Spiritüel Yaşam Uzmanı Gülden Üner: Mutluluk için ''BEN'de Kal
Spiritüel Yaşam Uzmanı Gülden Üner: Mutluluk için ‘‘BEN’de Kal Kendisine yabancılaşan ve özdeki ‘‘BEN’den uzaklaşan insanın kendine oluşturduğu ‘vitrin benlik’ yüzünden mutluluğu kaçırdığını ve hep arayış içinde olduğunu söyleyen Gülden Üner, ‘‘BEN’den uzaklaştıkça mutluluk da bizden uzaklaşıyor. Mutlu olmak Hayatta o kadar çok travma ve dram var ki, mutlu olmayı unuttuk. Öyle ki Birleşmiş Milletler, dünya üzerindeki insanların mutluluğu hatırlamaları ve kutlamaları için 2012 yılınd
12 Nisan 2015 - 07:44
Spiritüel Yaşam Uzmanı Gülden Üner:
Mutluluk için ‘‘BEN’de Kal
Kendisine yabancılaşan ve özdeki ‘‘BEN’den uzaklaşan insanın kendine oluşturduğu
‘vitrin benlik’ yüzünden mutluluğu kaçırdığını ve hep arayış içinde olduğunu söyleyen
Gülden Üner, ‘‘BEN’den uzaklaştıkça mutluluk da bizden uzaklaşıyor. Mutlu olmak
Hayatta o kadar çok travma ve dram var ki, mutlu olmayı unuttuk. Öyle ki Birleşmiş Milletler, dünya üzerindeki
insanların mutluluğu hatırlamaları ve kutlamaları için 2012 yılında 20 Mart’ı “Dünya Mutluluk Günü” ilan etti.
Spiritüel Yaşam Uzmanı Gülden Üner, kendisine yabancılaşan ve özdeki ‘BEN’den uzaklaşan insanın kendine
oluşturduğu ‘vitrin benlik’ yüzünden gerçek mutluluğu kaçırdığını ve arayış içinde olduğunu söylüyor.
“BEN’den uzaklaştıkça mutluluk da bizden uzaklaşıyor. Mutlu olmak istiyorsan ‘BEN’de kal” diyen Gülden
Üner’e göre gerçek mutluluğu bulmanın yolu; özdeki ‘BEN’i bulmak. Hepimizin arayışının özdeki BEN
olduğunu söyleyen Gülden Üner, “Ta ki gidecek hiç bir yeri kalmayıncaya kadar bu arayış devam ediyor.
Çünkü gidecek hiçbir yer kalmadığında en doğru yere, ‘kendine’ gitmeye başlıyor insan. O andan itibaren de
huzur ve mutluluğa kavuşuyor” diyor.
HERŞEY VİTRİN BENLİK İÇİN
Gülden Üner, vitrin benliğin gerçek ‘BEN’in önüne geçerek bizi mutlu olmaktan nasıl uzaklaştırdığını şöyle
“Yaşam içerisinde bazı koşullandırmalarla yaşamamız gerektiği öğretildi. Günlük yaşamın akışına baktığımızda
zorunluluklarla örülü bir sistemin içinde çırpınıp duruyoruz. Her şey önceden planlanmış bir şekilde hareket
ediyoruz. Okul, iş, sosyal yaşam, aile yaşamı, arkadaşlar, hobiler, sağlığımız, kişisel-manevi gelişim, maddi
durumumuz, evliliğimiz, çocuk sahibi olmamız, kariyerimiz… Ve tüm bunlar mutluluğa giden yollarmış gibi…
Örneğin başarılı olursan mutlu olursun, şunu elde edersen mutlu olursun, buna sahip olursan mutlu olursun,
evlenirsen mutlu olursun, çocuk sahibi olursan mutlu olursun, kariyer yaparsan mutlu olursun. Hep bir koşula
bağlandı mutluluk. Zannediyoruz ki biz bunları yaptığımız zaman mutlu ve tatmin hissedeceğiz. İnsanların
