ERHAN YIRCALI

ERHAN YIRCALI

DÜŞÜNDÜKLERİM VE YAZDIKLARIM erhanyircali@gmail.com

ŞANS VE ŞANSSIZLIK

13 Nisan 2026 - 11:31

ŞANS VE ŞANSSIZLIK

Hayatın en eski tartışmalarından biridir: Şansı ve şanssızlık. Kimi bir kapının ansızın açılmasını “şans” diye adlandırır, kimi aynı kapının yüzüne kapanmasını “şanssızlık”. Oysa belki de ikisi de aynı hikâyenin farklı anlarıdır.

 

İnsanoğlu bilinmeyenden her zaman ürkmüş, anlamlandıramadığını sembollerle açıklamaya çalışmıştır. 13 sayısının uğursuz sayılması, kara kedinin yol kesince geri dönülmesi biraz da bu ihtiyacın ürünü. Oysa takvimdeki bir rakamın ya da bir hayvanın kaderimiz üzerinde gerçekten bir hükmü var mı, yoksa biz mi ona bu anlamı yüklüyoruz?

 

Albert Einstein bir sözünde “Şans, hazırlık ile fırsatın kesiştiği noktadır” der. Bu bakış açısı, şansı gökten düşen bir mucize olmaktan çıkarır; insanın emeğiyle ilişkilendirir. Yani belki de “şanslı” dediğimiz insanlar, aslında hazır olanlardır.

 

image.png

Öte yandan Seneca daha sert bir yerden bakar: “Şans dediğin şey, hazırlığın fırsatla buluşmasıdır.” Asırlar önce söylenmiş bu söz, bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. Demek ki mesele, kapıyı kimin çaldığı değil; bizim o kapıyı açmaya ne kadar hazır olduğumuz.

 

Ama hayat sadece planlardan ibaret değil. Bazen her şeyi doğru yaparsınız, yine de işler yolunda gitmez. İşte o anlarda “şanssızlık” kelimesi dilimize dolanır. Napoleon Bonaparte ise bu konuda farklı düşünür: “Yetenekli insanlardan çok şanslı insanları tercih ederim.” Bu söz, şansın hayattaki rolünü inkâr etmez; aksine kabul eder. Fakat şunu da ima eder: Şans, bazen açıklayamadığımız bir değişkendir.

 

Peki ya uğursuzluk? 13 sayısı gerçekten uğursuz mu? Batı kültüründe otellerde 13. katın atlandığını, uçaklarda 13 numaralı koltuğun bulunmadığını görürüz. Türkiye’de ise kara kedi hâlâ bazı insanlar için bir “işaret”tir. Oysa aynı kara kedi, başka bir coğrafyada şans getiren bir sembol olabilir. Demek ki uğur da uğursuzluk da biraz kültür meselesi, biraz da zihnin oyunu.

 

William Shakespeare “Korkaklar ölümlerini birçok kez yaşar, cesurlar ise ölümü bir kez tadar” derken aslında şuna işaret eder: İnandıklarımız, hayatımızı şekillendirir. Eğer 13’ten korkarsanız, o gün gerçekten ters giden her şeyi o sayıya bağlarsınız. Ama aynı günü sıradan bir gün olarak görürseniz, hiçbir anlam yüklemezsiniz.

 

Belki de en gerçekçi yaklaşımı Mustafa Kemal Atatürk ortaya koymuştur: “Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini kaybederler.” Bu söz doğrudan şansı anlatmaz ama şunu açıkça söyler: Hayatı belirleyen esas unsur emektir.

 

Aslında, şans dediğimiz şey, çoğu zaman geriye dönüp baktığımızda verdiğimiz bir isimden ibaret. Şanssızlık ise o anın içindeyken hissettiğimiz bir duygudur. 13 sayısı, kara kedi ya da başka semboller… Hepsi insan zihninin belirsizliği kontrol etme çabasının bir yansıması.

 

Belki de mesele şudur… Hayat ne tamamen şans ne de tamamen kaderdir. İkisi arasında gidip gelen bir dengedir. Biz o dengeyi ne kadar doğru kurarsak, “şans” dediğimiz şey de o kadar bizim tarafımızda görünür.

 

Geriye tek bir soru kalıyor.  Şansı bekleyenlerden mi olacağız, yoksa onu hazırlayanlardan mı?

YORUMLAR

  • 0 Yorum