OĞUZGALA (GALA TEPE):

OĞUZGALA (GALA TEPE):
01 Kasım 2023 - 07:55 - Güncelleme: 01 Kasım 2023 - 14:38
OĞUZGALA (GALA TEPE):
Iğdır şehir merkezine 8 km uzaklıkta Ağrı Dağı&;nın
kuzey yamacında ova’ya hâkim bir tepe üzerinde yer almaktadır. Melekli ve
Karakoyunlu arasında büyühdüz (Büğdüz-Beydüz) mevkisinde bulunan bu kale yöre
halkınca İğdir gala ve Oğuzgala gibi çeşitli isimlerle anılmakta olup kalenin bulunduğu
tepe ise yöre halkınca Galatepe olarak adlandırılmaktadır. Milattan önce inşa edildiği
tahmin edilen bu kale oldukça geniş alanlara yayılmış ve Orta Demir Çağ (Urartu)
Karakoyunlular, Selçuklular ve Timurlar döneminde de kullanıldığı tahmin edilmektedir.
Kale surları üzerinde yapılan ölçümlerde kale etrafındaki surların 365 m uzunluğunda
olup kale taşları yontma bazalt taşlardan yapılmıştır, kalenin doğu ve batı kısmında iki
ana kapısı ve güneye bakan kısmında ise tünel şekline bir gizli kapısı bulunmaktadır.
Kaleyi oluşturan istinat duvarları 1840 yılında meydana gelen Ahura depremiyle büyük
hasar görmüş ilerleyen zamanlarda ise kalenin taşları bölge halkı tarafından taşınarak
ev ve ahır yapımlarında kullanılmıştır. Kültepe civarında bulunan köylerde bakkal ve
cami önlerinde bu kaleye ait birçok büyük kesme taşların oturma bankı olarak
kullanıldığını görmeniz mümkündür. (Ör. Melekli, Taşburun ve Karakoyunlu Cami
bahçeleri). Ayrıca 1960 lı yıllarında Iğdır’ın Koçkıran köyünde meydana gelen sel
taşkınında DSİ tarafından bu bölgeden toplanan bazalt kayalar ve kale taşları köy ile
Aras nehri arasında set yapımında kullanılmıştır.
Sit alanı olarak ilan edilen Gala tepe’nin bulunduğu tepeden (Ağrı dağına 300 mt
doğuya doğru) Büydüz (Beydüzü-Böyükdüz) tepesi üzerinde ise kale ile bağlantısı olan
bir kurgan yapı bulunmaktadır. Yakın zamana kadar üzerinde Oğuz boylarına ait
tamga resmi bulunan bu kurgan şeklindeki mezar defineciler tarafından tamamen
tahrip edilmiş durumda.  Yöre halkı bu mezarda yatan kişinin Kalenin hükümdarına ait
olduğunu iddia etmektedirler. Kalenin güney kısmında yer alan  Kasımtığ ve Örgütepe
üzerinde bulunan kale kalıntıları ve hemen aşağısında bulunan kaya mezarlarında bu
kaleyle bağlantısı olduğu düşünülmektedir. Şu ana kadar bu bölgede yapılan resmi
kazılarda elde edilen  boncuk, seramik çanak, çömlek, ok uçları ve süs eşyaları
günümüz Kars müzesinde sergilenmektedir.

 İlk olarak MÖ VIII. yüzyılda Milet'ten gelerek Sinop'ta yerleşip koloni kuran göçmenler tarafından yapıldığı düşünülmektedir.

yılları 1421-1451 Sunduğu Tev ârih - i Âl - i Selçuk adlı eserine göre İğdir Oğuz
Eli’nin Üçok lar boyunun sol kolunda yer alan Deniz Han’ın büyük oğludur (Sümer,
2006: 225).Ebulgazi’nin
(1603-1663) kaleme aldığıSecere-i Terakkime

adlı eserine göre iseamcası Gün Han’ın yönetimi altındaki devlet hiyerarşisinde Iğdır’ın
yeri belirtilmektedir (Ölmez, 1996: 246). Oğuz Han’ın kurduğu geniş İmparatorlukta
Iğdır Bey’in yönetimine bağlı grupların zamanla Anadolu'nun çeşitli yörelerine
yerleştikleri halen var olan yer adlarına göre söylenebilir . Buadı Kaşgarlı Mahmud
İgdir , Reşideddin iseYigdir biçiminde yazar