birçoğu bunu yapıyor. Başarılı diye tanımladıkları her durumda geriye dönüp baktığında, o hissi yakalayamamış
olduğunu görüyor. İçinde yaşadığımız bu sistem, bize madde boyutunda birçok şey kazandırırken, manen
kendimizden uzaklaştırıyor. Özdeki benliğimize yabancılaşıyoruz ve ‘vitrin benlik’le hayatımıza devam
ediyoruz. ‘Vitrin benlik’in bir çok maskesi var. Durum, koşullar ve karşımızdaki kişilere göre uygun olan
maskelerimizi kullanıyoruz. O kadar çok maskelerimiz oluyor ki, bir süre sonra asıl ‘BEN’i unutuyoruz. Tüm
çabamızı vitrine çıkardığımız ‘BEN’i ayakta tutacak maddi donanımlar için harcıyoruz. Kimimiz kendimizi
alışverişe veriyoruz, kimimiz yemeğe, kimimiz çalışmaya… Diğer taraftan bizim dışımızda pek çok negatif olay
oluyor. Savaşlar, kavgalar, açlık, ölüm, insana, hayvana ve doğaya uygulanan şiddet. Tüm bunlar bizi mutsuz
EN BÜYÜK ENGEL ZİHİNSEL SINIRLARIMIZ
İnsanlarda genel olarak yaşam kaygısı, gelecek endişesi ve içsel bir tatminsizlik olduğunu gözlemlediğini
söyleyen Gülden Üner’e göre; bu da yaşamın içinde ne yaparsa yapsın, nereye giderse gitsin, kiminle nasıl olursa
olsun kendini iyi hissedemediğini gösteriyor. Gülden Üner, “temelde insanın kaçırdığı şu; aradığı şeyi sürekli
dışarıda bir yerlerde arıyor olması. Yani neyi aradığını bile bilmiyor çoğunlukla insan. Bu yüzden en temelde
kaybetme korkusuna kapılıyor. Sanki bir şeye sahipmiş gibi. O kaybetme korkusu temelde bir kaygı yaratıyor ve
her şeyi kaybetmekten korkar hale geliyor” diyor.
Peki tüm bunlara rağmen mutluluk nasıl mümkün olabilir? Üner bu soruyu şöyle cevaplıyor:
istiyorsan ‘‘BEN’de kal” diyor.
“İnsanın bir aşkınlık boyutu var. İnsan aşkınlık yani üst bilinç boyutunu keşfetmediği ve tam olarak Hz. İnsan
diyebileceğimiz potansiyelini yaşayamadığı sürece o huzuru, o mutluluğu elde edemiyor. Bunun için o ruhu
keşfetmek, ruh-beden-zihin dengesini yaşama yerleştirmek çok önemli hale geliyor. Zihnin esaretinden
kurtulmuş ve özbenliğiyle hareket eden insan hayatı doya doya mutlu yaşar. Kişi nefsini bildiğinde, özünü
keşfetmiş oluyor ve özündekilerle buluşuyor. Özgüven, özsevgi, özsaygı ve özdeğerle buluşan insan, egoyu biraz
aşmış, onun ötesindeki beni keşfetmiş oluyor. Mutluluğun önündeki en büyük engel zihinsel sınırlarımız… Öz
benliğimizden uzaklaştığımız anda zihnin esiri oluyoruz. Daha agresif ve tepkisel davranışlar gösteririz. Zihin
bizi daima dışarıya odaklama, andan ve ‘BEN’den uzaklaştırma eğilimindedir. Kendini zihnin olumsuzluğuna
hapseden kişi, sevmeyi bilemediği gibi verilen sevgiyi de alamayacak haldedir. İlişkilerinde çoğunlukla hayal
kırıklığı yaşar ve sonuçta mutsuz olur.”
