ZİYA ZAKİR ACAR

ZİYA ZAKİR ACAR

-

ERMENİ YALANLARI VE ERMENİ TERÖRÜ

27 Nisan 2015 - 15:06

ERMENİ YALANLARI VE ERMENİ TERÖRÜ    

Ziya Zakir ACAR     

    Her yıl ısıtılarak Türkiye'nin önüne konan Ermeni sorunu, yine sahnelenmeye 

başladı. Dışarıdan yapılan tahrik ve dayatmalar, içeride de dillendirilerek, dış güçlerin 

taşeronluğunu üstlenen bazı kendini bilmezler tarafından tekrar gündeme getiriliyor. 

Türkiye Barış ve kardeşlik için zeytin dalı uzatmayı sürdürmektedir.

Türk Devletinin "çözümü tarihçilere bırakalım" önerisini ret eden Ermeni 

diasporasının yalandan siyasi sonuç çıkarma oyununu araştıran ve tarihi gerçekleri 

gözler önüne serecek, gerçek tarihi belge ve anlatımlarla meseleye ışık tutacak… Bu 

meselede sadece tarihi veriler değil, tarihi gerçeklerin olaylarla birlikte 

değerlendirilmesi gerekmektedir…

Büyük Ermenistan hayali kuran Ermeni diasporasının sözde soykırım yalanı ile 

amaçlanan, tüm dünyaya seslerini duyurmak, kamuoyunu yanıltmak ve mesnetsiz 

iddialardan siyasi sonuç çıkarma çabasıdır.

Dünyayı ayağa kaldırma gayretindeki diaspora tarihi gerçekleri çarpıtıp ABD-

AB parlamentolarından siyasi kararlar çıkarma oyununu sürdürmektedir…

1915 tarihinde yaşanan olayları sebepleriyle değerlendirmekten kaçınan 

önyargılı yaklaşımlarla Osmanlıyı bölmeyi amaçlayan Emperyalist oyun sürdürülmek 

istenmektedir…

Ermenilerin o dönemde egemenlik haklarının ihlal edildiğini söylemeleri zaten 

bir hayal değil mi? İddialarda yer alan köklü bir yer ve tarih yoktur.

Zaten Ermenistan diye bir bölgenin zabıtlara geçmesi Ayastefanos 

anlaşmasıyla olmuştur.

1877-1878 Rus savaşı sonrasında Rusların boşalttığı bölgede yaşam alanı 

oluşturmuştur… Ermenilerin bağımsızlık hayalini başlatan süreçte bu tarihte 

başlamıştır.

Berlin anlaşması ile de Rus ve İngilizler tarafından kullanılan Ermeniler hep 

kullanılan taraf olmuşlardır.

Sözde Ermeni soykırımı yalanı ile başlayan süreçte bu propagandanın ürünü 

olup gerçekte böyle bir mesele bulunduğu söylenemez… 

Ermeni sorunu dedikleri aslında Emperyalizmin Osmanlı devletini yıkma ve 

paylaşma politikasının uzantısından başka bir şey değildir…

2

Tarihi bir gerçektir ki, Ermeni meselesi hiçbir zaman sadece, Ermeniler ‘in 

hareketi olarak gündeme gelmemiştir. 

Bugüne kadar Rusya'nın, İngiltere'nin, Fransa'nın, Almanya'nın, 

Yunanistan'ın desteklemediği hiçbir Ermeni hareketi olmamıştır. 

Asya ve Avrupa kıtaları arasında doğal bir köprü olan Anadolu, Karadeniz’i 

Akdeniz’e bağlayan boğazları ve Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu’da petrol ve 

doğal gaz rezervlerinin yer aldığı enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki 

jeostratejik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir. 

Geçmişte Osmanlı Devleti, bugün de Türkiye bu jeostratejik konumundan 

dolayı sömürgeci devletlerin çeşitli entrikaların çevirdiği bir alan olmuştur.

Özellikle Fransız İhtilalinden sonra Osmanlı Devleti’ni parçalayarak bu 

bölgeye hâkim olmak isteyen sömürgeci devletler, Hristiyan unsurları kullanma 

yolunu da seçmişlerdir. 

“Millet-i Sadıka” adı verilen ve devletin en önemli mevkilerinde görev 

yapan Ermeniler, kurdukları çetelerle XIX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren 

isyan etmeye başlamışlardır. I. Dünya Savaşı öncesinde etkili bir şekilde 

silahlandırılan Ermeniler, oluşturulan Rus gönüllü alaylarında görev almış, 

düşmana öncülük etmiş, Osmanlı Ordusunun gerisinde isyanlar çıkarmış, 

savunmasız Türkleri kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katletmişler ve 

sonuçta da birçok şehrin işgaline sebep olmuşlardır. 

Ermenilerin, sebep oldukları Anadolu’nun işgali, yüz binlerce masum 

insanın katliamı ve ihanetleri dolayısıyla yaşadıkları yerlerden göç 

ettirilmelerinin suçluluğunu kendilerini sözde soykırım mağduru göstererek 

üzerlerinden atmağa çalışmaktadırlar.