Etrafı dağlarla çevrili geniş bir düzlük içerisinde bulunan Iğdır, değişken topografik
yapısıyla sürprizi bol bir coğrafyaya sahip. Kuzeyde Ermenistan sınırlarındaki Elegez
Dağı (Alagöz, 4 bin 58 metre), güneyde ise Karasu-Aras sıradağları ile Büyük ve
Küçük Ağrı dağlarının çevrelediği bu geniş alan, farklı arazi yapısıyla dikkat çekiyor.
Kuzeyindeki Aras Nehri’nin hayat verdiği Iğdır Ovası’nda meyve bahçeleri ve tarım
alanlarının yeşilliği hâkimken, güneydeki yükseltiler bembeyaz karlı doruklarıyla ovayı
gölgelendiriyor. Dağlarla ovalık bölüm arasındaki alan ise derin vadiler, akarsular,
mevsimlik göletler, volkanik taşlaşmış lav akıntısı ve Kapadokya’yı anımsatan doğal
oluşumlarla farklı bir görüntü sergiliyor. Aralık ve Karakoyunlu ilçelerinin güneyinde
kalan Ağrı Dağı’nın etekleri, siyah rengin hâkim olduğu lav akıntısı ve taşlaşmış maden
cürufuyla bezeliyken, -----------Doğusunda Azerbaycan’a bağlı Nahçıvan Özerk
Cumhuriyeti, güneydoğusunda İran, güneyinde Ağrı, batı ve kuzeybatısında Kars,
kuzey ve kuzeydoğusunda Ermenistan ile komşu olan Iğdır, binlerce yıldır kervanların
geçtiği önemli bir ticaret güzergâhı üzerinde konumlanıyor. Türkiye sınırları içinde
kalan kesimi Sürmeli Çukuru, Ermenistan sınırlarında kalan bölümü ise Sahat Çukuru
olarak adlandırılan geniş düzlük; İncil’e göre Nuh tufanından sonra insanlığın yeniden
yerleşik hayata başladığı bölge. Doğu sınırlarımızın en ucunda yer alması, ülkemizde
“güneşin ilk doğduğu kent” unvanıyla anılmasını sağlıyor. İlin güney bölümünde doğu-
batı doğrultusunda kilometrelerce uzanan Karasu-Aras (Güney Aras) sıradağlarıyla
doğusunda yer alan Türkiye ve Avrupa’nın en yüksek zirvesi Büyük Ağrı (5 bin 137
metre) ve ülkemizin yedinci en yüksek doruğu olan Küçük Ağrı (3 bin 896 metre) en
önemli yükseltileri.
En Yüksek Zirveler Arasında
Ağrı Dağı Milli Parkı ilan edilen 88 bin 14 hektarlık alan, Ağrı ve Iğdır illerine yayılıyor.
Ağrı ili Doğubayazıt ilçesi ile Iğdır ili Aralık ve Karakoyunlu ilçelerinin sınırları içerisinde
yer alan milli parkın en önemli özelliği, Türkiye’nin en yüksek zirvesi olan 5 bin 137
metrelik Büyük Ağrı ile kardeşi Küçük Ağrı dağlarına ev sahipliği yapması. Park, Büyük
ve Küçük Ağrı dağları, Meteor Çukuru ve Nuh’un Gemisi bölgesi olmak üzere üç
bölümden oluşuyor.
Tarihsel Zenginliğin İzleri
Paleolitik ve Mezolitik devirlerden kalma izlere rastlanan bölgede, özellikle Sürmeli Çukuru insanlığın önemli yaşam alanlarından birini gözler önüne seriyor.
Iğdır’ın yer aldığı Ağrı ile Elegez Dağları arasındaki düzlük tarih boyunca Hurri, Urartu, Kimmer, Saka, Pers, Helen, Arsaklı, Roma, Ermeni, Sasani, Oğuz,
İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safevi, Selçuklu, Osmanlı ve Rus egemenliklerine sahne oldu. Bu tarihsel zenginliğin izleri kentin birçok bölgesinde
gözlemlenebilir. Tarihi sit alanları olarak Melekli Kültepe ve Gaziler Küllütepe höyüklerini, Asma ve Kamışlı kaya yerleşimlerini sayabiliriz. 

