IĞDIR ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ SÖZER AKYILDIRIM TRT ERZURUM RADYOSU'NUN KONUĞU OLDU
31 Ağustos 2022 - 22:03
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM GÖREVLİSİ SÖZER AKYILDIRIM TRT
ERZURUM RADYOSU’NUN KONUĞU OLDU
Iğdır Üniversitesi Iğdır Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM,
TRT Erzurum Radyosu Doğunun Sesi Programı “Tarih Bilinci” köşesinin konuğu oldu.
Atatürk Üniversitesi Ortadoğu ve Kafkasya Araştırmalar Merkezinin Düzenlemiş
olduğu “Azerbaycan-Türkiye Açısından Zafer Ayı Ağustos” konulu Çalıştaya katılan
öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM, Çalıştaya “Başkomutanlık Meydan
Muharebesinin 100.Yılı ve 1918 Yılında Azerbaycan’ı Ermeni, İngiliz ve Ruslardan
Kurtaran Kafkas İslam Ordusu ve Nuri Paşanın Bakü Zaferi” konulu tebliği ile katıldı.
Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM; TRT Erzurum Radyosu Tarih Bilinci
Köşesinde konuyla ilgili olarak özetle şunları söyledi:
.
Zaferler denildiği zaman Türk Tarihinde hep ağustos ayı akla gelir. Dünya Milletlerine
Savaş Sanatının bütün inceliklerini öğreten; kolunda bükülmez, kafasında kudret,
yüreğinde fazilet ve enerji dolu büyük Türk Milletinin tarihi vatan severliği, cesaretin,
şecaatin, faziletin, çalışkanlığın ve insanlığın ihtişamlı mabedidir.
Türk milleti, Anadolu’ya, engin denizlerin ortasından kopup gelen fırtınalar dalgalar
gibi iç Asya denizinden kaynayıp, bugünkü topraklarımıza ayak bastıktan sonra; taşıyla
toprağıyla, ovaları ve yaylaları ile bu toprakları kazanmak, kendilerinden sonra gelecek
Türk nesillere buraları ikinci ve ebedi bir yurt, bir cennet vatan olarak armağan
etmişlerdir.
Malazgirt Meydan Muharebesi ile (1071’de) başlayıp,1922 yılına (851 sene boyunca)
kadar Batı Hıristiyan dünyası, Türklerin Anadolu’daki varlığından hep rahatsızlık
duymuşlardır, tam dokuz asır boyunca Türklere kılıç çekmişlerdir.
Emperyalist Devletlerin en son en çirkin planları şüphesiz I. Dünya Savaşı ile sahneye
konulmuş ve Sevr Antlaşması gibi rezil bir belge ile paylaşılmak istenmiştir.
Türk milleti ümitsiz bir vaziyette tarihin en kara günlerini yaşamaya başlamıştı. Durum
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde belirttiğinden farklı değildi.” Cebren ve hile ile aziz
vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları
dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmişti. Millet fakru zaruret içinde
harap ve bitap düşmüş” idi.
Türk milleti, başına gelen bu felaketlerden yılmadı.7’den 70’e kadar her yaşta insanı ile
aşk ve heyecan içinde topyekûn bir kurtuluş Savaşına hazırlanıyordu. Ya İstiklal içinde
yaşayacak ya da ölecekti. Bu bir bakıma Türkün ateş, kan ve barutla imtihanı demekti.
Büyük Taarruz da Malazgirt Meydan Savaşı gibi 26 Ağustos 1922 tarihinde başladı. Bir
tarafta vatanı için çarpışan, bayrak, din ve vatanın azizliği gibi yüce gayeler için canını
her an feda etmeye hazır olan Türk askeri, diğer tarafta ise emperyalist emellerin
zebunu, çakal sürüleri gibi Anadol’unun harim-i ismetine dalan ırz ve namus nasipsizi
Yunan Palikaryası vardı.