KAYNAĞI ‘BEN’DE OLANI BAŞKASI VEREMEZ
Sevginin yaşamın bir armağanı ve mutluluğumuzun kaynağı olduğunu belirten Üner, görüşlerini şöyle dile
“Sevildiğini bilmek çok önemli bir şey. Yaşamın kaynağı olan aşkı idrak edebilmek ve bunu sevgi boyutunda
yaşayabilmek için kendinin farkında olmak, kendini bilmek, kendini sevmek çok önemlidir. Biz sevgiyi hep
dışarıda arıyoruz. Annemiz, babamız, eşimiz, sevgilimiz, arkadaşımıza kadar herkesin bizi sevmesini istiyoruz.
Kaynağı sende olan bir şeyi başkası veremez. Ancak kendini tanıyan, kendi kişilik yapısının ötesindeki “öz ile
bir olmuş” insan içten bir sevgiden bahsedebilir. İnsanın iç dünyasında ne varsa dışa da yansıyan odur. Bu sefer
sevgiyi veren oluyor, verdikçe de almaya başlıyor. Neyi verirseniz onu alırsınız. Bu nedenle kişinin kendisiyle
ilgili ne düşündüğü, kendisini ne kadar tanıdığı yaşamın her alanıyla kuracağı ilişkiyi belirler” görüşünü dile
1977 İstanbul doğumlu olan Gülden Üner, kişisel gelişim alanında Türkiye’deki lider kurum ve kişilerden psikoloji, psikoterapi, NLP,
Quantum, hipnoz, Bireysel ve Kurumsal Koçluk eğitimleri aldı. 2011 – 2012 Kadir Has Üniversitesi’nde ‘Koçluk Okulu’ kapsamında
Eğitmen / Koç Sertifika Programı hazırladı. Seanslarını, tasavvuf öğretisi ve maneviyat psikolojisinin birleşimi ile beden – zihin – nefs – ruh
bütünlüğü üzerine yapılandırmakta ve Kuantum psikoloji eğitimi, kişisel – ruhsal gelişim ağırlıklı eğitimler vermektedir.
İlişkilerin dengesi ve ilişki koçluğu, duygusal denge ile mutsuzluğun üstesinden gelme, yoğun stres ve panik durumları yönetebilme,
özgüven/ özdeğer / özsaygı ve özsevgiyi yükseltme ve hissedebilme, ideal kiloya ulaşabilmek için zihni hazırlama, kendini tanıma ve
manevi gelişim, pozitif düşünce sistemini yaşama geçirme üzerine çalışmaktadır.
Bilgi için:
PRoaktif İletişim – 0 212 343 61 53 (PBX))
İrem Özdemir / iozdemir@proaktifiletisim.com
Mutluluk için ‘‘BEN’de Kal
Kendisine yabancılaşan ve özdeki ‘‘BEN’den uzaklaşan insanın kendine oluşturduğu
‘vitrin benlik’ yüzünden mutluluğu kaçırdığını ve hep arayış içinde olduğunu söyleyen
Gülden Üner, ‘‘BEN’den uzaklaştıkça mutluluk da bizden uzaklaşıyor. Mutlu olmak
Hayatta o kadar çok travma ve dram var ki, mutlu olmayı unuttuk. Öyle ki Birleşmiş Milletler, dünya üzerindeki
insanların mutluluğu hatırlamaları ve kutlamaları için 2012 yılında 20 Mart’ı “Dünya Mutluluk Günü” ilan etti.
Spiritüel Yaşam Uzmanı Gülden Üner, kendisine yabancılaşan ve özdeki ‘BEN’den uzaklaşan insanın kendine
oluşturduğu ‘vitrin benlik’ yüzünden gerçek mutluluğu kaçırdığını ve arayış içinde olduğunu söylüyor.
“BEN’den uzaklaştıkça mutluluk da bizden uzaklaşıyor. Mutlu olmak istiyorsan ‘BEN’de kal” diyen Gülden
Üner’e göre gerçek mutluluğu bulmanın yolu; özdeki ‘BEN’i bulmak. Hepimizin arayışının özdeki BEN
olduğunu söyleyen Gülden Üner, “Ta ki gidecek hiç bir yeri kalmayıncaya kadar bu arayış devam ediyor.