İgdir boyu, Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuzların 24 boyundan biri ve Kaşgarlı Mahmud'a göre Divân-ı Lügati't-
Türk'teki yirmi iki Oğuz bölüğünden ondördüncüsü; "İgdir"lerdir. Belgeleri şudur : Igdir.svg[1] diye tanımladığı bir
Oğuz boyudur. Yazıcızāde ʿÂlì'nin, Tevārih-i Āl-i Selçuḳ adındaki eserinde “Yani eylük ve ululuk ve bahadırluk”
anlamındadır ve ongunları Çakır’dır[2][3].

İğdir ya da Iğdır 12 kolu bulunan Üçoklar'ın bir koludur. Anadolu'nun çeşitli yörelerindeki bu isme sahip olan köyler
boyun varlığını temsil etmektedir. Ayrica Turkmenistanin Dashoguz eyaletindede Igdir koyu vardir. Kastamonu Araç
ilçesine bağlı İğdir beldesi, Malatya Hekimhan ilçesine bağlı İğdir köyü, Tokat Zile İlçesine bağlı İğdir Köyü ve
Ankara Kızılcahamam ilçesine bağlı İğdir Köyü bu boy tarafından kurulmuştur.Bu boy Bayburt ili merkez civarında
ve Iğdır ilinde yoğun bir şekilde yerleşim göstermişlerdir. Iğdır ' ın ismi ise İğdir boyundan gelmektedir. Coğrafya
olarak birbirinden uzak yerleşim yerlerinin Iğdır ismini taşımasının sebebini tarihçiler Büyük Selçuklu Devleti'nin
parçalayarak iskan ettirme politikasına bağlarlar

Göktürk ve Uygur devletlerinin önemli bir unsuru olan Oğuzlar, X. asrın ilk yarısında Sır-Derya (Seyhun) boyları ile
onun kuzeyindeki bozkırlarda yaşamaktaydılar. Yaşanılan hayat tarzı ise daha ziyade göçebe idi. Göçebe hayat
yaşayanların yegâne ekonomik faaliyeti hayvancılıktı. Bu bakımdan bunların hayvanlarını otlatacakları geniş yaylak
ve kışı geçirecekleri kışlak mahallerine ihtiyaçları vardı. Bunun yanında Oğuzlara mensup olanlar arasında yerleşik
olanlar da vardı. O dönemlerde yerleşik hayat yaşayanlara, tembel manasında “yatuk” denmesi [2] , göçebe hayatın
cazibesini gösterse gerektir.
Diğer bir ifade ile “Oğuz”, siyasî ve sosyal teşkilâtlanmanın da bir ifadesi idi. Erken dönemlerden itibaren muhtelif
sayıdaki boylardan meydana gelen Oğuzlar, siyasî ve sosyal teşkilâtlanmanın en klâsik dönemlerinde iki ana kısma
ayrılmaktaydılar: Üç-Ok ve Boz-Ok. Bu iki ana kısım ise müsâvî olarak kendisine mensup boylardan meydana
gelmekte idi. Bu boylar Kayı, Bayat, Alka-Evli/Alka-Bölük, Kara-Evli/Kara-Bölük, Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı,
Avşar, Kızık, Beğdili, Karkın, Bayındır, Peçenek, Çavundur/Çavuldur, Çepni, Salur, Eymir, Alayuntlu, Yüreğir, İğdir,
Büğdüz, Yıva ve Kınık adlarını taşımaktaydı. [4]  Oğuzlar, böyle bir teşkilâtlanma içinde başlarında yabguların
bulunduğu bir devlete sahiptiler. Bu devletin başkenti, kışlak bölgesindeki Yenikent idi. [5]  Devletin karşılığı olarak
ise o dönemde daha çok “il” veya “el” adı kullanılmaktaydı.
X. yüzyıl ortalarından sonra Oğuzların önemli bir kısmının yurtlarından göç etme sürecine girdikleri
görülüyor.
Bu göç edenlerden bir grup, Karadeniz’in kuzeyinden batıya doğru muhaceret etti. Bunlar tarihî kaynaklarda
“Uz” adıyla geçmektedir. [6]  Diğer önemli bir grup ise güneyde Oğuzların bir uç şehri durumunda olan Cend’e
gelmişti. Bu bölgeye gelen Oğuzların liderliğini ise Kınık boyuna mensup bulunan ve Oğuz Yabgu Devleti’nde
sübaşı (ordu kumandanı) olan Selçuk Bey yapmaktaydı. Oğuzların Cend’e gelmesi, yeni bir dönemin başlangıcı
oldu. Oğuzlar burada İslâmiyeti bir din olarak kabul ettiler. İslamiyet’i kabul eden bu Oğuzlara, İslâmiyet’e girmeden
önce muhtelif Türk kavimleri arasında siyasî bir tabir olarak kullanıldığı anlaşılan “Türkmen” denilmeye başlandı. [7]
Oğuzeli – Türkistan. Tanrı dağlarından kaynayıp Aral gölüne dökülen Seyhun Nehri
(Siriderya) boyu.  Türkiye, Kıbrıs, Balkan, Azerbaycan Türklerinin,  Gagavuzların,  
Stavropol, Suriye, Irak ve Türkmenistan Türkmenlerinin baba ocağı, ata yurdu.
Oğuzların sözlük karşılığının “Oklar” dan geldiği sanılıyor. Oymak anlamına gelen “Ok” ile
Türkçede artık kullanılmayan “z” çoğul eki birleşimi “Okz”, okunuşu Okuz. Yani Oklar,
Oğuz boyları, Oğuzlar, hepsi aynı anlama geliyor