Sahte oldukları ortaya çıkan belge ve fotoğraflarla desteklenmeye 

çalıştıkları bu soykırım efsanesi, özellikle diasporadaki Ermenilerin batı uygarlığı 

arasında giderek kaybolan kimliklerinin yegâne koruyucusu olarak da ortaya 

çıkmıştır. 

Ermeniler, soykırım efsanelerinin terör yoluyla da propagandasını 

yapmaktan çekinmeyerek geçmişte Talat Paşa’ya, Cemal Paşa’ya Sait Halim 

3

Paşa’ya, Cemal Azmi ve Bahattin Şakir Beylere yönelttikleri silahlarını 1973 

yılından sonra da Türk diplomatlarına çevirmekte tereddüt etmemişlerdir.1  

Boğazın Hasta Adam’ını ortadan kaldırmanın ve topraklarını 

parsellemenin adını "Şark Meselesi" olarak koyan batılı emperyalist devletler, 

farklı bir kisveye bürünüp, Ermenilerle izdivaç yaparak, onları Kafkasya'da kendi 

siyasi ve iktisadi çıkarları doğrultusunda kullanmışlardır. 

Sözde Ermeni Soykırım yasasını kabul eden ülkelerin, 21. yüzyılda da 

taşeron güç olan Ermenileri kullanmaya devam edecekleri görülmektedir.

 Türkiye iki asırdan beri "Şark Meselesinin kıskacında bulunmaktadır. 

Ama maalesef bela kapımızı çalınca bu tarihi meseleyi hatırlıyoruz. Ermeni 

meselesi günlük politikalarla geçiştirilemez. Uzun vadeli, milli hedefleri 

belirlenen ve Türkiye'nin milli çıkarları noktasında bir siyaset takip etmek 

gerekmektedir.

Rusların ünlü tarihçilerinden Kavkaz adlı eserin yazarı V.L.Veliçko, tarihi 

Ermeni siyasetini, "Ermeniler tarih boyunca devamlı surette efendilerini 

değiştirmişlerdir. Roma, Bizans, İran, Rus, İngiliz, Fransız, Alman, Türk... Tarih 

sahnesinde yeni yeni efendi çıktığında, Ermeniler eski efendilerini sistemli 

olarak satmışlardır" diyerek Ermenilerin tarihi, siyasi ve milli bir şahsiyetten 

mahrum bir millet oldukları ifade etmektedir.

Fransız tarihçisi Jean Laurent’in Ermeni Taşnak, Hınçak, Ramgavar 

örgütleri için söylediği şu cümleler gerçekten çok anlamlıdır: ”Ermeni çeteleri, 

kendilerine bol para veren ve servet sağlayan devletin hizmetine girerlerdi. Bu 

devlet, onların istedikleri gibi soygun yapmaları ve katliam girişimlerine izin 

verdiği sürece sadakatlerine güvenebilirdi.”

İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon, 11 Mart 1920’de Lordlar 

Kamarası’nda şunları söylüyordu: “Ermeniler bazı kişi ve çevrelerin kabul 

ettikleri ve etmeye hazır oldukları gibi masum birer kuzu değillerdir ve şu anda 

elimde Ermenilerce Türklere karşı girişilen kanlı olayları belgeleyen dokümanlar 

bulunmaktadır.” 

Son yüz yıl içinde Ermeniler varlıklarını ve kaderlerini Kilise-Terör örgütleri ve 

fanatik siyaset adamları üçlüsünün ellerine bıraktılar. Bunlar Ermeniliğin devamı ve 

1 Azmi Süslü Efsane ve Gerçekler 2001

4

Ermeni şuurunun canlı ve güncel tutulması görüntüsü arkasında devamlı olarak 

Müslüman ve Türk düşmanlığı temasını işlediler. 

1880’lerde Anadolu’da ve Kafkaslarda Ermenileri içinde yaşadıkları ve 

vatandaşları oldukları devletlere karşı isyan ettirdiler. 

1973 Yılında Ermeni terörü Türkiye’nin yurt dışında bulunan büyükelçilerini, 

dış işleri mensuplarını ve vatandaşlarını hedef aldı. Cinayetler, katliamlar ve bombalı 

baskınlar, 1985 Yılı sonuna kadar devam etti ve birden durduruldu. Yüzlerce yetişmiş 

Müslüman Türk aydını katledildi. Dünyanın çeşitli ülkelerinde korku ve dehşet 

yaratarak kamuoylarının dikkatlerini Ermeniler ve Ermeni iddiaları üzerinde toplamak, 

Türkiye’yi güçsüz kılmak ve isteklerini kabule zorlamaktı. 

1988 Yılında Ermeni terörü yeniden başlatıldı. Ermeni terör örgütleri ve 

yandaşları bu kez yeni hedefler seçtiler. Büyük çoğunluğu eski teröristler, Güney 

Kafkasya’nın doğu bölgesinde üç bin yıllık Türk toprağı ve ata yurdu olan 

Azerbaycan’ın hudutları içerisinde yer alan Karabağ’da yaşayan Azerbaycan Türkleri 

üzerine yönlendirdiler. İki yüz bine yakın Azerbaycan Türk’ü üç yıl içinde Karabağ’dan 

göç ettirildi. 

