ZİYA ZAKİR ACAR

ZİYA ZAKİR ACAR

-

DİLİMİZ GELECEĞİMİZDİR.

28 Eylül 2019 - 07:31

DİLİMİZ GELECEĞİMİZDİR.

İnsanın insan olmasını sağlayan ve onu diğer tüm canlılardan ayıran temel özelliklerin

başında düşünebilme ve konuşabilme yetileri gelir. Belirli bir düzen içinde düşünebilme ve

düşündüklerini diğer insanlarla paylaşma arzusu da “dil” denilen soyut iletişim düzeneği ile

gerçekleşir.

Millet kavramının ortaya çıkmasında en önemli rolü oynayan aidiyet bilincinin

oluşabilmesi için ilk aşama toplum bireylerinin birbirleri ile anlaşabilmeleridir. Ancak dil

yalnızca bir anlaşma aracı değil, aynı zamanda duyma, düşünme, dış dünyayı anlama ve en

önemlisi dış dünyayı şekillendirip aktarma aracıdır. Her dil kendine has düşünme ve

hissetme tarzını kendi içinde taşır bu da onu kullanan toplumlarda ortak yorum, düşünce ve

davranış kalıplarına sebep olur. Bu yüzden de “her milli dilin ardında aslında milli bir ruh

vardır”.

Bizim milli dilimizin bizler için anlamı ise diğer milletlerinkinden tarih boyunca çok

daha fazla ve büyük olmuştur. .Zira çok geniş coğrafyalar, çok farklı dinler, çok farklı milletler

ve diller üzerinde hüküm sürmüştür. Türk varlığı ve hâkimiyetleri sırasında bizlere hangi

milletten olduğumuzu hatırlatan, ırksal vasıflarımızdan biri olan kolay intibak ve

benimseme gibi özelliklerimizin tehlikeli taraflarından koruyan, ruhsal ve geleneksel

farklılıklarımızı halen yaşayabilmemizi sağlayan niteliğimiz, binlerce yıldır süren her

türlü saldırı ve kirlenmeye karşı halen direnmeyi başarabilecek kadar güçlü olan

dilimizdir.

Ancak tarih boyu bizi bu kadar koruyup kollayan ve en köklü milletlerden biri olarak

ayakta tutan dilimizi onun bizi kolladığı kadar iyi kollayıp geliştirememiş ve

zenginleştirememişiz. Hem yapısal hem de içerik olarak diğer dillerin saldırılarına ve

boyunduruklarına maruz bırakmışız. Halkımızın arasında, binlerce yıldır hiç yaşanmamış

sınıf ve algılayış farkları ortaya çıkmış. Bilim ve medeniyet, istemeden de olsa toplumun

kısıtlı bir sınıfının tekelinde kalmış ve bu gelişmeler halkımız tarafından iyi bir şekilde

içselleştirilememiş. İşin kötü tarafı, aynı zamanda, bilim çevrelerinden ve uluslararası teknik-

düşünsel gelişmelerden yeterince faydalandırılamamış halkın, gelenek göreneklerinden, millî

özeliklerinden ve hayatı algılayış biçimlerinden ortaya çıkan ürünler, felsefeler, sanat eserleri

de modern bilimsel gelişmeler ile yeterince harmanlanamayıp milli medeniyet oluşturma

sürecimiz bu şekilde çift başlı gelişmek zorunda kalmış.

Bu acı sürecin farkına varmamız ve Türk aydınları, Türk yöneticileri tarafından bazı

topyekûn dil devrimi çalışmalarının başlatılma tarihi, Karamanoğlu Mehmet Bey’in 13 Mayıs

1272 tarihli fermanından sonra, ancak günümüzden yaklaşık 150 sene öncesine kadar

gitmektedir. Geniş halk kitlelerine kadar ulaşan ve halkın konuşma dili ile bilim, sanat ve

yönetim dillerini birleştiren ilk başarılı dil ve abece çalışması ise cumhuriyetimizin kurucusu

olan vatansever kadro tarafından başarılmıştır. Ancak bu çok önemli milli davanın, son

yıllarda ne kadar büyük yaralar aldığı, ne kadar güçsüzleştirildiği ve önemsenmediği de

ortadadır. Bizlerin de, küreselleşen ve tüm milli değerleri yutarak hafızasız, ülküsüz, dilsiz,

inançsız tek bir dünya halkı hedefine emin adımlarla ilerleyen bu yenidünya düzeninde, milli

varlığımızın en önemli teminatlarından olan dilimizi korumak ve geliştirmek ülkemizin

emanetçileri olarak görev ve sorumluluğumuzdur, boynumuzun borcudur.