Çünkü gidecek hiçbir yer kalmadığında en doğru yere, ‘kendine’ gitmeye başlıyor insan. O andan itibaren de
huzur ve mutluluğa kavuşuyor” diyor.
HERŞEY VİTRİN BENLİK İÇİN
Gülden Üner, vitrin benliğin gerçek ‘BEN’in önüne geçerek bizi mutlu olmaktan nasıl uzaklaştırdığını şöyle
“Yaşam içerisinde bazı koşullandırmalarla yaşamamız gerektiği öğretildi. Günlük yaşamın akışına baktığımızda
zorunluluklarla örülü bir sistemin içinde çırpınıp duruyoruz. Her şey önceden planlanmış bir şekilde hareket
ediyoruz. Okul, iş, sosyal yaşam, aile yaşamı, arkadaşlar, hobiler, sağlığımız, kişisel-manevi gelişim, maddi
durumumuz, evliliğimiz, çocuk sahibi olmamız, kariyerimiz… Ve tüm bunlar mutluluğa giden yollarmış gibi…
Örneğin başarılı olursan mutlu olursun, şunu elde edersen mutlu olursun, buna sahip olursan mutlu olursun,
evlenirsen mutlu olursun, çocuk sahibi olursan mutlu olursun, kariyer yaparsan mutlu olursun. Hep bir koşula
bağlandı mutluluk. Zannediyoruz ki biz bunları yaptığımız zaman mutlu ve tatmin hissedeceğiz. İnsanların
birçoğu bunu yapıyor. Başarılı diye tanımladıkları her durumda geriye dönüp baktığında, o hissi yakalayamamış
olduğunu görüyor. İçinde yaşadığımız bu sistem, bize madde boyutunda birçok şey kazandırırken, manen
kendimizden uzaklaştırıyor. Özdeki benliğimize yabancılaşıyoruz ve ‘vitrin benlik’le hayatımıza devam
ediyoruz. ‘Vitrin benlik’in bir çok maskesi var. Durum, koşullar ve karşımızdaki kişilere göre uygun olan
maskelerimizi kullanıyoruz. O kadar çok maskelerimiz oluyor ki, bir süre sonra asıl ‘BEN’i unutuyoruz. Tüm
çabamızı vitrine çıkardığımız ‘BEN’i ayakta tutacak maddi donanımlar için harcıyoruz. Kimimiz kendimizi
alışverişe veriyoruz, kimimiz yemeğe, kimimiz çalışmaya… Diğer taraftan bizim dışımızda pek çok negatif olay
oluyor. Savaşlar, kavgalar, açlık, ölüm, insana, hayvana ve doğaya uygulanan şiddet. Tüm bunlar bizi mutsuz
EN BÜYÜK ENGEL ZİHİNSEL SINIRLARIMIZ
İnsanlarda genel olarak yaşam kaygısı, gelecek endişesi ve içsel bir tatminsizlik olduğunu gözlemlediğini
söyleyen Gülden Üner’e göre; bu da yaşamın içinde ne yaparsa yapsın, nereye giderse gitsin, kiminle nasıl olursa
olsun kendini iyi hissedemediğini gösteriyor. Gülden Üner, “temelde insanın kaçırdığı şu; aradığı şeyi sürekli
dışarıda bir yerlerde arıyor olması. Yani neyi aradığını bile bilmiyor çoğunlukla insan. Bu yüzden en temelde
kaybetme korkusuna kapılıyor. Sanki bir şeye sahipmiş gibi. O kaybetme korkusu temelde bir kaygı yaratıyor ve
her şeyi kaybetmekten korkar hale geliyor” diyor.
Peki tüm bunlara rağmen mutluluk nasıl mümkün olabilir? Üner bu soruyu şöyle cevaplıyor:
istiyorsan ‘‘BEN’de kal” diyor.