Oğuz Han’ın 6 oğlu ve 24 torunun adları ve anlamları

 Oğlu Kün Han, Torunları: Kayı (muhkem – sağlamlaştırılmış), Bayat (devletli –
mutluluk ve refah içinde olan), Alka evli (muvafık – uygun), Kara evli (her nerede
oturursa çadırda oturan)
 Oğlu Ay Han, torunları: Yazır (illerin ağabeyi), Yapar (neye değerse onu
yakan), Dodurga (yurt almasını ve saklamasını bilen), Döger (yuvarlak çevrelenmiş)
 Oğlu Yıldız Han, torunları: Afşar (işini çabuk yapanlar) , Kızık (kuvvetli ve
akıllı), Begdili (sözü hürmetli), Karkın (yemekli)
 Oğlu Kök Han,
torunları Bayındır, Becene (yapıcı), Çavuldur (namuslu), Çepni (bahadır)
 Oğlu Dağ Han, torunları: Salur (kılıçlı), Eymür (zenginler), Ala yuntlu (ala
atlılar), Üregir (iyi iş yapan)
 Oğlu Deniz Han: torunları: İgdir (büyük), Bügdüz (hizmetkar), Yiva (mertebesi
yüksek), Kınık (aziz)
Kaynak: Şecere-i Türk (Türklerin Soy Kütüğü) Ebul Gazi Bahadır Han.

Orhun yazıtlarında adı geçen 9 boydan oluşan Oğuzlar ile Seyhun boylarında 200 yüzyıl
sonra ortaya çıkan Oğuzlar arasındaki ilişki Otrar kazılarında ortaya çıkmaya başlıyor.
Orhun yazıtlarına göre 9, Kaşgarlı Mahmut’a göre 22 olan Oğuz boylarının sayısı
Maveraünnehir’e ulaştıklarında 24 e çıkmış. Oğuzlar önce Bozoklar ve Uçoklar olmak
üzere iki kola ayrılır. Her kol da 12 boya ayrılır.
Kazakistan’ın Baykonur uzay üssü ve  bölgedeki Oğuz yerleşimlerinden geriye kalanların
sergilendiği küçük bir müze Kızılorda’da. Müzede sergilenenler arasında kab-kacak,
buğday öğütme taşları, su testileri gibi birkaç parça eşya. Yengikent ve Cend’den hiçbir şey
yok.
--------
Dedem Korkut ve Orta Asya’da Korkut Ata olarak da bilinir. Çok uzun yıllar yaşadığı, bilge
ve hikmet sahibi olduğu anlatılır. Azerbaycan Türkleri arasındaki yaygın bir inanışa göre,
dünyadaki her şeyin adını Dedem Korkut koymuştur. Yiğitlere de adlarını veren Korkut
Ata’nın bu özelliği onda, kökeni söze dayanan anlamlandırma ve âleminin yaratıcısının bir
yansıması olma niteliklerini bir araya getirir. Onun her şeyi bilmesi, gelecekten türlü
çeşitli haberler vermesi ve ayrıca tören koruyucusu olması en önemli özelliklerindendir.

Oğuzlar islam dinini çok zor ve diğer Türk kavimlerinden daha geç benimsemişler.

Oğuzların Anadolu’ya gelişleri
Selçuk bey tarafından temelleri atılmış olan Büyük Selçuklu Devleti devleti Selçuk beyin
yeğenleri Tuğrul (1038-1063) ve Çağrı beyler tarafından kuruldu.  1048 yılında İbrahim
Yınal (Tuğrul ve Çağrı Beyler’in anne bir kardeşi) yurt arayan büyük bir Türkmen kitlesini
Anadolu Cihadına gönderdi. Oğuzlar Erzurum, Trabzon, Orta Anadolu’ya kadar yayıldılar.