Yıllar boyunca Ermenilerin Batı devletlerinin destekleriyle yürüttüğü terörist 

eylemlerinin, isyanların ve savaşların sonunda ölen Ermenilerden kat kat fazla 

Müslüman Türk ölmüştür. Türkiye Türkleri ve Azerbaycan Türkleri, hatta Hıristiyan 

Gürcüler, Ermeniler tarafından kadın, çocuk ve yaşlı demeden katledilmişlerdir. 

Ermenilerin bu katliamlarının temel sorumlusu Batılı emperyalist devletlerdir. 

Çünkü din kardeşliği kisvesi altında Ermeni terör eylemlerine hem maddi olarak hem 

de silahla bütün Avrupa devletleri ve ABD destek olmuştur.

 En son Karabağ’da bir milyon Müslüman Azerbaycan Türk’ünün yurtlarından 

kovulması, on binlercesinin katledilmesi ve 1990’ların ortasında tüm dünyanın gözleri 

önünde Ermeni Devletinin Türkiye soykırım uygulamasına rağmen ABD sadece bu 

kısa sür içerisinde Ermenistan’a tam 1.4 milyar dolar para yardımında bulunmuştur. 

Yine Rusya, hem ordusu hem de bir milyar dolara yakın askeri yardımıyla bu katliam 

destek olmuştur. 

Ünlü yazar ve Savcı Samuel A. Weems “Ermenistan Terörist Hristiyan 

Ülkenin Sırları” isimli kitabında;  "Ermeniler asla doğruyu söyleyen kişiler olarak 

bilinmezler.", "Ermenistan'ın bir numaralı ihracatı terörizmdir." gibi çok değişik 

tartışmalı açıklamalar yapmıştır. Ermeni Kilisesi’ni terörizme verdiği destek nedeniyle 

eleştiriyor. 

Samuel Weems, Gül SELÇUK ile yaptığı röportaj ’da Ben bu kitabın kapağını 

etkili olması için bu şekilde tasarladım. Ermenilerin Hıristiyan olduklarını düşünerek 

bu kitaba başladım. Ama araştırmalarımda gördüm ki aslında Hıristiyanlık 

dünyasında yapmamaları gereken pek çok şeyi yapıyorlar. Birtakım propagandalarda 

bulunarak Amerika'dan para alıyorlar ve bu paralan kullanıyorlar. Bu kitabın 

5

kapağında kanı kullanmamın sebebi, “Ermenilerin aslında kana susamış insanlar 

olmalarından dolayı.” Amerika'da bile Ermeniler pek çok kişiye suikast düzenledi. 

Ölüm tehditlerini ben bile aldım. Bu medeni toplumda yapılmaması gereken bir 

şeydir. Ermeniler ilk Hıristiyan toplum olduklarını iddia ediyorlar ama yaptıkları, 

inandıklarına uymuyor.

Samuel; Pek çok Ermeni ve Türk Öldü. Çünkü adeta bir iç savaş gibiydi. Ama 

bu bir soykırım değildi. Ve bu mücadelelerden etkilenen tek Ermeni grubu doğudaki 

Ermenilerdi. İstanbul'da yaşayan Ermeniler bundan etkilenmediler ki. Bu da ortada bir 

soykırım olmadığını gösterir. Çünkü bir soykırım meselesi olsaydı, İstanbul'daki 

Ermeniler dâhil olmak üzere Batı Anadolu'daki bütün Ermenilere saldırılırdı. Şu anda 

öldürüldüğü söylenen Ermenilerin sayısı gerçeklerle bağdaşmıyor. Ve Ermeniler 

benim ülkemden para koparmaya çalışıyor.

Onlara düşman değilim, acıyorum. Hristiyan’sanız sevgi ve barışa 

inanıyorsanız, bunlar hakkında konuşmalısınız ve hedefiniz bu olmalı. Türkiye'de 

Ermenistan'da olduğundan daha fazla Ermeni kilisesi var. Dolayısıyla burada onlara 

çok sayıda imkân veriliyor.

 Ermenistan'da kilise ve devlet birdir. Türkiye ve Amerika'da ise ayrı. Beraber 

çalışmalıyız ve Hıristiyanlığın belirttiği komşunu sev, iyi davran fikrini savunmalıyız. 

Ama onlar öyle yapmıyorlar. Birbirlerine nefreti öğretiyorlar ve geçmişten nefret 

çıkarıyorlar. Bu bir trajedidir

*****

Karabağ’ın tarihi kökleri antik devre kadar uzanır. Burası Azerbaycan’ın tarihi 

eyaletlerinden biridir. Bu bölge, Azerbaycan’ın siyasi, maddi ve manevi merkezidir.  

1918 Yılında Ermenistan kurulur kurulmaz komsuları Gürcistan,  Azerbaycan ve 

Osmanlı İmparatorluğu’na yönelik sahte toprak iddiaları sürdü. Karabağ sorunu 

Ermeniler tarafından sahte iddialar esasında yaratıldı. 

İsa’nın doğumundan dört asır önce miladi 8. Yüzyıla kadar Azerbaycan’ın şimdiki 

Karabağ toprakları Kuzey Azerbaycan’ın en eski devleti olan Kafkas Albanyası’nın 

eyaletlerinden biridir.  1992 Yılında Ermeniler orayı işgal edene kadar Karabağ hiçbir 

zaman Ermenistan’ın bir parçası olmamıştır. 