Kükremiş Arslanlar gibi düşman mevzilerine çullanan Mehmetçik süratle zafere doğru
koşuyordu.30 Ağustos günü Dumlupınar’da Başkomutanlık Meydan Muharebesi
yapıldı. Düşman, çevik Türk birlikleri tarafından kuşatılarak ona en ağır darbe
vuruldu. Artık Yunan ordusunun derlenip toparlanmasına imkân yoktu. Yunan
ordusundan kaçıp kurtulmak isteyen kılıç artıkları da İzmir Körfezinden denize
dökülmüştü.
Yunan Kuvvetleri Başkomutanı Hacı Anesti, savaşı İzmir limanında demirleyen bir
gemide kurulan karargâhtan idare ettiği halde Atatürk savaşın her safhasında daima
cepheye yakın bulunmuş, üstün kişiliği, cesareti ve ileri görüşlülüğü ile etkin olmuştur.
Türkler, Malazgirt Meydan Muharebesi ile bir vatan kurmuşlardır. Başkomutanlık
Meydan Muharebesinde ise bu mukaddes Anadolu topraklarını, Türk Milleti ve son
Türk Devletinin sonsuza dek Türk yurdu olduğunu ve onları buralardan hiçbir gücün
ve kuvvetin söküp atamayacağını bir kere daha bütün dünyaya ilan ve ispat etmişlerdir.
Türk Tarihi ile birlikte Dünya Tarihinin de mecrasını değiştiren bu iki zafer sebep ve
sonuçları itibarı ile şaşılacak derecede benzerlikler arz etmektedir.
Malazgirt Meydan Muharebesi ve Başkomutanlık Meydan Muharebesinin ikisinde aynı
gün ve aynı anda 26 Ağustos’ta başlamıştır.
Türk ordusu her iki harbi de Yunan ve Rum artıklarına karşı yapmış; kendi şerefli
mazisine uygun ve dünya milletlerine parmak ısırtan zaferler kazanmıştır.
Gerek Malazgirt gerekse Başkomutanlık Meydan Muharebesinde Yunan ve Rum
orduları çok büyük bir hezimete uğramış ve onlar kendilerini Türkler karşısında bir
kere daha toparlayamaz hale gelmişlerdir.
Hem Malazgirt hem de Başkomutanlık Meydan Muharebesinde Türk ordusu kendinden
kat kat üstün bir düşman gücü ile çarpışmış ve düşman ordusunu yenerek kesin zafere
ulaşmıştır.
Malazgirt Meydan Muharebesinde Bizans Komutanı Türklere esir düştüğü gibi Baş
komutanlık Meydan Muharebesinde Yunan Başkomutanı General Trikopis Türklere
esir düşmüştür. Alparslan nasıl Romen Diyojen’i bağışladıysa Atatürk’te General
Trikopis’e aynı muamelede bulunmuştur.
Alparslan’ın Malazgirt’te Bizans ordusuna karşı kazandığı parlak zafer bütün İslam
Dünyasında çok büyük bir sevgi ve coşku ile karşılandığı, her tarafta günlerce şenlik
yapıldığı gibi; Atatürk’ün kazandığı Başkomutanlık Meydan Muharebesi de hem Batı
da hem de İslam Dünyasında çok büyük yankılar uyandırmıştır.
Arık bütün dünya Türkün zaferini konuşur olmuştur. Büyük önder Atatürk, mazlum
milletlerin gönlünde muazzam bir taht kurmuş, onlar için bir kurtuluş ümidi ve
meşalesi olmuştur. Lübnan, Beyrut’ta, Hindistan ve Pakistan’ın büyük şehirlerinde halk
sevinçten adeta çılgına dönmüş ve gazeteler günlerce bu Türk destanından
bahsetmişlerdir.