1059’da Sivas ve Malatya ele geçirildi. 1064 yılında Çağrı beyin oğlu Alparslan’ın Kafkasya
ve Doğu Anadolu seferi ile  Azerbaycan tamamen Selçuklular’ın eline geçti ve Büyük
Selçuklu Devleti’nin eyaleti oldu, Kars fethedildi. 

Anadolu’ Ya Yerleşmiş Olan 24 Oğuz Boyu
Boz-oklar
Gün-Han Oğulları
1- Kayı
2- Bayat
3- Alkaravlı
4- Kara-ivli
Ay_han Oğulları
5- Yazır
6- Döger
7- Dodurga
8- Yaparlı
Yıldız-Han Oğulları
9- Avşar
10- Kızık
11- Beg-Dili
12- Karkın
Üç-Oklar
Gök-Han Oğulları
13- Bayındır
14- Beçene
15- Çavuldur
16- Çebni
Dağ-Han Oğulları
17- Salur
18- Eymür
19- Ala-Yuntlı
20- Üregir

Deniz-Han Oğulları
21- Yiğdir
22- Bügdüz
23- Yıva
24- Kınık

21 – İĞDİR
İğdir (Iğdır)……………………………………… Ankara-Kızılcahamam-Pazar
Kumlucayazırı (İydiryazırı)……………  Antalya-Kumluca
Iğdır……………………………………………… Bolu-Düzce-Gümüşova
İğdir……………………………………………… Burdur-Yeşilova
İğdir……………………………………………… Bursa-Gürsu
İğdir (Iğdır)……………………………………… Çankırı-Kurşunlu
İğdir (Iğdır)……………………………………… Çankırı-Yapraklı
İğdir…………………………………………….. Denizli-Çivril
İğdir (Iğdır)……………………………………. Eskişehir-Sarıcakaya
İğdir……………………………………………. Gümüşhane-Bayburt-Naden
İğdir (Cerit )………………………………….. İçel-Merkez
Iğdır…………………………………………… Iğdır( il)
İğdir (Iğdır)…………………………………… Kars-Selim
Eski İğdir (Nefsiiğdir)……………………………… Kastamonu-Araç-İğdir
İğdir……………………………………………. Kastamonu-Araç
İğdirkışla………………………………………. Kastamonu-Araç
İğdir……………………………………………. Kastamonu-Küre
İğdir (Iğdır)…………………………………….. Malatya-Hekimhan
İğdir……………………………………………. Samsun-Bafra-Kolay
İğdir……………………………………………. Sivas-Zara-Beypınarı
İğdir……………………………………………. Tokat-Artova
İğdir……………………………………………. Tokat-Zile
Başiğdir………………………………………… Zonguldak-Ereğli (Eflani)

Son büyük Türkmen göçü
Diğer taraftan adları Türkmen olarak kabul edilen Hazar ötesi Oğuz Türklerinin göçleri
sona ermemişti.  Bir kısmı 1200 den itibaren Moğol istilası yüzünden Oğuzların yolunu
takip ederek Irak, Suriye ve Anadolu’ya yerleştiler.
Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında bu son Oğuz göçüyle gelenlerle Türkmen kimliği
tekrar ortaya çıktı. Aslında önce gelenler de sonra gelenler de hepsi Oğuz Türkleridir.
Aralarındaki fark İslam dünyası kaynaklı kimliklendirmeden ve yerleşik düzene geçince
aldıkları adlardan ileri gelmektedir

Hazar Batısı Türkmenleri
Oğuz kökenli Müslüman Türkmen kimliklilerin Hazar’ın Batısında toplu halde yaşadıkları
yerler günümüzde Irak, Suriye, Türkiye, Kuzey ve Güney Azerbaycan,
Kıbrıs ve Balkanlar.