Ermeniler, kendilerini Nuh’un büyük torunu Babil başrahibi Hayk’ın soyundan 

olduklarını iddia etmeyi severler.  Nuh’un Gemisinin Ağrı Dağı’na oturduğu ümit 

edildiği için Ermeniler şöyle bir sonuç çıkarırlar ki, Doğu Anadolu Ermenilerin gerçek 

tarihi vatanı olmalıdır. Bu vahşi iddia masallardan başka hiçbir şeye dayanmıyor. 

Ortada ne bilimsel ne de arkeolojik kanıt ve ispat yoktur. 

Osmanlı toprakları üzerinde bir "Ermeni Eyaleti" veya bir "Ermeni Vilayeti" yoktu, 

hiç olmamıştı. Osmanlı ülkesinde Ermeniler yok muydu? Elbette vardı. Tıpkı bugün 

Fransa’da, ya da Amerika'da Ermeni nüfus bulunduğu gibi Osmanlı ülkesinde de 

6

Ermeniler yaşıyordu. Kimi bölgelerde daha az, kimi bölgelerde daha çok Ermeni 

vardı. 19. yüzyılda Anadolu'nun her köşesinde ezici bir Türk-Müslüman nüfus 

çoğunluğu vardı. Hiçbir vilayette, hiçbir sancakta ve hatta hiçbir kazada bir Ermeni 

çoğunluğu yoktu. Hatta Ermenistan'ın başkenti Erivan da dahi XIX. Yüzyılın sonunda, 

Türk nüfusu %83 iken, bu oran I. Dünya Savaşı sonrasında %4,3’e kadar düşmüştür.

Bin yıldan beri tarihi, kültürü, medeniyeti, insanıyla Kars'ı, Ardahan'ı Ağrısı, Iğdır'ı, 

Van'ı, Erzurum'u ile Türk Yurdu olan Doğu Anadolu'da Ermeni Devleti kurmaya 

kalkışmak da baştan beri yanlış idi. 

Osmanlı ülkesinde Ermeniler yaşıyor diye, Doğu Anadolu'da bir "Ermeni Yurdu" 

veya bir "Ermeni Devleti yaratmaya kalkışmak, bugün Ermenilerin yaşadığı Fransa'da 

Marsilya Bölgesinde bir "Ermeni Yurdu" bir "Ermeni Devleti istemek gibi imkânsız bir 

Ermenilerin yaşadığı ABD'nin Kaliforniya bölgesinde bir Ermeni Devleti 

kurulmayacağı gibi, Ermeniler ‘in o tarihlerde küçük bir azınlık olarak yaşadığı Doğu 

Anadolu'da bir Ermeni Devleti kurulamaz.

Ama hayal gücü pek engin olan Ermeni Komitacılar, bu imkânsızı düşündüler. 

Paris'te Cenevre'de veya Tiflis'te oturup, hiç tanımadıkları Anadolu'da Ermeni Devleti 

kurmaya kafalarına koydular. Bunu gerçekleştirmek için silaha sarıldılar, terörü bir 

metot olarak benimsediler ve kan dökmeye ve döktürmeye başladılar. Büyük 

emellerinin imkânsız olduğunu ve bir çıkmaza saplanmış bulunduklarını fark edince, 

büsbütün hırçınlaştılar. Taşnak, Hınçak, Ramgavar adlı Ermeni çeteleri pek çok 

masum Tük kanı döktüler.

1893-1896 yıllarında Doğu Anadolu'da cereyan eden Ermeni terörü günlerinde, 

Van ve Bitlis'te Rus Konsolosluğu yapan General Mayevski hazırladığı raporunda 

Ermenileri yoldan çıkaranları ve kullananları şöyle ele vermiştir: "Türkiye 

Ermenilerin, Türklerin zulüm ve katliamına maruz bulunduklarını Avrupa'ya 

göstermek icap ediyordu. Program şu şekildeydi: ancak kan dökmek lazımdır 

ki, Ermeniler serbestisi kazansın. Kan dökünüz! Avrupa sizi himaye eder."

Yine Rus Konsolosu Mayevski "Bitlis ve Van Vilayetleri İstatistiği" adını taşıyan 

mahrem raporda, Ermeni Taşnak ve Hınçak Çetelerinin bölgede Müslüman Türklere 

yaptıkları katliamları şöyle ifade etmektedir:

 "Ermeniler tarafından Türkiye’de yapılan katliamların sorumlusu, önce ithal 

komiteleri ile birlikte hareket eden Ermeni İhtilalcileri, sonra bunları koruyan ve teşvik 

eden bazı yabancı hükümetlerdir. Türkiye'de komitecilerin girmediği yerlerde yaşayan 

Ermenilerin, Türklerle bir sorunu yoktu. Türk zulmü bir gerçek olmayıp, isteyerek 

uydurulmuş siyasi bir hikâyedir. Gerçeği olduğu gibi söylemek icap ediyorsa, doğuda 

katliam yapanlar Müslümanlar değil Ermenilerdir. Sonra yaptıkları bu zulmü, 

himayesiz Müslümanlara yüklemişlerdir."

