SEVGİ VURGUN

SEVGİ VURGUN

serdarunsal76@gmail.com

SOĞUK KIŞIN MASALSI SEVDASI

31 Ocak 2016 - 11:22 - Güncelleme: 31 Ocak 2016 - 11:23

SOĞUK KIŞIN MASALSI SEVDASI

Sevgi Vurgun

Sobanın üzerindeki demlenmeye meyilli çaydanlığın fokurtusu; bir kış masalı olup dolaşıyordu, rütubet kokusuna terkedilmiş odalarda. Kestaneler çizik duruyor öylece, sobanın yanıbaşında. Köy ekmeği, otlu peynir hasretiyle dürüm yaptı tandır yanığı sevdasını. Dikişleri açılmış ayakkabısından sızan ıslaklığa aldırmayan bir çocuk coşkusu yaşanır yüreklerde. Karlı dağlar, meftunuydu bacalardan sızan dumanın. Evlerdeki sıcak mutluluğun habercisiydi adeta.Soba üstündeki fokurdayan çaydanlık; almıştır kucağına çaya sevdalanmış demliğini. Kestaneleri çeviren nasırlı ellerin sevdalısı, başlamıştır anlatmaya efsaneleşen kış masalını. Torun torba; dikkat kesilmiştir yüzünde yılların derin izlerini taşıyan yorgun si'maya... "Zamanların birinde, geyiğe sevdalanmış bir avcı vardı. Okunu doğrultup vurmaya hazırlanırken, yüreğine bir el dokunmuştu. Merhamet hissiyle karışık bir sevda, yakmıştı oracıkta üşümekte olan yüreğini. Ürkekliği, ayaklarına inme olarak kaldı geyiğin. Ve koşamadı ormanın derinliklerine. Zamanın donduğu soğuklukta bir mevsimdi. Avcı; kilitlenmiş bakışlarını ayırmadan, efsunlanmış gibi yürüyordu geyiğe doğru. İlk defa görür gibiydi gözlerini, boynuzlarını, sırtındaki tüylerini"... Çileli yüzünde, anıların ağırlığı yoğunlaştı ve doldu göz çukurlarına. Yaşlar, sakallarının arasından yüzünü okşayarak sıcak sıcak akıyordu. Meraklı yüzlerdeki anlam; endişeye dönerken, çocukça bir fısıldaşma dolaşıyordu odanın duvarlarında. Çatık kaşlı yüzün ızdırabı gözlerinden aktığında; Sevdalısı, bir çay doldurmuştu. Çayın yoğun demine sakladığı ızdırabını; kıtlama yapıp içiyordu Yaşlı Yürek. Masalını, bir iki yudum çayla ıslatarak.Odanın içindeki endişeli bakışlar çarpışıyordu, birbirlerinin yüzlerinde bir cevap arar gibi. Silkelendi sonra Yaşlı masalcı. Sıkışan yüreğini; anıların mengenesinden kurtarıp çıktı dışarı. Beyaz soğuğa meydan okurcasına, üzerinde incecik bir gömlekle. Sevdalısı arkasından bakıyordu, dudak bükümüne gizlediği buruklukla. Nev-i şahsına mün'hasır acısı vardı sır yapıp sakladığı. Kırgınlığı kendisine kalmıştı yıllarca. Karşı dağlardaki sisli anıları canlandı; gözleri büyüdü, büyüdü. Kipriklerindeki nemi donduracak bir soğuk vardı, yaşlı ciğerlerine çektiği. Sızlayan dizlerine güvense hani, çıkacaktı elbet tek solukta anılarına mezar yaptığı dağlara. Nerden geldi bu masal aklına? Ecel mi dürtüyordu ömründen kalan üç beş vakti? Ölüm meleği böyle can almamalıydı yaşlı yüreğini acıtarak! Dönüp geriye baktığında, pencere önündeki Sevdalısı'nı gördü. Nasırlı ellerini göğsüne kavuşturup kendisine bakarken. Yorgun ve ıslak bir gülümseyişle, girdi tahta kapıdan içeri.Soba deli gibi bir kızıllıkla yanıyordu; fokurdayan çaydanlık, kucağına aldığı demliğe sevdasını haykırıyordu adeta. Kestaneler pişmiş, bekliyordu iştahlı minik ellerin önünde. Yani herşey yerli yerindeydi. Bir çay daha doldurdu koca bir ömrü yüreğine hapsettiği Sevdalısı; kıtlama tadında bir tebessümle. Masal, yarım kalmıştı; yarım bırakılan çayın bardaktaki yalnızlığı gibi soğuyordu anıları. Sonra; kimse sormadı "Geyiğe sevdalanmış Avcı'ya ne oldu?" diye. Yıllarca sönmeyen bir öfkeydi; geyiğin sol böğrüne atılan ok ! Başka bir avcı, delip geçmişti ömrünü. Anılarını çaya kıtlama yapıp içerken, yanındakilerden habersiz akıtıyordu içine acısını Yaşlı Masalcı. Ve Sevdalısı, bir çay daha dolduruyordu.... Saklandığım yerlerde kış masalları anlatılır. Havaya karışan nefesimin buğusu; melal içinde kıvrandıkça, ezberletilmiş bir üşüme ile vücudumun dağları titrer, aksi sedasında yalnızlığımın. Ve soğuk mevsime inat içimi ısıtacak kahramanlar yaratırım.Gecenin hüzne boğulduğu vakitler de masalları başlar kahramanlarımın.