Erhacı (Argancı, Arhaç) Köyü Kaleleri
Iğdır il merkezinin 7 km kadar güneydoğusunda, Iğdır Doğubayazıt karayolunun 2 km doğusunda iki
mahalleden oluşan Erhacı köyü yer almaktadır. Güneydeki Yukarı Erhacı köyünün hemen arkasında, Ağrı
Dağı’nın eteklerini kaplayan koyu renkli lav akıntılarından farklı, pembemsi renkli ve kalın taneli bir tüf
katmanı uzanmaktadır. Kızılcık Tepe (1104 m)diye anılan bu tepenin zirvesinden kuzey ve kuzeybatıya doğru
uzanan sırtlarüzerinde birer kale kalıntısı vardır(Res. 5).Bu kalelerden biri yöre halkının Kız Kalesi
dediği kayalık bir tepenin (911 m) zirvesindedir (Erdem ve Sürmeli, 2009: 95). Surlar doğal yapıya uygun
olarak uzanmaktadır. Batı yamaçta görülen yapı kalıntıları kale girişininburada olduğu izlenimi vermektedir.
Güneyde, kale tepesini arkadaki kayalıkkütleye bağlayan boyun üzerinde eski bir mezarlık yer alır. Çok
sayıda defineci çukuru arasında görülen Haçkar işlemeli kırık bir mezar taşı Hıristiyanlara ait
bir iz olarak karşımıza çıkar. Kızılcık Tepe’den kuzeybatıya uzanan sırtın dibinde Yukarı Erhacı yeralır.
Bu köyün güneyindeki tepenin (908 m) üzerinde, Kız Kalesi’ne göre daha büyük bir alanı kaplayan Oğlan
Kalesi bulunmaktadır (a.g.e., 94). Yer yer ana kayanın işlenmiş olduğu görülen bu alandaki temel kalıntıları
arasında bol seramik parçası vardır. Bu seramik parçaları arasında parlak kırmızı Urartu seramiğinin de
bulunması ve kalenin çevreye hâkim konumdaki kayalık birtepe üzerinde kurulmuş olması burasının bir
Urartu kalesi olduğunu göstermektedir. Güneye doğru daha çok Ortaçağ’ın sırlı seramik parçaları yoğunlaşır.

Dolayısıyla 1404 yılında bölgeden geçen R. G. de Clavijo başkanlığındaki İspanyol heyetin uğradığı, yukarıda
sözü edilen kalenin Oğlan Kalesi olma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla 19. yüzyıldaki Rus yönetimi sırasında
ovadaki bugünkü yere kurulan yeni Iğdır kentinin daha önce kadim Oğlan Kalesi’nde bulunduğu
anlaşılmaktadır. Bu varsayım ancak arkeolojik bir kazı çalışmasıyla kesin olarak saptanabilir.. Daha
güneydeki Korhan/Kurgan Kalesi ise buradan geçen eski kervan yolunu kontrol ediyor olmalıdır ve
burasının “Eski Iğdır Kalesi” olduğu yönündeki düşünceler şüphelidir (Buyruk, 2006: 102-109)
Burada Yukarı Erhacı köyünde bulunan eski mezarlıklar da yapılan gözlemlerden ve Nuh Peygamber ile ilgili
inanıştan da söz etmek gerekir. Sözkonusu eski mezarlığın günümüze kalan parçalarından biri mahallenin güneydoğu
kenarındaki Ziyaret diye adlandırılan küçük bir kayalığın batı vegüneyinde yer almaktadır akın geçmişe kadar bu
mezarlıkta çok sayıdakoyun heykeli ve eski mezar taşı bulunduğu anlatılmaktadır.. Anlatıldığına göre tepenin
güneyindeki düzlükte toplananinsanlar mağara önünde kurban törenleri yapar ve kurban kanlarını kayalığın duvarlar
ından akıtırmış, Gerçekten mağara önündeki kaya yüzeyinde akıtılan Kan kalıntıları olabilecek bazı izler görülmüştür. Bu
törenlerin nedeni, NuhPeygamber’in tufandan sonra bu kayalığa gelerek Tanrı’ya dua etmesi diye açıklanmıştır.