7

Savaşla hiç ilgileri olmayan, masum bir milyon Türk, Ermeni Çeteleri tarafından 

sadece Türk ve Müslüman oldukları için katledilmiştir. Doğu Anadolu Bölgesi'nde 

Taşnak ve Hınçak Çetelerinin katlettiği bir Müslüman-Türk'e ait 185 toplu mezar ve 

Türk katliamı ile ilgili Osmanlı, Başbakanlık ve Askeri Tarih Arşivlerinde binlerce 

belge mevcuttur. Arşivlerimiz açık olup, yerli ve yabancı ilim adamlarının bilgisine ve 

istifadesine sunulmuştur. 

Hayatlarında bir kere dahi arşiv görmemiş, belge tanımamış, tarih ve kültürümüzle 

yakın-uzak ilişkisi olmamış, Batılı ülke parlamenterlerini, tarihimiz hakkında hüküm 

yürütmesi yorum yapması, yasa kabul etmesi ilime ve akla sığacak bir davranış 

Doğu Anadolu Bölgesi'nde katliamlara "Türk Soykırımının” yaşandığı gerçeğini 

anlatamadığımız için, hayali Ermeni senaryoları dünya kamuoyunda gerçekmiş gibi 

kabul edilmeye başlandı ve Türk Milleti olarak hakketmediğimiz tarihimize yönelik 

saldırılarla muhatap olmak zorunda kaldık.

Erzurum Rus İkinci Topçu Alayın Komutanı Yarbay Tverdo-Khlebov hatıratında, 

"Ermeniler bana 27 Şubat gecesi 3000 Türk'ü öldürdüklerini iftiharla beyan 

ettikleri zaman, savunmasız, masum, insanların öldürülmesinin bir vahşet 

olduğunu söylediğim de, bize siz Rus'sunuz, Ermeni Milletinin idealini 

anlayamazsınız" diye cevap verdiklerini eserinde üzülerek ifade etmiştir. 

Tiflis'te 1919 yılında yayınlanan "Zakavkavzya ve Gürcistan" adlı belgelerden 

oluşan Rusça eserde, Rusya'nın Doğu Orduları Başkomutanı General Odişelidze'de 

1918 yılı başlarında, Erzincan ve Erzurum'da Ermenilerin yerli Türk ahalisine yönelik 

katliamlarından bahsetmektedir.

Amerikalı General Harbord'un, Erzurum içindeki incelemeleri sırasında, bizzat 

kendisi Türk tarafına şöyle bir soru yöneltmiştir: "Daha önceden Erzurum'da Ermeni 

çoğunluğu var mı idi?" Bu soru üzerinde Erzurum Belediye Başkanı Zakir (Gürbüz) 

Bey, Amerikalı Generali pencere önüne çağırarak Gez ve Kavak Mezarlıklarını 

gösterip, "Bunlar hep Türk mezarlarıdır. Şehrin öteki yerlerinde de bunların on katı 

Türk Mezarlığı daha vardır. Şimdi iyi bakın, çevresi duvarlarla çevrili küçük bir 

mezarlık var. O da Ermenilerin mezarlığıdır. Şimdi Ermeniler mi? Türkler mi çok 

anladınız mı? Ermeniler ölülerini yemediler ya! Erzurum'un ölüsü de Türk, dirisi de 

Türk!" diyerek tarihi cevap vermiştir. Gerçekten de Erzurum bin yıldan beri, toprağının 

altı ile üstü ile Türk vatanıdır. 

16 Mart 1920'de İtilaf Devletleri, Son Osmanlı Mebuslar Meclisini basarak 118 

Mebus ve devlet adamını Malta'ya sürgün etmişlerdi. İstanbul, İngiltere ve Fransa'nın 

işgal altında olmasına rağmen, Osmanlı arşivleri de tamamen İngiliz ve Fransız ilim 

adamlarının eline geçmesine rağmen, Osmanlı Hükümetini soykırımla suçlayacak 

hukuki değerde hiçbir belge bulamamışlardır.

8

 İngilizler, araştırmalarını ABD Senatosu Arşivinde genişletmişlerdir. Senatonun 3 

Temmuz 1921'de yayınladığı bir raporda; "Maalesef, Senato Arşivindeki 33 bin 

belge arasında soykırımı doğrulayacak hiçbir belge yoktur. Mevcutlar ise, 

Ermeniler tarafından ifade edilen fakat ikinci elden hiçbir hukuki değeri 

olmayan belgelerdir" şeklinde tarihi belgelere dayanarak gerçekleri ortaya 

koymuştur.

ABD'li tarihçi Justin Mc Carthy "Ölüm ve Sürgün" adlı eserinde, I. Dünya 

Savaşından sonra, İstanbul'u işgal edip, Osmanlıların bütün arşiv ve yazışmalarını 

elleri altında bulunduran İngiltere ve Fransa otoriterlerinin, bütün çabalarına rağmen, 

Osmanlı Devleti'nin Ermenileri planlı imhasından suçlu olduğuna dair hiçbir delil 

bulamadığını yazmaktadır.

