yüce Allah’ın kullarına bütün güzellikleriyle bahşettiği 

tabiatıyla, havasıyla insanı büyüleyen vatan parçası.

Asya ile Avrupa’yı bağlayan boğazın iki yakasında yayılan coğrafyasıyla 

övünülen güzellikler diyarı. 

Memleketlerin beşiği, her türlü güzelliğin canlı sergisi.

Atalarımız Süleyman Şah komutasında sallarla Rumeli’ye geçtiği mekan.

Osmanlının ilk donanmasının kurulduğu dağların boğazla yarıldığı, görenlerin 

gönülden vurulduğu tabiat harikası.

Doğuda Güvenalan ve Sinekçi ile başlayıp güneyde Küçükkuyu ile 

Anadolu’nun batıdaki ucu.

Boğaz ve Saroz körfezi arasındaki en kritik ve en stratejik bölgesi.

Çanakkale:

Seni öyle yazıyla, sözle anlatmak kolay değil. Çok zor. Seni yazmak, okumak 

sıradan olur. Seni yaşayarak, gezerek, havanı içlere sindirerek öğrenmek her Türk 

vatandaşının görevi. Çünkü sende insanları büyüleyen manevi bir hava vardır. 

Atam Fatih Sultan Mehmet devletin güvenliği için yaptırdığı kalp şeklindeki “kilit 

bayır” yani denizin kilit kalesi ile Sultaniye kalesi karşılıklı olarak seni söylüyor.

      Tarih boyunca hiçbir millete nasip olmayan ve yüce Türk milletinin kahraman 

evlatlarınca yaratılan bir büyük mücadelenin, şairin ifadesiyle,  Bedr’in aslanlarının 

kükrediği ateşten bir imtihandır Çanakkale…

 Kınalı kuzuların gül bahçesine girercesine şahadete atıldığı bir yerdir 

Çanakkale… Çanakkale, öyle bir mücadeledir ki, asırlardır yorgun düşmüş bir 

milletin, milli mücadelesinin önemli bir safhasının teşkil etmiş;  Gelibolu’da yarattığı 

Atatürk’ü milletin geleceğe ait vazgeçilmez önderi yapmıştır. “Ben, size taarruzu 

değil, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka 

kuvvetler, başka komutanlar geçebilir.” İşte Atatürk’ün bu sözü Çanakkale Zaferi’ni 

yaratan inancın göstergesidir. 

     Bu inançtır ki esaret zincirini boynuna takmamış, bağımsızlığı namus ve şeref 

addetmiş bir ulusun istiklal ve onurunu kurtarmıştır. Türk’ün ateşten gömlek giydiği bu 

var olma mücadelesinde yüce Türk milleti topuyla, tüfeğiyle, kanıyla bayraklaştırmak 

istediği bağımsızlığı, karşısındaki muazzam güce rağmen, yılmadan ve fedakârca 

kazanmıştır.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Çanakkale Savaşlarını kazanan ruhu 

açıklarken 57 nci Alayın  Conkbayır’daki taarruzunu anlatır. 57 nci Alayın 

kahramanlarının içinde bulundukları ortam ve sergilenen davranışı ancak  “ruhlarında 

mevcut felsefeyle” açıklamak mümkündür. “Karşılıklı siperler arasında mesafemiz 8 

metre, yani ölüm kesin. Birinci siperdekiler hiç kurtulmamacasına hepsi düşüyor, 

ikinci siperdekiler onların yerine giriyor. Fakat ne imrenilecek bir soğukkanlılık ve 

tevekkülle biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakika sonra öleceğini biliyor, en ufak 

bir duraksama bile göstermiyor. Sarsılmak yok. Okuma bilenler Kuran-ı Kerim okuyor 

ve cennete girmeye hazırlanıyor. Bilmeyenler ise Kelime-i şahadet getiriyor ve ezan 

okuyarak yürüyor. Sıcak cehennem gibi kaynıyor. Bu, Türk askerindeki ruh kuvvetini 

gösteren, hayrete ve tebrike değer bir örnektir. Emin olmalısınız ki Çanakkale 

savaşını kazanan bu yüksek ruhtur.”

Asırlar ötesinden Yunus Emre, bu ruh halini ifade ederken, geçen zaman 

içerisindeki değişen bir şey olmamıştır: “Ölmekten ne korkarsın, korkma ebedi 

varsın.” İşte bu duygunun canlı timsalidir Mehmetçik. Ebedi yaşamak düşüncesidir 

onu ayrıcalıklı kılan. Tabi bunun yanında Türk Milletinin en büyük vasfını da 

unutmamak gerekir. 

Alman düşünür Erich Rotharker, “Tarihi yaratan kavimler,  kavimleri hareket 

ettiren ise muayyen tarzda yaşama iradeleri, yani kültürleridir.” Der. Türklerin 

tarihlerine bakıldığında bu düşüncenin Hunlardan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar 

geçen süre içerisinde “kültürlerinin “ onları her zaman “hür” yaşamaktan 

vazgeçmediği görülür.

İslamiyet ten önce, Orhun harfleriyle yazılı mezar taşlarında, ölenlerin “erlik 

erdemi” sözünü, bugünkü dille “insanlık şerefi” diye çevirebiliriz. Çanakkale, asırlar 

sonra “insanlık şerefi” için verilen mücadele ile Türk tarihinin altın sayfaları arasında 

farklı bir konumunda yer almıştır.   

  Çanakkale Zaferi zor şartlar altında binlerce şehit verilerek kazanılmış 

mukaddes bir zafer olarak tarihteki yerini alırken, kurtarıcı ve yüce kişiliği ile gelecek 

yüzyılları aydınlatacak olan Mustafa Kemal gibi bir güneşi ortaya çıkarması açısından 

da ayrı bir önem arz etmektedir. 

Bizlere böyle bir zaferin gururunu yaşatan binlerce şehit ve gazilerimizi 

şükranla anıyoruz. Şehitlerimizin ruhları şad olsun.