Dergipark: Orta Tunç Çağı, merkezi Orta Aras Havzası Ermenistan, Nahçıvan, Kuzeybatı İran, Kars, Iğdır,
Doğubayazıt olan Aras Boyalıları Kültürü’nün ortaya çıktığı dönemdir. MÖ II. Binyılın başlarında Kura-Aras Kültürü’nün
çözülmeye başlanmasıyla ortaya çıkan bu kültür, Gürcistan’dan Kuzeybatı İran’a kadar yayılmıştırErhacı Orta Tunç Çağı
kompleksi olarak tanımladığımız arkeolojik merkez, kültür için önemli bilgiler sunmakla birlikte hedeflediğimiz yerleşim stratejisi
ve tipolojisi bağlamında yapılacak yeni çalışmaların da önünü açmıştır. Iğdır ilinin iklimsel koşullarının ve Doğubayazıt
üzerinden İran ve Van ile olan bağlantılarının kültür taşıyıcıları için yerleşim noktasında belirleyici olduğu düşünülmektedir. Bu
çalışma ile Türkiye’de ilk kez tespit edilmiş olan Aras Boyalıları Kültürü’ne ait bir yerleşim yerinin ve kalenin tanıtımı yapılacaktır.
Iğdır’ın 5 km. güneyinde ve Aşağı Erhacı Köyü’nün 500 m güneyinde bulunan Kızıltepeler mevkiinde sürdürdüğümüz
araştırmalar, kültür açısından birçok bilgi sunmuştur.
İĞDIR KALESİ ( KORHAN KALESİ )
İğdır şehir merkezinin 36 km. doğusunda, Ağrı Daği'mn kuzey yamacında bölgeye hâkim bir tepe üzerinde yer almaktadır.
Kalenin ilk yapım evresi ve hangi uygarlık zamanında yapıldığı bilinmiyor. Ancak kalenin varlığının 1064 yılından öncesine dayandığı, bu tarihte
Büyük Selçuklular tarafından fethedildiği bilinmektedir74.
KARAKALE ( SÜRMELİ KALESİ ) Ancak kalenin 1064 yılından önce var olduğu ve bu tarihte Büyük Selçuklular tarafından fethedildiğini
biliyoruz Karakale'nin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak Orta Çağ'da da sık sık anılan ve Dede Korkut hikâyelerinde de adı geçen
bölgedeki önemli bir kaledir. 1044 yılına kadar Ani Bagrathlan'mn elinde olan Sürmeli Kalesi ve Sürmeli Çukuru, 1044 yılında Şeddatlı Gence ve
Divin Emirliği yönetimi altına girmiş, bölge 1047 yılında da Bizanslıların topraklarına katılmıştır. 1047-1064 yıllan arasında Bizans hâkimiyetinde
kalan bölge, 1064 yılında Büyük Selçukluların hâkimiyeti altına girmiştir. Sürmeli Çukuru bölgesi ve kalesinin Büyük Selçukluların eline
geçmesini Selçuklu kaynaklarından aktaralım: "Büyük Selçuklu Sultanı Alp-Arslan 22 Şubat 1064 de Rey'den, Azerbaycan'a harekât etti.
Askerlerle birlikte yöredeki dar geçitlerden ve dağ yollarından geçerek Nahçıvan'a vardı. Sultan, Araş Nehrİ'ni geçmek İçin gemiler yapılmasını
emretti. Sultan, asker toplama ve gemi yapımı işini hallettikten sonra Gürcistan seferine çıktı. Ordudaki yerine oğlu Melikşah ve veziri
Nizamülmülk'ü tayin etti".1386 yılında Timur, ilk yakın doğu seferi sırasında Araş ırmağının sağ kıyısında bulunan Sürmeli Kalesi'ni dört bir
yandan kuşatarak almış ve kalenin Tuman isimli Türkmen hâkimini esir etmiştir…Orta Çağın en mühim şehirlerinden biri olan Sürmari çok az
kimse tarafından anlatılmıştır. Bunlardan biri de CLAVİJO'dur. İspanyol elçisi Clavijo, Timur'la görüşmek üzere İran'a giderken uğradığı Sürmeli
şehri hakkında şunları yazmaktadır: "Şimdi Sözmari/Surmari şehrini tarif edeceğiz. Bize anlatıldığına göre, tufandan sonra kurulan ilk yer
burasıdır. ,,,,,,,,,,,,,,
Hakikaten bu Surmari şehri tufandan sonra kuru toprak üzerine kurulan, ilk şehirdir. Burayı kuranlar, Nuh'un oğullarıdır".