Ermeniler, bugüne kadar Sevr Anlaşmasının geçerli, Lozan Antlaşmasının 

geçersiz olduğunu dünya siyaset gündemine taşımaya çalıştılar. William Eagleten, 

"Sevr Antlaşması daha imzalandığı anda ölü doğmuş metinden başka bir şey 

değildi; çünkü tarih Mustafa Kemal tarafından farklı bir biçimde yazılmaktaydı" 

şeklindeki sözleri ile Türk Milleti ve Mustafa Kemal Sevr Antlaşmasının ölü doğmuş 

bir antlaşma olarak kabul etmektedirler. Sevr Antlaşmasına geniş sınırlı bir bağımsız 

Ermeni Devleti koydurmayı başaran, Avrupa'daki Ermeni politikacılarının hayalciliği, 

Sevr'in gerçekleşebileceğini uman batılılarınki kadar büyüktü. Fransa'nın en ciddi 

gazete Le Temps, 1 Aralık 1920 tarihli başyazısında şunları söylüyordu:

"Sevr Antlaşmasını hazırlayanlar neye benziyor biliyor musunuz? Tavşanını 

unutmuş olan ve şapkasından hiçbir şey çıkaramayan bir sihirbaza."

Anadolu'yu parselleyen Sevr anlaşmasının Osmanlı Hükümetine zorla dikte 

ettirildiği Paris'in Sevr Banliyösünde, sözde Ermeni Soykırım Anıtı açılması, şüphesiz 

Fransızların kendi tarihlerini de okumadıklarını göstermektedir. Çünkü tarihte Türk 

devletinin bağımsızlığı ve bütünlüğünü ortadan kaldırmak amacıyla hazırlanan Sevr 

türü antlaşmalar, geçersiz, hukuki değeri olmayan antlaşmalar olarak kalmıştır.

Hiçbir tarihi temeli olmayan, 24 Nisan 1915 Sözde Ermeni soykırımı, gerçek dışı 

ve hayal mahsulü iddialardır. Ermeni propagandası ile "Soykırım" iddiasını tarihi bir 

zemine dayandırmak mümkün değildir. Osmanlı Hükümeti'nin 27 Mayıs 1915 tarihli 

çıkardığı kanun, bir soykırım kanunu değil, "Tehcir" kanunudur. Tehcir kanunu, tüm 

Anadolu'da yaşayan Ermenilere uygulanmamıştır.. 27 Mayıs 19115 tarihli bu kanun, 

Müslüman Türk ahaliye yönelik katliam yapan Taşnak, Hınçak ve Ramgavar Ermeni 

Çetelerini kapsamakta idi. 

"TÜRK SOYKIRIMI" tersine çevrilerek, tarihi iftira ve sahtekârlıkla "Ermeni 

Soykırımı" haline sokulmuştur. Hâlbuki Türk Milleti tarihte zulme, katliam, soykırıma 

uğrayan her millete yardım elini uzatmış ve ülke topraklarına sığınan milletlere kucak 

9

Eğer tarihte Türk Devletleri ülke sınırları içinde yaşayan azınlık milletlere soykırım 

ve asimilasyon politikaları uygulamış olsaydı, bugün Kafkasya'nın, Balkanların ve 

Ortadoğu'nun haritası yeniden çizilmesi gerekirdi ve dünya yüzünde var olan başta 

Ermenistan olmak üzere, birçok devlet ve millet mevcut olmayacaktır.

Batılı emperyalist devletlerin büyük kısmı, ön yargılarından kendilerini 

kurtaramamışlardır. Onlar için Türkler ne yaparlarsa yapsınlar barbardılar. Oysa 

Haçlıların Kudüs'te kendi ifadeleriyle, "atlarımızla göğüslerine kadar Müslüman 

kan gölü içinde yarış ettik" tarihi itiraflarını en çabuk unuttular? Milyonlarca 

Yahudi'yi sanki Almanlar katl etmemişte, sadece Hitler öldürmüştür. Böyle bir mantığı 

anlamak mümkün değildir. 

Sonra ülkelerinin bağımsızlığı için savaşan İrlandalıları kurşuna dizen İngilizlerin 

barbarlığından kimse bahsetmez. Aynı İngilizler Çin'i ele geçirmek için, bu ülkeye 

afyon ihraç ederek, emperyalizmin bugün korkunç silahları ile savaşırken, maalesef 

İngilizlere hiç hesap soran olmamıştır. 

Cezayir'deki iki milyon Müslüman katledilmesi ve Vietnam vahşeti ne Fransızlar, 

ne de Amerikalılar için utanç vesilesidir. Amerika Birleşik Devletleri, II. Dünya 

Savaşı'nda Japon esirlerini Amerikan askeri elbisesi giydirmek suretiyle Japon 

Ordusuna karşı savaştırmadı mı? Yani kardeşi kardeşe kırdırmadı mı? Yirmi yıl 

süreyle Kıbrıs'ta katledilen Türkler yüzünden, batı dünyası Rumları hiç suçladı mı? 

Rusların Azerbaycan'da, Dağlık Karabağ'da, Kafkasya'da, Çeçenistan'da, 

Tacikistan'da döktükleri masum insanların kanlarını hiç gündeme getiren var mı? 

Ama sıra Türklere geldi mi, işlemedikleri bir suçtan dolayı soykırım yapan devlet 

olarak barbar diye suçlamaktadırlar.

