FAHRETTİN MASUM BUDAK

FAHRETTİN MASUM BUDAK

BİZİM ELLER fahrettin76@hotmail.com

GÖR NE GÜNLERE KALDIK..

08 Eylül 2026 - 11:24

C

   Geçtiğimiz günlerde Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te gerçekleştirilen bir toplantıda, Kuzey Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile İran Cumhurbaşkanı Mesut Pezeşkiyan'ın karşılıklı sohbetlerinde Türkçe konuşarak bütün dünyaya anlamlı bir mesaj vermeleri, kimi çevreleri epeyce tedirgin etti.

   Bu sohbetle ilgili dünya basınında ve özellikle İran'ın Farsça yayın yapan basınında çeşitli yorumlar yapıldı. Bazı çevreler, İran Cumhurbaşkanı'nın uluslararası bir toplantıda Türkçe konuşmasını kabul edilemez bulup Pezeşkiyan'a yönelik ağır eleştirilerde bulundular. Bilhassa İran'daki Fars şovenizmini savunan basın, Pezeşkiyan'ın Türkçe konuşmasına tepki göstererek bunu adeta bir mesele hâline getirdi.

   "Gör ne günlere kaldık Hazreti Hünkâr,
Katır mühürdar oldu, eşek defterdar."

diyen Ziya Paşa, sanıyorum yukarıdaki durumu görseydi bu dizeleri yeniden hatırlardı.

   Farslar nedense biz Türkleri hiç hesaba katmıyor. İran'da Türklerin çoğunlukta olduğu geniş bir coğrafyada Farsların egemen ve hükümran gibi hareket etmesini anlamak mümkün değildir. Farslar, geçmişten kalan bir alışkanlıkla Türkleri dil konusunda yok saymaya devam ediyor.

    Sanki Turan coğrafyasının bir parçası olan İran'ın tamamı kendilerininmiş gibi bir tavır takınıyorlar. Artık Farslar, geçmişte Türklerin bir hatasından yararlanma alışkanlığını bırakmalıdır. Türkçe hiçbir dilin yedek aparatı değildir.

   Tarih boyunca "dil ve din" konusunda son derece müsamahakâr davranan Türkler, günümüzde Farsların katı ve ceberrut tutumundan dolayı bıkıp usanmış vaziyettedir. Pezeşkiyan'ın bir toplantıda kızına Türkçe hitap etmesinde veya kardeş ülke Kuzey Azerbaycan'ın Cumhurbaşkanı ile Türkçe sohbet etmesinde ne var? Eğer bunlar Farsların karnını ağrıtıyorsa, bir arada ve kardeşçe yaşamanın hiçbir değeri kalmıyor demektir.

   Türklerin bin yıldan fazla hüküm sürdüğü bir memlekette kendi dillerinin yok sayılması ve çeşitli kısıtlamalarla karşı karşıya bırakılması insanın kanını donduruyor.

   Farslar, 1925 yılından beri izlenen politikalarla Türklerin bölgedeki etkinliğine ve Türk kültürüne büyük darbeler vurmuştur. Ancak bu yöntem artık geçerli değildir. Zora düştüklerinde Caferiliğe sığınıyor, aynı mezhepten ve aynı kültürden beslendiklerinden dem vuruyorlar. Fakat konu Türkçeye geldiğinde, milyonlarca Türk'ün kendi dilini kullanmasını engellemek için adeta "kırk dereden su getiriyorlar."

   Müslümanlıkta herhangi bir dile yasak getirildiğine dair bir ayet, hadis veya fetva varsa açıklasınlar; biz de ikna olup susalım. Aksi takdirde Türkçeye karşı bu düşmanlığın kaynağını biz açıklayıp İslam maskeli suratlarını meydana çıkaracağız.

   Öbür dünyada Rabbimiz Farsça sorgu sual etmeyeceğine göre bu yasakçı zihniyet nereden kaynaklanmaktadır?

   Azınlık durumuna düşmüş bir dilin hâlâ resmî dil olarak devam etmesini bir türlü anlayabilmiş değiliz. Farslar kendi cumhurbaşkanlarının arada bir Türkçe konuşmasına tahammül edemiyorlarsa biz niçin onların diline tahammül edelim?

   Asırlardır o topraklarda yaşayan Türkler, Farsçayı kullanagelmiş ve bunu hiçbir zaman sorun yapmamıştır. Fakat onlar, yeri ve zamanı geldiğinde Türkçenin bir cümlesine dahi tahammül edemiyorlar.

   Farsların çok ileri gittiğini biliyoruz. Dillerini egemen kılmak için her yolu mübah gördüklerini de biliyoruz. Ancak unutulmamalıdır ki Türkçe, Farsçadan geri kalmış bir dil değildir. Türkçe, bugün dünyanın en yaygın kullanılan dillerinden biridir. Farsçanın bu kullanım alanında Türkçenin yanında çok daha sınırlı bir konumda olduğu açıktır.

   Türklerin tarih boyunca din ve dil konusunda hoşgörülü ve esnek bir tavır takınması, başka milletlerin, özellikle Arap ve Fars dillerinin Türk coğrafyalarında daha fazla öne çıkmasına yol açmış olabilir. Fakat bu, bu coğrafyada yalnızca Arapça ve Farsçanın konuşulacağı anlamına gelmez.

   Kimse bize Müslümanlığı öğretmeye kalkmasın. İran'daki Türkler hem dinlerine hem de dillerine sahip çıkmak istiyor. Bu konuda geçmişte düştükleri hataları tekrarlamak istemiyorlar.

   Bu yazıyı Hz. Mevlânâ'nın sözüyle bitirelim:

   "Ne kadar söz varsa düne ait,
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım."

  FAHRETTİN MASUM BUDAK

YORUMLAR

  • 0 Yorum