"Şehirde yaşayanların anlattığına göre, bundan on sekiz sene evvel bu gün, şehre hâkim olan Toktamış Han, burayı muhasara ederek
gece gündüz saldırmış. Muhasaranın 12. günü iki taraf anlaşmış. Anlaşmaya göre, Toktamış Han gidecek, yani kendisi ve askerleri şehre
girmeyecek, buna karşılık şehir ona vergi ödeyecek. Toktamış bu şartı kabul etmiş, Sürmeli Kalesi ve Şehri Timur'dan sonra Karakoyunlular'm
idaresine geçmiş ve Karakoyunlu İskender ile Kara Yusuf un Azerbaycan'ı almaları için kışladıkları bir üs olmuştur88

IĞDIR KALESİ ( KORHAN KALESİ )
Dede Korkut Oğuznameleri'nde Şatık Kalesi olarak geçen ve 1064 yılında Melikşah tarafından romalılardan(bizans) alınan kalenin
burası olduğu sanılmaktadır
(Kırgızoğlu, Anı şehri Tarihi, s. 3I)
Aslında kale Ağrı Dağı´nın savunmaya elverişli sarp kayalarında kervan ticaretini kontrol altında tutmak için Oğuz Türkleri tarafından
kurulmuştur.
Iğdır şehir merkezinin 36 km. doğusunda, Ağrı Dağı'nın kuzey yamacında bölgeye hâkim bir tepe üzerinde yer almaktadır.
Kale Türk hakimiyetine girdiği 1064'ten sonra "Iğdır Korganı" olarak anılmaya başlanmıştır.
Ahbar Üt-Devlet İs-Selçukii de kalenin fethi şöyle anlatılır:
"Nizamül-mülk yanında olduğu halde Melikşah, elindeki ordu kolu ile Nahçıvan'ın batı komşusu Sürmeli Çukuru'na, Ağrı Dağlan
kuzeyine girdiler. Sultanın oğlu Sultan Celalüd-Devle Melikşah ilerleyerek bir kalaya ( İğdır) hücum ettiler ki, orada Rumların okçuları
bulunuyorlardı. Bunlar, Müslüman askerlerden birçoğunu öldürdüler. Sonra, Nizamül-mülk ve Horasan Amidi, atlarından indiler, piyade
oldular; Sultan Melikşah, bir ok atarak kalenin emirini boynundan vurdu. Kâfirler kendilerini taşlarla müdafaa ettiler. Nihayet yüksek bir
tepeye doğru gittiler; kaçtılar, dağların tepelerine tırmanıp çıktılar. İslam askeri galip gelip, kalanların hepsini kılıçtan geçirdiler, Hiçbirini
bırakmadılar".
''Buna müteakip Melikşah Sürmari denilen kaleye gitti. Bu kalede akarsular ve bostanlar vardı, bunu fethetti. Bunun yakınında bir kale
daha vardı. Melikşah bunu da fethedip, sonra harap etmek istediyse de, vezir Nizamülmülk; müslümanlar için bu muhkem bir kale,
sağlam bir üsttür ve huduttur diyerek, bundan men etti".
Bu kale fetihle Selçuklu Devleti'ne bağlı Surmari (Sürmeli) Emirliği sınırları içinde kaldı. Buradaki Sürmeli çukuru Osmanlı tarihi
geleneğinde Osmanlılar'ın dayandığı Kayı aşiretinin Anadolu'ya girip yerleştiği ilk yer olarak geçer.
Moğol istilasından sonra Anadolu Selçuklu Hükümdarı Alâeddin Keykubad, Kemaleddin Kamyar'ı Aras boylarını yeniden fethetmek
üzere görevlendirdi. Kemaleddin Kamyar, bu arada Doğu Anadolu'nun birçok yeriyle birlikte Iğdır'ın da bir kenarında bulunduğu Sürmeli
Çukur'u Anadolu Selçuklu topraklarına kattı (1232).
Büyük Ağrı Dağının kuzey yamacında 2120 rakımlı Kara kaya tepesi üzerinde oturan çift kademeli sur beden duvarları kesme taştan
yapılmıştır. Büyük bir kısmı defineciler tarafından 2006 yılında kepçe ile yıkılmış olan kale sur duvarlarının kuzey bölümünde bir burç ve
güneybatı kesiminde 2. kademe sur duvar kalıntıları bulunmaktadır. Kale içinde merdivenle inilen su sarnıcı bulunmakta olup içi taş ile
doldurulmuştur.

Ağrı Dağı eteklerinde bulunan tarihi Iğdır Kalesi, defineciler tarafından iş makinasıyla yıkıldı. Beş yıl
önce Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından koruma altına alınan ve restorasyonu için ödenek
ayrılan kalenin, kim tarafından yıkıldığı araştırılıyor.
Define avcıları, Ağrı Dağı eteklerinde bulunan ve 11'inci yüzyılda Oğuz Türkleri tarafından yapılan Iğdır
Kalesi'ni yerle bir etti.
Beş yıl önce Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından koruma altına alınan kaleden geriye taş
yığını kaldı.

YORUMLAR

  • 0 Yorum