Biz haklı olduğumuzda hiçbir zaman, o konuda haklı olduğumuzu anlatmaya 

gerek görmüyoruz. Çünkü dünya baksın, görsün, araştırsın ve ondan sonra da bizim 

haklı olduğumuzu kabul etsin diye düşünüyoruz. 

Hâlbuki yapmadığımız, işlemediğimiz bir suçtan dolayı, soykırım suçlamasını 

devletten önce Türk Milleti olarak bizler redd etmeliyiz. Tarihin her devrinde yönetimi 

altındaki azınlıklara her türlü sosyal, siyasi, dini, iktisadi, kültürel hakları tanıyan tek 

bir millet varsa, övünerek söyleyebiliriz ki bu da Türk Milleti'dir.

1973-1995 yılları arasında Ermeni Terör Örgütleri olan; ASALA ve Ermeni 

Soykırımı Adalet Komandoları tarafından, 21 yabancı ülkede Türk 

Diplomatlarına yönelik 199 eylem yapılmıştır. Bu eylemlerde, çoğu diplomat 41 

şehit 161 yaralı verdik. Eylemlerin yapıldığı ülkelere göre Fransa, 54 eylem ile 

birinci sırada yer almaktadır. Maalesef Türk diplomatları görev yaptıkları 

ülkelerde, ASALA Terör Örgütü'ne karşı gerekli şekilde korunmamışlardır. Oysa 

şehit edilen diplomatlarımız bu devletlerin koruması ve güvencesi altında 

10

olmaları gerekirken, maalesef ASALA katilleri bu ülkelerde ya yakalanmamış ya 

da yakalanan teröristler gerekli cezalara çarptırılmamışlardır.

28 Ocak 1973 günü Santa Barbara'da Türkiye'nin Los Angeles 

Başkonsolosu Mehmet Baydar'la Konsolos Yardımcısı Bahadır Demir'i tuzağa 

düşürüp şehit eden Mığırdıç Yanikian cinayet mahalli olan Baltimore Oteli'nde 

şu ifadeyi veriyordu:

-Evet ben öldürdüm... Bilerek öldürdüm.... İsteyerek öldürdüm... Aylarca 

önceden planlayarak öldürdüm...

-Onlar düşmanımızdı. Türk'tü onlar... Türk oldukları için öldürdüm... İntikam 

almak için öldürdüm...

1973 yılında bu soğukkanlı caninin yaşı 77 idi. Dünyanın hiçbir ülkesinin 

teröristinin yaşı 77 değildir. Demek bir anlık öfke ya da krizin eseri değildi. 

Yanikiyan yıllarca bir Türk'ü öldürmek için planlar yapmış, nihayet iki 

diplomatımızı alçakça şehit etmişti. 

31 Temmuz 1980 günü TC. Atina Büyükelçiliği İdari Ataşesi Galip Özmen 

ve Kızı Neslihan Özmen, ASALA teröristleri tarafından, sırf Türk oldukları için 

şehit edilmişlerdi. Şehit İdari Ataşesinin oğlu Alper olay sırasında 13 yaşında idi. 

Alper bir hatıra olarak suikastın yapıldığı arabanın kırılan cam parçalarını ve 

ölen ablasının saçlarını saklıyordu. Bu acılı şehit çoğu defterine soruyordu:

 "Ne o unutuldu mu, kanları parmaklarımızın arasında kalan şehitlerimiz."

Madrit'te değerli eşini Ermeni terörüne kurban veren rahmetli Büyükelçi 

Zeki Kuneralp, oradan ayrılırken ve diploması mesleğini noktalarken diyordu ki; 

"Evet kolay değildir, Türk olmak. Ama Türk olmanın imtiyazı da o nispette 

büyük değil mi.?

1915-1919 yılları arasında I. Dünya savaşı içinde Rus Ordusu ile ittifak yapan 

Taşnak, Hınçak ve Ramgavar Ermeni Çeteleri Doğıu Anadolu Bölgesinde; 

Alaca'da, Cinis'de, Ilıca'da, Erzurum Merkezde; Yanıkdere'de, Karskapı'da, 

Ezirmikli Osman Ağa ve Mürsel Paşa Konaklarında, Erzurum; Yeşilyayla'da 

11

Hasankale'de, Tımar'da, Horasan'da, Kars-Subatan'da, Van-Zeve'de, Ağrı'da, 

Bitlis'de, Iğdır-Oba, Gedikli ve Hakmehmet'te, Nahcivan'da, Zengezur'da ve 

Azerbaycan'da tam bir Türk Soykırımı gerçekleştirmişler ve bir milyon Türk'ü 

katletmişlerdir. 

Toplu mezarlar ulusal basın önünde açılmış ve vahşetin boyutu ortaya konmuştur.

Iğdır İli de Ermeniler tarafından yapılan katliam yerlerinden biridir. 80 li yıllarda 

bölgemizde yaptığım araştırmalarda Ermeni katliamlarını gören şahitleri bizzat 

 Ermeniler, Iğdır Merkez Bayraktutan Köyünde Ağa ÇELİK samanlığına çoluk 

çocuğu doldurarak yakmışlardır. 

