TOLGA KENAN ARAS

TOLGA KENAN ARAS

[email protected]

Doğum Yaşam Ve Ölüm…

19 Şubat 2017 - 12:27

Doğum Yaşam Ve Ölüm…

Doğum ile ölüm Allah’ın takdiri, aradaki zamanı nasıl yaşadığımız ise bizim tasarrufumuzdur.

Doğum; Bir canlı olarak dünyaya gelişimiz, ölümde canımızı teslim edip dünyayı terk edişimizdir.

Doğumla ölüm arasındaki zamana da yaşam diyoruz.

Doğumdan hemen sonra hızla ölüme yaklaşmaktayız, ya da başka bir değişle ölüm hızla bize doğru gelmektedir. 

Yani, aslında zaman o kadar da yavaş ilerlemiyor. Geriye dönüp hayatımızın geçmiş dilimine baktığımızda bunu hepimiz çok net görebiliyor, o an belki hüzünlenip, belki de, geçmişte yaptığımız yanlış şeylere üzülüyor ama hemen akabinde tekrar ölümlü dünya da yaşadığımızı unutuyoruz.

Bazı insanlar hayatı olduğu gibi yaşar, bazıları kendilerine bahşedilen hayata küser, bir kısım insanlar mevcut hayat standartlarını değiştirmek için, legal ya da illegal yollarla mücadele eder, bu mücadele esnasında da önüne çıkan tüm engellerle savaşırlar. 

Bazıları da kendi hayatını ve diğer insanların yaşayışlarını sorgularlar. Bu sorgulamayı kendi iç dünyalarında yaparak, bol nedenli ve niçinli soru işaretleriyle de düşünürler.

Ben kendimi bu düşünen insanlar grubunda görüyorum. Ve gerçekten düşünüyorum. (Şu an düşündüğüm gibi…)



Evet, geldik ve gidiyoruz. 

Kim neye nasıl inanırsa inansın ama sonuçta bütün inanç sistemlerinin kabul ettiği gibi bir şekilde yaratıldık. 

Üç aşağı beş yukarı kendi yaş grubum için söylüyorum. Dün çocuktuk, bu gün olgun insanlarız, yarınımızda belki birçoğumuz yaşlılığımızı dahi göremeyecek ve görsek bile, sonuçta zamanı geldiğinde ölüp gideceğiz…

Dünya baki ömür kısa olduğuna göre, o halde biz bu dünyaya niye geldik ve neyi nasıl yaşamalıyız.

Bunları düşünürken bana göre iki önemli husus ön plana çıkıyor.

Yaradılış gayemizdeki birçok önemli ayrıntıyı es geçerek şu iki amaca vurgu yapmak istiyorum.

1. Yaşam için gerekli şeylerin “yeterince” temini

2. Yaşamın devamı için neslin devamı

Daha doğrusu yaşamak için en temel unsur beslenmeliyiz, 

Yaşamın devamı içinde mutlak suretle üremeliyiz…

Üremek için evlenip, aile kurup çocuk sahibi olmalıyız ve çocuklarımız da büyüyerek onlarda kendi ailelerini kurmalıdır.

Öte yandan biz insanların, günlük tüketeceğimiz ihtiyaç maddeleri ölçü olarak belirlidir. Fazlasını zaten yiyemeyiz. Barınma şartları da bellidir. Bir ailenin barınması için sıcak ve rahat bir eve, ihtiyaçlarının temini içinde üretmeye yani bir işe ihtiyacı vardır. Bu temel ihtiyaçların yanında birde sıralamada geriledikçe önemi azalan bazı lüks ihtiyaçlar vardır ki, toplu taşımacılığın yaygınlaşmasına rağmen hadi diyelim birde araba. Ondan sonrakiler daha önemsizler ve daha sonrakilerde gereksizlerdir.

Peki, biz insanoğlu, gereğinden fazla yiyemeyeceğimiz halde, neden boğaz kavgası yaşıyoruz..?

Sonuçta, kendi irademiz olmadan yaratılıyor ve hayata bir defa geliyoruz, o halde neden milyonlarca insan açlık savaşı verirken, bazıları milyonlarına milyon katmak için savaşıyor…?

Neden eşit ve adil bir dünya kuramıyoruz…?

Her yıl bir yaş daha yaşlanırken, her an ölüme doğru yaklaşırken dünya malı için bu doyumsuzluklar neden…?

Neden çok lüks tüketimler için, gereksiz yere adaletsiz davranıyor yetimin öksüzün malına göz koyuyoruz…?

Bir evin yeterli olduğu halde, neden sınır tanımayan hırsımızla, yüzlerce ev alabilmek için, başkalarının (Yanımızda çalışan işçi gibi) haklarını yiyoruz. Ya da neden doymak bilmeyen nefsimiz için, devletten ya da milletten çalıyoruz…?

Kim neyi, nereye götürmüş ki,,,?

Rivayet o ki; Yaratılanların hepsinin dilinden anlayan, hayvanlarla bile konuşabilen yine rivayete göre 400 yıl yaşadığı var sayılan, Hz. Sultan Süleyman’a kalmayan bu dünya,,,

Kendisini Tanrının oğlu veya bizzat Tanrının kendisi gibi gösterilen Firavunlara kalmayan bu dünya sana bana mı kalacak…?

Hayır, kalmayacak, hiç kimseye maddi hiçbir şey kalmayacak.

Kalacak olan kardeşliktir,

Kalacak olan arkadaşlıktır,

Kalacak olan dostluktur,

Yaptığımız iyilikler ve kötülüklerdir ardımızda kalacak olan.

Ve bir de hayatın devamını sağlamak için olmazsa olmazlardan olan evlatlarımızdır.

Bizden geçtiyse de, bari evlatlarımızı güzel yetiştirelim, onlara para hırsı aşılamadan, onları sevgiyle ve bilgiyle donatalım…

Emin olun dostlarım bütün samimiyetimle söylüyorum, şu an bu yazıyı yazarken bile öyle farklı şeyler düşünmekteyim ki, resmen, müthiş bir duygu karmaşası yaşamaktayım. 

Bazılarını söylersem suç, bazıları da günah olur. Dolayısıyla haddimi de aşmadan,,,

Bir kez daha, para-hırs-nefs, gıybet-haset, yalan-dolan NEDEN-NEDEN-NEDEN Diyor…?

Tüm dostlarıma güzellikler ve mutluluklar diliyorum.

Sağlıkla kalın

……Aras_Ca

Tolga Kenan ARAS