Dilim benim, ana dilim, Güzel Türkçem: “Anamın sütünde, vatanımın havasında,

ekmeğimde, suyumda seni gördüm. Ülkemin yeşilliğinde, çayırında, düzünde, Ağrı’nın

zirvesinde, Aras’ımda seni gördüm. Elimde, günümde, dersimde, kitabımda seni sevdim.

Tarihimin iniş yokuşlarında halkımın gözbebeği gibi koruduğu dilim, Türk Dilim.

Anamın hazin hazin ninnilerinde arzulu arzulu okşamalarında kanıma işledin. Babamın

yiğitlik sohbetlerinde ruhuma doldun.”

Bu gerçeği Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk çok iyi bilmekteydi. Dil ve kültür

alanında Atatürk'ün ilk büyük atılımı Yazı İnkılâbıdır. Osmanlı Devleti'nde 19. yüzyılın ilk

yarısından itibaren tartışılmaya başlanan ve çeşitli denemelere rağmen bir türlü sonuç

alınamayan yazı sorunu, Atatürk'ün kararlı ve isabetli uygulama­sıyla sonuca ulaşmıştır. Yazı

İnkılâbı müjdesini verirken söyledikleri, yazının yanı sıra Türkçeye verdiği değeri göstermesi

bakımından son derece önemlidir:

Böylece Fuzuli’nin, "Ey Arap, Acem ve Türk milletlerine feyiz veren Rabbim! . . Sen

Arap kavmini dünyanın en fasih konuşan kavmi yaptın, Acem hatiplerinin sözlerini İsa'nın

nefesi gibi cana can katan bir güzelliğe ulaştırdın! Ben, Türküm ve Türkçe söylemek

istiyorum, benden iltifatını esirgeme Tanrım." Diye ettiği duayı Yüce Allah kabul etmişti.

Fikir ve edebiyat şahsiyeti Kemal Paşazade Sait Bey; bir şiirinde: “Arapça isteyen

Urban’a gitsin, Acemce isteyen İran’a gitsin, Frenkler Frengistan’a gitsin Ki biz Türk’üz bize

Türkçe gerek.” Demiştir.

Büyük üstat Şehriyar, Türk’ün Dili isimli şiirinde; “Türk’ün dili tek sevgili, istekli dil

olmaz, Aynı dile katsan bu esil (asil) dil esil olmaz, Türk’ün meseli, folkloru dünyada tektir,

Hem yorgan, kent içre meseldir-mitil olmaz, Pişmiş kişi şiirinde gerek dad-duzu olsun”

Kaşgarlı Mahmut Divanu Lugati-t-Türk’ten: “Allah’ın devlet güneşini Türk burçlarında

doğdurduğunu, bütün feleklerin onların toprakları üzerinde dönmekte olduğunu gördüm.”

Allah onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne hâkim kıldı. “Ant içerek söylüyorum, ben

Buhara’nın sözüne güvenilir imamlarının birinden ve ayrıca Nışaburlu bir imamdan

işittim.” İkisi de senetleriyle bildiriyorlardı ki peygamberimiz kıyamet alametlerini ahir zaman

karışıklıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklarını söylediği anda “Türk Dilini

Öğreniniz; çünkü onların uzun sürecek egemenlikleri vardır.” Buyurmuştur. Bu hadis

doğruysa sorumlulukları üzerine Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur; yok, bu söz

doğru değilse akla göre gereklidir.”

Türkçemize son yıllarda Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden, bir kelime akını

olduğu gerçektir. Başlangıçta birkaç kelime ile sınırlı olan kelime girişi, zamanla Türkçemizi

istila etme şekline dönüştü. Kelimelerin bir bölümü teknolojiyle birlikte geldi. Yeni bulunan ve

yeni üretilen aletler, ülkemize gelirken adını da birlikte getiriyordu. “Dilimiz geleceğimizdir.”

Bu gerçeği Türk Gençliği çok iyi görmelidir. “

Ziya Zakir ACAR