 Hakmehmet köyünde Uzun Hasan kuyusuna erkeklerin kafalarını keserek, 

kurşunlayarak 95 masum insanı, kurban bayramı arifesinde Türklerin kurban 

bayramını kutluyoruz diyerek öldürerek doldurmuşlar. Görgü tanıklarından 

Abbas Güneş olayı anlatırken ağlayarak babam ve ağabeyim de bunların 

içerisindeydi diyordu.

 Oba köyünde, köyün erkeklerini bir dama toplayarak ateş vererek 

yakmışlardır. Görgü tanığı Sakine AKSU, üzüm asmasının altına gizlenip 

olanları seyrediyordum. Bütün akrabalarım orada can verdi diyordu.

 Küllük köyünde Yakup GÜREL kuyusuna diri diri insanlarımızı üst üste 

doldurarak öldürmüşler.

 Kadıkışlak ve Necafali köylerinde çoluk çocuğu Balahana denilen iki katlı 

kerpiçten eve toplayarak yakmışlardır.

 Koçkıran köyünde kestikleri Türklerin kanları caminin havuzunu doldurmuştur. 

Iğdır Tuzluca İlçesi Gedikli Köyü toplu mezar kazısı 27 Mayıs 2003 tarihinde Türk 

ve yabancı bilim adamı ve basın mensupları önünde gerçekleştirildi 

Avusturya’dan kazıya gözlemci olarak katılan Bayan Kerstin Tomenendal, kazı 

sırasında görmüş olduğu manzarayı hatırladığını söylerken gözlerinden yaşlar 

akıyordu. “İki çocuğum var… Herhalde ben de olsaydım aynısını yapardım… 

Çocuklarıma sımsıkı sarılır o dehşet anını beklerdim” diyordu... 

Bayan Tomenendal’ın gördüğü manzara, katliam sırasında biri üç yaşında 

diğeri yedi yaşlarında iki çocuğuna sarılmış ve Ermeniler tarafından kafatası ikiye 

ayrılmış anne ve çocuklarının iskeletlerinin görüntüsüydü… 

Yakın tarihimizde Ermeniler tarafından 26 Şubat 1992 tarih sayfalarına kara 

yazı ile yazılmış olan Hocalı katliamının 23. Yılıdır.

Hocalı, insanlık tarihine Rusların desteğinde Ermenistan tarafından yazılmış 

kara bir sayfadır.

12

Dağlık Karabağ Bölgesi’nde bulunan Hocalı ’da yapılanlar insanlık dışı bir 

durumdur. Çocuk, ihtiyar demeden cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin 

birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başları kesildiği, 56 hamile kadının karnı 

yarılmış durumda olduğu tespit edilmiştir.

        Hocalı, stratejik bir amaç olmaktan ziyade, aynı zamanda bir öç alma eylemiydi. 

Hocalı ’da yaşananlar insanlık tarihi için büyük bir ayıp, uluslararası hukuka göre, 

insanlığa karşı işlenmiş suç kapsamındadır.

       Hocalı katliamı, insanlığın bugün ve gelecekte dersler çıkartması ve bugüne 

kadar gösterdiği tepki konusunda bir vicdan muhasebesi yapması gereken önemli bir 

Hayatta kalanlar bu olayın tahribatından ruhlarını ve hafızaları bir daha asla 

kurtaramamışlardır. Bu katliamın kurbanlarının çektikleri acıların tüm dünya halkları 

tarafından anlaşılması gerekmektedir.  

      Kanayan bir yürek, feryat eden bir millet, bir tarihse, bahis konusu olan şehitlerin 

mübarek emanetiyse, bu çığlıklar duyularak bu ıstıraplar sonlandırılmalıdır.

           Azerbaycan Türklerine karşı yapılan bu katliamın acılarını, kardeş Türk milleti 

olarak yüreğimizde hissediyor ve her zaman bu katliamı kınıyoruz.

Bu gün yüce milletimize yakıştırılmaya çalışılan “soykırım” suçlamasını 

yapanlar, tarihten günümüze eli kanlı ve zanlıdırlar. 

Bu gün kendi yaptıklarını görmezden gelip kamuoyu oluşturmaya çalışan 

Ermenilerin karşısında duran en yakın tarihli belge bu vahşet ve işgaldir. 

Bu gün Milletimizin düşmanlığını yapanların, dünyayı kandırmaya çalışanların 

hile, tuzak ve iğfalleri fark edilerek oyunlarının bozulması milli, tarihi bir görevdir. 

      Buna rağmen Dünya, Hocalı Katliamını hatırlamamaktadır.  Ermenilerin yüz yıl 

önce Osmanlılar tarafından soykırıma uğradığı iftirasını araştırmaya gerek görmeden 

gerçek olarak kabul etmekte, hatta bununla da kalmayıp kanunlarla tarih yazmaya 

kalkışmaktadır. Öte yandan da 23 yıl önce Ermenistan tarafından Azerbaycan’da 

yapılan Hocalı Katliamı konusunda düşünmek bile istememekte ve bunu görmezden 

gelmektedir. 

Ziya Zakir ACAR 

Iğdır-Azerbaycan Dil, Tarih ve Kültür Birliğini 

Yaşatma ve Destekleme Derneği Başkanı