DİLİMİZ GELECEĞİMİZDİR.
İnsanın insan olmasını sağlayan ve onu diğer tüm canlılardan ayıran temel özelliklerin
başında düşünebilme ve konuşabilme yetileri gelir. Belirli bir düzen içinde düşünebilme ve
düşündüklerini diğer insanlarla paylaşma arzusu da “dil” denilen soyut iletişim düzeneği ile
gerçekleşir.
Millet kavramının ortaya çıkmasında en önemli rolü oynayan aidiyet bilincinin
oluşabilmesi için ilk aşama toplum bireylerinin birbirleri ile anlaşabilmeleridir. Ancak dil
yalnızca bir anlaşma aracı değil, aynı zamanda duyma, düşünme, dış dünyayı anlama ve en
önemlisi dış dünyayı şekillendirip aktarma aracıdır. Her dil kendine has düşünme ve
hissetme tarzını kendi içinde taşır bu da onu kullanan toplumlarda ortak yorum, düşünce ve
davranış kalıplarına sebep olur. Bu yüzden de “her milli dilin ardında aslında milli bir ruh
vardır”.
Bizim milli dilimizin bizler için anlamı ise diğer milletlerinkinden tarih boyunca çok
daha fazla ve büyük olmuştur. .Zira çok geniş coğrafyalar, çok farklı dinler, çok farklı milletler
ve diller üzerinde hüküm sürmüştür. Türk varlığı ve hâkimiyetleri sırasında bizlere hangi
milletten olduğumuzu hatırlatan, ırksal vasıflarımızdan biri olan kolay intibak ve
benimseme gibi özelliklerimizin tehlikeli taraflarından koruyan, ruhsal ve geleneksel
farklılıklarımızı halen yaşayabilmemizi sağlayan niteliğimiz, binlerce yıldır süren her
türlü saldırı ve kirlenmeye karşı halen direnmeyi başarabilecek kadar güçlü olan
dilimizdir.
Ancak tarih boyu bizi bu kadar koruyup kollayan ve en köklü milletlerden biri olarak
ayakta tutan dilimizi onun bizi kolladığı kadar iyi kollayıp geliştirememiş ve
zenginleştirememişiz. Hem yapısal hem de içerik olarak diğer dillerin saldırılarına ve
boyunduruklarına maruz bırakmışız. Halkımızın arasında, binlerce yıldır hiç yaşanmamış
sınıf ve algılayış farkları ortaya çıkmış. Bilim ve medeniyet, istemeden de olsa toplumun
kısıtlı bir sınıfının tekelinde kalmış ve bu gelişmeler halkımız tarafından iyi bir şekilde
içselleştirilememiş. İşin kötü tarafı, aynı zamanda, bilim çevrelerinden ve uluslararası teknik-
düşünsel gelişmelerden yeterince faydalandırılamamış halkın, gelenek göreneklerinden, millî
özeliklerinden ve hayatı algılayış biçimlerinden ortaya çıkan ürünler, felsefeler, sanat eserleri
de modern bilimsel gelişmeler ile yeterince harmanlanamayıp milli medeniyet oluşturma
sürecimiz bu şekilde çift başlı gelişmek zorunda kalmış.
Bu acı sürecin farkına varmamız ve Türk aydınları, Türk yöneticileri tarafından bazı
topyekûn dil devrimi çalışmalarının başlatılma tarihi, Karamanoğlu Mehmet Bey’in 13 Mayıs
1272 tarihli fermanından sonra, ancak günümüzden yaklaşık 150 sene öncesine kadar
gitmektedir. Geniş halk kitlelerine kadar ulaşan ve halkın konuşma dili ile bilim, sanat ve
yönetim dillerini birleştiren ilk başarılı dil ve abece çalışması ise cumhuriyetimizin kurucusu
olan vatansever kadro tarafından başarılmıştır. Ancak bu çok önemli milli davanın, son
yıllarda ne kadar büyük yaralar aldığı, ne kadar güçsüzleştirildiği ve önemsenmediği de
ortadadır. Bizlerin de, küreselleşen ve tüm milli değerleri yutarak hafızasız, ülküsüz, dilsiz,
inançsız tek bir dünya halkı hedefine emin adımlarla ilerleyen bu yenidünya düzeninde, milli
varlığımızın en önemli teminatlarından olan dilimizi korumak ve geliştirmek ülkemizin
emanetçileri olarak görev ve sorumluluğumuzdur, boynumuzun borcudur.
