ABD İRAN’DAN NE İSTİYOR?
ABD’nin İran’a saldırı hazırlığı yaptığına dair haberler son dönemde sıklaştı. Uçak gemileri, askeri yığınaklar, sert açıklamalar…
Bunların hepsi ister istemez şu soruyu akla getiriyor: ABD neden İran’la yeni bir çatışmanın eşiğine geliyor?
Bu sorunun tek bir cevabı yok. Çünkü mesele yalnızca İran değil, Ortadoğu’nun tamamı ve hatta küresel güç dengeleriyle ilgili.
Nükleer Dosya’da Ne Var?
ABD açısından İran, uzun süredir “kontrol edilmesi gereken” bir aktör. Tahran yönetiminin nükleer faaliyetleri Washington’da her zaman bir tehdit olarak görüldü. Resmî söylem hep aynı. İran nükleer silaha sahip olmamalı. Bu söylemin arkasında yalnızca güvenlik kaygısı yok. İsrail’in güvenliği, Körfez’deki müttefiklerin korunması ve ABD’nin bölgede kurduğu düzenin devamı da bu dosyanın önemli parçaları. İran nükleer kapasiteye yaklaştıkça, ABD’nin elindeki baskı araçları zayıflıyor. İşte bu yüzden askeri seçenek sürekli masada tutuluyor.
Bölgesel Güç Mücadelesi
İran bugün yalnızca kendi sınırları içinde bir ülke değil. Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da, Yemen’de etkisi olan bir aktör. Vekil güçler üzerinden kurulan bu etki alanı, ABD için ciddi bir sorun. Kızıldeniz’de, Basra Körfezi’nde, enerji yollarında yaşanan her gerilimde İran’ın adı geçiyor. Washington, bu yayılmanın durdurulması gerektiğini düşünüyor. Askeri hazırlıklar da biraz bu mesajı vermek için yapılıyor: “Sınırlarını aşma.”
Bir diğer önemli neden iç politika. Hem ABD’de hem İran’da. ABD yönetimleri zaman zaman dış tehditleri iç kamuoyunu konsolide etmek için kullanır. Sert bir dış politika, güçlü lider imajı yaratır. İran cephesinde ise ekonomik kriz, yaptırımlar ve halk protestoları var. Dış tehdit, İran yönetimi için de içeride safları sıklaştırmanın bir yolu. Yani gerilim, iki taraf için de iç siyasette işe yarayan bir araç hâline geliyor.
Diplomasi meselesi ise neredeyse kilitlenmiş durumda. Taraflar masaya oturmaktan söz ediyor ama kimse ilk adımı atmak istemiyor. ABD yaptırımları kaldırmadan İran geri adım atmıyor, İran geri adım atmadan ABD yaptırımları kaldırmıyor. Böyle olunca diplomasinin yerini askeri söylem dolduruyor. Silahlar konuşmaya başlayınca, akıl susuyor.
Peki, gerçekten bir saldırı olur mu?
Bu sorunun cevabı hâlâ belirsiz. ABD’nin amacı illa topyekûn bir savaş başlatmak olmayabilir. Bazen askeri hazırlıklar, karşı tarafı masaya zorlamak için yapılır. Ama tarihin bize öğrettiği bir şey var: Silahlar hazırlandığında, kazalar da ihtimaller de artar. Küçük bir kıvılcım, büyük bir yangına dönüşebilir.
Asıl tehlike de burada. İran’a atılacak bir adım sadece İran’ı vurmaz. Bölgeyi vurur, piyasaları vurur, enerji fiyatlarını vurur, göçü vurur. En sonunda da yine sıradan insanları vurur. Haritalar üzerinde yapılan hesapların bedelini, haritaların dışında yaşayanlar öder.
ABD neden saldırı hazırlığı yapıyor sorusunun cevabı güç, kontrol ve korku üçgeninde saklı. Gücü kaybetme korkusu, kontrolü yitirme endişesi ve rakibin güçlenmesinden duyulan rahatsızlık.
Ama şu soru hâlâ ortada duruyor: Bu kadar silah, bu kadar tehdit, bu kadar gerilim… Gerçekten güvenlik mi üretiyor, yoksa yeni güvensizlikler mi?
Tarih genellikle ikinci şıkkı işaret ediyor.


YORUMLAR