ÜlKÜCÜLER YOL AYRIMINDA...
Rahmetli Başbuğ Alparslan Türkeş, ülkücü hareketi şekillendirirken hiç bir zaman İslam dışı olgulara yüz vermedi. Daima "Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve fazileti" diyerek yola çıktı. Ulusal sol gibi katı laiklik anlayışını devamlı surette reddetti.
Bizzat hayatında İslam'ı iliklerine kadar yaşadı.
Batı tipi bir laiklik prensibini katiyetle benimsemedi. Kuran'ı başucundan ayırmadı. Hac vazifesini yerine getirdi. İslamcılarla yakın temas kurmaktan çekinmedi. Dini bütün bir müslüman gibi yaşadı.
Bunları niye anlatıyorum, biliyor musunuz? Son yıllarda ülkücüler arasında kırılan bir fay hattı oluşturuldu. Sanki Türkeş zamanında ülkücler İslamcılarla dirsek teması kurmamış gibi bir hava yaratıldı. Türk-İslam Ülküsü kavramı sanki ülkücüler arasında hiç konuşulmadı. Türk-İslam Sentezi diye bir terminoloji ülkücüler arasında sanki hiç kök salmadı. "Nizamı Alem" düşüncesi ile "İlayi Kelimetullah" düsturu sanki ağızlara hiç alınmadı.
Sanki "Elde Kuran, hedef Turan" sloganı atılmadı. Sanki "Kanımız aksa da zafer Islam'ın" diyerek yumruklar havaya kaldırılmadı.
Sanki "Türklük bedenimiz, İslamiyet ruhumuz" sözü hiç söylenmedi.
Türkeş sağlığında siyasetin her daim öncüsü oldu. Fırsat buldukça ve imkanı el verdikçe memleketin selameti için koalisyonlarda yer aldı. CHP'li Cahit Karataş'ı destekleyerek meclis başkanı olmasını sağladı. Refah Partisi'yle, Millet Partisi'yle ittifak kurarak politikada esnekliğin ve ortak düşüncenin örneklerini sergiledi.
MHP kurulduğu günden bu yana gerek sağ ve sol partilerden, gerekse İslamcı partilerden ittifak veya koalisyon kurmaktan asla çekinmedi. Çünkü ülke sorunlarının ancak birlikte hareket edilerek çözüleceğine inanmıştı. Aynı şeyin bugün de geçerli olduğunun bilinciyle ittifaklara sıcak bakma şiarını sürdürerek Türkiye'nin geç kalmış sorunlarını sırasıyla çözmeye çalışıyor.
Bugün ekonomik gelişmeler dışında, Türkiye emin adımlarla yarınlara koşarken büyük ölçüde MHP'nin görüşleri doğrultusunda koşmaktadır. MHP'nin devletçilik, milliyetçilik ve ülkücülük ilkeleri, Cumhur İttifakı'nın ana omurgasını oluşturmaktadır.
Bugün Pantürkizmin ayak sesleri Batı başkentlerini rahatsız ediyor ve uykularını kaçırıyorsa bunun müsebbibini ülkücü hareketin dik ve sağlam duruşunda aramak lazımdır.
Ülkücüler "yapmak ve yaptırmak" konusunda nasılki, ikiye ayrılmışsa, ittifaklar konusunda da ikiye ayrılmıştır. İttifakların teşekkülü ülkücülere çok şey kazandırmıştır. Bugün milliyetçi-ülkücü hareket 50- 60 yıllık geçmişinde "yapma" konusunda bir şansı pek yakalamamıştır. Yakalasa da az yakalamıştır. Halbuki "yaptırma" konusunda bir hayli ileride olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla İttifak milliyetçilere önemli ölçüde yaramıştır.
Bunu söylerken ittifakın Ülkücülere zararının olmadığını söylemek istemiyorum. Elbetteki birçok alanda ülkücülerin isteği olmamıştır. Ancak faydasını hesap ettiğimizde zararının devede kulak kaldığını söyleyebiliriz.
İşte burada muhalif ülkücülerin hoşnutsuzluğu ortaya çıkmaktadır. Ortak düşünceden ve ittifaktan doğan bir takım olumsuzlukları büyüterek Türk milliyetçiliğinin çizdiği merkezden bir hayli uzaklaştılar. Burada yağmurdan kaçıp doluya tutuldular! Bu dolu onların kafasında derin yaralar açtı. Sersemlediler ve kendilerine gelemediler.
Gidip Batı, Amerika, Fetö beynelmilel sol ve ayrılıkçı- bölücü güruhlarla birlikte hareket ettiler. Adeta kendilerini ve mazilerini dinamitlediler! Telafisi mümkün olmayan hatalar işlediler. Öz olmaktan çıktılar. Kabuk olup orta yerde kaldılar. Adlarının dışında taşıdıkları hiç bir evsaf ve sıfat kalmadı. Ayrılıkta derin uçurumların oluşmasına önayak oldular. Asker katilleriyle, ülkücü katilleriyle sarmaş dolaş oldular. Haçlılarla kuçak kucağa, yanak yanağa pozlar verdiler! Deizmin, ateizmin ve nihilizmin pençesine düştüler.
Gayet insanî ve İslamî bir neticeyle ülkemize iltica etmek zorunda kalan sığınmacı ve göçmenlere karşı başlattıkları kışkırtıcı konuşmalarla Türk tarihini süsleyen hasletlerin lekelenmesini ve gölgelenmesini sağladılar.
Devam edecek...
FAHRETTİN MASUM BUDAK


YORUMLAR