Arapların Masalları, Farsların Anlatıları ve Iğdır'ın Gerçeği
"Araplar kadar güzel masal uyduran, Farslar kadar güzel masal anlatan, Türkler kadar bu masallara inanan başka bir millet yoktur."
Mirza Fetali Ahundov'a atfedilen bu söz, aslında milletleri küçümsemekten çok insanlığın değişmeyen bir gerçeğine işaret eder: Yalan, süslenip püslenirse gerçek gibi görünür; yeterince tekrar edilirse inananı da çok olur.
Ne yazık ki Iğdır'da yıllardır sahnelenen oyunun özeti de budur.
Bir seçim yaklaşır...
Bir yerlerde düğmeye basılır...
Birileri ortaya çıkar...
Ve ardından masallar başlar.
Kiminin namusuna, kiminin dürüstlüğüne, kiminin başarısına, kiminin geleceğine saldırılır. Dedikodular büyütülür, iftiralar dolaşıma sokulur, olmayan olaylar olmuş gibi anlatılır. Bir kişinin söylediği söz, on kişinin ağzında şekil değiştirir, yüz kişinin dilinde bambaşka bir hikâyeye dönüşür.
Sonra ne olur?
Toplum, gerçekleri araştırmak yerine anlatılan hikâyeleri konuşmaya başlar.
Oysa hedef bellidir.
Iğdır'ın yetiştirdiği başarılı bürokratları, genç siyasetçileri, iş insanlarını ve kanaat önderlerini toplumun gözünden düşürmek...
Yarın söz sahibi olabilecek insanları daha bugünden etkisiz hale getirmek...
Birlik yerine ayrılık, güven yerine şüphe, kardeşlik yerine husumet üretmek...
Bunu geçmişte yaşadık.
Milletvekili seçimlerinde yaşadık.
Belediye seçimlerinde yaşadık.
Gerçeklerin değil algıların yarıştığı dönemlere şahit olduk.
Bugün ortada seçim yok gibi görünse de bazı çevrelerin hazırlıklara başladığını görmek zor değil. Çünkü aynı yöntemler yeniden devreye sokuluyor. Başarılı olanı çekemeyenler, yükseleni hazmedemeyenler, toplumda karşılığı bulunan insanları yıpratmak için yeni hikâyeler yazıyorlar.
Daha acısı ise bu hikâyelerin alıcı bulmasıdır.
Bir söz duyuluyor.
Araştırılmıyor.
Sorgulanmıyor.
Doğruluğu test edilmiyor.
Ve hemen yayılmaya başlanıyor.
İşte tehlike tam da burada başlıyor.
Türk tarihinin büyük devlet adamı Bilge Kağan, Orhun Yazıtları'nda asırlar öncesinden bugüne sesleniyor:"Türk milleti! Çinlilerin tatlı sözlerine ve yumuşak ipekli kumaşlarına aldanıp çok sayıda yok oldun. Ey Türk milleti, titre ve kendine dön!"
Bu uyarı bugün de geçerlidir. Çünkü yöntemler değişse de amaç değişmemiştir. Dün tatlı sözlerle yapılan oyunlar, bugün sosyal medya paylaşımlarıyla, dedikodularla ve algı operasyonlarıyla yapılmaktadır.
"Ey Türk milleti! Titre ve kendine dön!"
Bu çağrı yalnızca bir dönemin değil, bütün zamanların çağrısıdır.
Çünkü milletleri yıkan ordular değil, çoğu zaman içeriden yayılan fitnelerdir.
Şehirleri gerileten düşmanlar değil, kendi evlatlarına sahip çıkamayan toplumlardır.
Geleceği karartan yokluk değil, birbirine güvenmeyen insanlardır.
Ey Iğdırlılar!
Duyduğunuz her söze inanmayın.
Her anlatılanı gerçek sanmayın.
Bir insan hakkında hüküm vermeden önce vicdanınıza danışın.
Çünkü iftira ateştir; yandığı yeri de yakar, taşıyan eli de...
Unutmayalım ki kendi değerlerini tüketen toplumlar başkalarının gölgesinde yaşamaya mahkûm olur.
Kendi evlatlarını harcayan şehirler ise geleceğini harcamış olur.
Gelin, dedikodunun değil hakikatin yanında olalım.
Gelin, fitnenin değil kardeşliğin yanında duralım.
Gelin, Iğdır'ın enerjisini birbirini yıpratmaya değil, geleceğini inşa etmeye harcayalım.
Ve gelin, bugün bir kez daha Bilge Kağan'ın çağrısını hatırlayalım:
"Titre Iğdır, kendine dön!


YORUMLAR