“İnsanın bir aşkınlık boyutu var. İnsan aşkınlık yani üst bilinç boyutunu keşfetmediği ve tam olarak Hz. İnsan
diyebileceğimiz potansiyelini yaşayamadığı sürece o huzuru, o mutluluğu elde edemiyor. Bunun için o ruhu
keşfetmek, ruh-beden-zihin dengesini yaşama yerleştirmek çok önemli hale geliyor. Zihnin esaretinden
kurtulmuş ve özbenliğiyle hareket eden insan hayatı doya doya mutlu yaşar. Kişi nefsini bildiğinde, özünü
keşfetmiş oluyor ve özündekilerle buluşuyor. Özgüven, özsevgi, özsaygı ve özdeğerle buluşan insan, egoyu biraz
aşmış, onun ötesindeki beni keşfetmiş oluyor. Mutluluğun önündeki en büyük engel zihinsel sınırlarımız… Öz
benliğimizden uzaklaştığımız anda zihnin esiri oluyoruz. Daha agresif ve tepkisel davranışlar gösteririz. Zihin
bizi daima dışarıya odaklama, andan ve ‘BEN’den uzaklaştırma eğilimindedir. Kendini zihnin olumsuzluğuna
hapseden kişi, sevmeyi bilemediği gibi verilen sevgiyi de alamayacak haldedir. İlişkilerinde çoğunlukla hayal
kırıklığı yaşar ve sonuçta mutsuz olur.”
KAYNAĞI ‘BEN’DE OLANI BAŞKASI VEREMEZ
Sevginin yaşamın bir armağanı ve mutluluğumuzun kaynağı olduğunu belirten Üner, görüşlerini şöyle dile
“Sevildiğini bilmek çok önemli bir şey. Yaşamın kaynağı olan aşkı idrak edebilmek ve bunu sevgi boyutunda
yaşayabilmek için kendinin farkında olmak, kendini bilmek, kendini sevmek çok önemlidir. Biz sevgiyi hep
dışarıda arıyoruz. Annemiz, babamız, eşimiz, sevgilimiz, arkadaşımıza kadar herkesin bizi sevmesini istiyoruz.
Kaynağı sende olan bir şeyi başkası veremez. Ancak kendini tanıyan, kendi kişilik yapısının ötesindeki “öz ile
bir olmuş” insan içten bir sevgiden bahsedebilir. İnsanın iç dünyasında ne varsa dışa da yansıyan odur. Bu sefer
sevgiyi veren oluyor, verdikçe de almaya başlıyor. Neyi verirseniz onu alırsınız. Bu nedenle kişinin kendisiyle
ilgili ne düşündüğü, kendisini ne kadar tanıdığı yaşamın her alanıyla kuracağı ilişkiyi belirler” görüşünü dile
1977 İstanbul doğumlu olan Gülden Üner, kişisel gelişim alanında Türkiye’deki lider kurum ve kişilerden psikoloji, psikoterapi, NLP,
Quantum, hipnoz, Bireysel ve Kurumsal Koçluk eğitimleri aldı. 2011 – 2012 Kadir Has Üniversitesi’nde ‘Koçluk Okulu’ kapsamında
Eğitmen / Koç Sertifika Programı hazırladı. Seanslarını, tasavvuf öğretisi ve maneviyat psikolojisinin birleşimi ile beden – zihin – nefs – ruh
bütünlüğü üzerine yapılandırmakta ve Kuantum psikoloji eğitimi, kişisel – ruhsal gelişim ağırlıklı eğitimler vermektedir.
İlişkilerin dengesi ve ilişki koçluğu, duygusal denge ile mutsuzluğun üstesinden gelme, yoğun stres ve panik durumları yönetebilme,
özgüven/ özdeğer / özsaygı ve özsevgiyi yükseltme ve hissedebilme, ideal kiloya ulaşabilmek için zihni hazırlama, kendini tanıma ve
manevi gelişim, pozitif düşünce sistemini yaşama geçirme üzerine çalışmaktadır.
Bilgi için:
PRoaktif İletişim – 0 212 343 61 53 (PBX))
İrem Özdemir / iozdemir@proaktifiletisim.com







YORUMLAR