Dilim benim, ana dilim, Güzel Türkçem: “Anamın sütünde, vatanımın havasında,
ekmeğimde, suyumda seni gördüm. Ülkemin yeşilliğinde, çayırında, düzünde, Ağrı’nın
zirvesinde, Aras’ımda seni gördüm. Elimde, günümde, dersimde, kitabımda seni sevdim.
Tarihimin iniş yokuşlarında halkımın gözbebeği gibi koruduğu dilim, Türk Dilim.
Anamın hazin hazin ninnilerinde arzulu arzulu okşamalarında kanıma işledin. Babamın
yiğitlik sohbetlerinde ruhuma doldun.”
Bu gerçeği Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk çok iyi bilmekteydi. Dil ve kültür
alanında Atatürk'ün ilk büyük atılımı Yazı İnkılâbıdır. Osmanlı Devleti'nde 19. yüzyılın ilk
yarısından itibaren tartışılmaya başlanan ve çeşitli denemelere rağmen bir türlü sonuç
alınamayan yazı sorunu, Atatürk'ün kararlı ve isabetli uygulamasıyla sonuca ulaşmıştır. Yazı
İnkılâbı müjdesini verirken söyledikleri, yazının yanı sıra Türkçeye verdiği değeri göstermesi
bakımından son derece önemlidir:
Böylece Fuzuli’nin, "Ey Arap, Acem ve Türk milletlerine feyiz veren Rabbim! . . Sen
Arap kavmini dünyanın en fasih konuşan kavmi yaptın, Acem hatiplerinin sözlerini İsa'nın
nefesi gibi cana can katan bir güzelliğe ulaştırdın! Ben, Türküm ve Türkçe söylemek
istiyorum, benden iltifatını esirgeme Tanrım." Diye ettiği duayı Yüce Allah kabul etmişti.
Fikir ve edebiyat şahsiyeti Kemal Paşazade Sait Bey; bir şiirinde: “Arapça isteyen
Urban’a gitsin, Acemce isteyen İran’a gitsin, Frenkler Frengistan’a gitsin Ki biz Türk’üz bize
Türkçe gerek.” Demiştir.
Büyük üstat Şehriyar, Türk’ün Dili isimli şiirinde; “Türk’ün dili tek sevgili, istekli dil
olmaz, Aynı dile katsan bu esil (asil) dil esil olmaz, Türk’ün meseli, folkloru dünyada tektir,
Hem yorgan, kent içre meseldir-mitil olmaz, Pişmiş kişi şiirinde gerek dad-duzu olsun”
Kaşgarlı Mahmut Divanu Lugati-t-Türk’ten: “Allah’ın devlet güneşini Türk burçlarında
doğdurduğunu, bütün feleklerin onların toprakları üzerinde dönmekte olduğunu gördüm.”
Allah onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne hâkim kıldı. “Ant içerek söylüyorum, ben
Buhara’nın sözüne güvenilir imamlarının birinden ve ayrıca Nışaburlu bir imamdan
işittim.” İkisi de senetleriyle bildiriyorlardı ki peygamberimiz kıyamet alametlerini ahir zaman
karışıklıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklarını söylediği anda “Türk Dilini
Öğreniniz; çünkü onların uzun sürecek egemenlikleri vardır.” Buyurmuştur. Bu hadis
doğruysa sorumlulukları üzerine Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur; yok, bu söz
doğru değilse akla göre gereklidir.”
Türkçemize son yıllarda Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden, bir kelime akını
olduğu gerçektir. Başlangıçta birkaç kelime ile sınırlı olan kelime girişi, zamanla Türkçemizi
istila etme şekline dönüştü. Kelimelerin bir bölümü teknolojiyle birlikte geldi. Yeni bulunan ve
yeni üretilen aletler, ülkemize gelirken adını da birlikte getiriyordu. “Dilimiz geleceğimizdir.”
Bu gerçeği Türk Gençliği çok iyi görmelidir. “
Ziya Zakir ACAR
