BARZANİ Mİ YOKSA ÖCALAN MI?
Devletin güvenlik politikaları bize, Barzani yerine Öcalan'ın muhatap alınması gerektiğinin işaretini veriyor. Ancak bebek katilinin tabanda kabul görmemesi işi bir hayli zorlaştırıyor. Öcalan'ın Türk devlet eliyle Kürtlerin liderliğine uygun görülmesi Barzani'yi küplere bindirdi. Öfkeden deliye dönen Barzanî kendisini apar topar Diyarbakır'a davet ettirdi. Tehlike çanlarının çaldığını hisseden Barzanî, bununlada kalmayarak bölgesel liderliğin kapısını araladı. Derhal Abdullah Öcalan'ı karalamaya başladılar. Onun hainliğini, Türkiye'ye teslimiyetini ve Kürtlere düşmanlığını ileri sürüp yerden yere vurdular.
Esasen uzun bir süredir, bebek katili Abdullah Öcalan ile Mesut Barzani arasında liderlikten dolayı içten içe şiddetli bir rekabet vardır. Barzani, muhafazakar Kürtlerde taban bulurken, Abdullah Öcalan ise Batıcı, laik ve sosyalist Kürtlerin sempatisini kazanmakla ayakta duruyor. Çoğu zaman bu iki lider Kuzey Irak'ta birlikte hareket ediyorlardı. Barzani PKK'yı uysallaştırıp kendisine bağlı bir askeri güç haline getirmek için çok çaba sarfetti ama başarılı olamadı.
Son yıllarda Kürtlerin yaşadığı dört ülkede derin bir yapılanmaya giden Apo, bu alanda büyük bir mesafe alınca Barzani tarafından istenmeyen adam ilan edildi. Bu vesileyle, taban kaymasını önlemek için derhal önlem almanın yollarını aradı. Barzani, Kuzey Irak Özer Kürt Yönetimini kurmuştu ama bunu pekiştirecek tedbirlerin alınmasını sağlayamamıştı. Zemin kaygandı. Bir süreliğine Apo ile işbirliğini devam ettirme kararı, işine gelmişti. Ancak Öcalancılar onun altını oyunca sığınacak bir dal aradı. Barzaniciler, kendilerine ram olacak bir örgüt yapılanması istiyordu. Bunu Öcalancıların kabul etmesi mümkün değildi. Bölgede PKK'nın genişlemesi ve liderlikte öne geçmesi Barzanicileri derin derin düşündürüyordu.Türkiye'nin etkin mücadelesiyle Kuzey Irak'ta PKK'lıların etkisiz hale getirilmesi Barzani'yi bir adım öne geçirdi. Ancak Barzani, sadece bu başarıyla bölgede toparlayıcı bir lider olamayacağını anlamıştı. Kürtlere kendi liderliği altında birleşme yönündeki telkin ve çağrıları yeterli cevap bulamayınca köklü tedbirlere başvurmaya başladı. Dört bölgede kümelenmiş Kürtlerin tek lidere bağlı ve tek merkezden yönetilen bir karargah kurmalarının işaretini verdi. Eğer bu olacaksa Barzani'nin liderliği altında olmalıydı. Ancak Öcalancıların bunu kabul etmeleri mümkün değildi. Kürtlerin tabanı sosyolojik olarak üçe bölünmüştü. Bunlar, Kürtçü solcular, muhafazakar demokratlar ve İslamcı Kürtçülerdi. Kürtçü Solcuları temsil eden Abdullah Öcalan ve Talabani'ydi. Muhafazakar libarelleri temsil eden ise Barzancilerdi. Geriye kalanları ise İslamcılar temsil ediyordu. Sosyalizmden medet uman Talabaniciler, yıllarca Barzanicilerle kapışıp bu üçe bölünmüş sosyolojik katmanın içinde eriyip gittiler. Kalanlar da pek bir etkinlik gösteremeyeceğine göre Barzani ve Öcalan tarafından bölüşülen duyarlı bir Kürt kadrosu olarak ağırlıklarını yitirmekle yüz yüze kaldılar.
Şimdilik Kürtler, Ortadoğu'da iki liderin etkinlik alanında akibeti meçhul bir yolculuğun sonuna doğru ilerliyorlar. Bu iki grup için düşman belledikleri cephe bir kenara bırakılmış gibidir. Kendi içlerinde tesanüdü sağlamadan başarılı olacaklarını tahmin etmek çok zordur. Çünkü tarih boyunca millet olma şuurundan yoksun yaşayan Kürtler, aşiretçiliğin küçük dünyasında daima bocalayıp durmuşlardır. Öcalan ve Barzani gruplarının alt birimlerinde pusuya yatmış daha nice aşiretler vardır. Bunlar sahada zayıflamasını bekledikleri söz konusu liderlerin performansıyla alakalı tavır belirleyeceklerdir.
Eğer Kürtler, arzuladıkları hedefe varmak istiyorlarsa Türklerle sürdürdükleri bin yıllık dostluk ve kardeşlik ilişkilerine sıkı sıkıya sarılmaları gerekir. Terörsüz Türkiye ile yakında isimleri tarihin çöplüğüne karışacak olan PKK ve benzeri şer örgütlerine kimse bundan bu yana umut bağlamamalıdır
FAHRETTİN MASUM BUDSK


YORUMLAR