KAFKAS İSLAM ORDUSUNUN BAKÜ ZAFERİ
Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin kurulmasından sonra 8 Haziran 1918 senesinde
Osmanlı Devleti ile aralarında Azerbaycan Milli Şurası da bulunan yeni Kafkasya
devletleri arasında Batum Antlaşması imzalandı. Antlaşmada yer alan dostluk ve
karşılıklı yardım maddesi gereğince Osmanlı Devleti, gerektiği takdirde Azerbaycan
Demokratik Cumhuriyetine Silahlı yardım yapmayı kabul etti.
1917 senesinde Rusya’da yaşayan Bolşevik devriminden sonra, düzenli Rus ordusu
Kafkasya’dan çekilir. Bu çekilmeden sonra hür kalan; Azerbaycan, Ermenistan ve
Gürcistan, Trans Kafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyet adı altında kısa bir
birleşme yaşasa da Bakü doğalgaz ve petrolünde gözü olan İngiltere’nin kışkırtmasıyla,
Kafkasya derin bir kaosa sürüklenir.
İngilizlerin desteğiyle Bakü’yü ele geçiren Ermeni Devrimci Federasyonu; Bakü’de
12.000, Şamahı şehrinde 55.000 ve diğer şehirlerdeyse 35.000 Azerbaycan Türkünü
işkence ederek katletmiştir. Hadisede şehit olanlar günümüzde;31 Mart Soykırım
gününde anılmaktadır.
Ermenilerin bu soykırım hareketinin giderek yayılması üzerine; Azerbaycan Milli
Şurası lideri Mehmet Emin Resul zade, Batum Anlaşması gereğince Osmanlı
Devletinden yardım ister.
Osmanlı Devleti bu yardım çağrısını geri çevirmez. Harbiye Nazırı Enver Paşanın
emriyle Müslümanlardan oluşan özel statüde Kafkas İslam Ordusu kurulur.
Ordu kumandanlığına da Enver Paşanın kardeşi Nuri Paşa getirilir. İsmi ordu olsa da
toplamında 3 Osmanlı tümeninden oluşan 12.000 kişilik bir birliktir. Bu birliklere
sonradan Azerbaycan ve Dağıstan’dan gelen Türklerin de katılmasıyla ordu mevcudu
20.000’e ulaşmıştır.
Kafkas İslam Ordusu, harekâtına Gence şehrinden başlar. Muzafferiyetle ilerleyen
ordumuzun yine en büyük düşmanı, mevsim şartları olur. Yaz mevsiminin getirdiği
kuraklık ve susuzluğun yanında Almanların silah desteği vermemesi sebebiyle; ilerleme
bir müddet dursa da bölge halkının büyük desteği ve Nuri Paşanın kararlılığı ile Eylül
1918’de İslam Ordusu Bakü önlerine gelir.30 saat süren uzun çarpışmalar neticesinde
Ermeni Bolşevikler ve İngiliz destekçileri mağlup edilir.
Enver Paşa Kafkas İslam Ordusunu; gönderdiği telgrafla kutlar ve şunları söyler:
“Büyük Turan İmparatorluğunun Hazar kenarındaki zengin bir konak yeri olan Bakü
şehrinin zaptı haberini en büyük meserretle (sevinçle) karşılarım. Türk ve İslam tarihi
sizin bu hizmetinizi unutmayacaktır. Gazilerimizin gözlerinden öper, şehitlerimize
Fatihalar ithaf (hediye)ederim”.
Kafkas İslam Ordusu Bakü’ye girdi. Ali İhsan Paşada güneyde önce Van’ı kurtarmış
sonrasında Tebriz’e girmişti. Böylece kuzey ve güney Azerbaycan birleşmiş oluyordu.
Bakü’de mülki idarenin tanzimine başlandı. Birkaç gün içinde şehirde normal hayat
başladı. Dükkanlar açıldı, yiyecek sıkıntısı en kısa sürede giderildi. Türk askerlerinin
kontrolü altında Bakü, asayişe ve ekonomik refaha kavuştu. Azerbaycan Demokratik
Cumhuriyeti başşehri Bakü’ye taşındı.
30 Ekim tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesine göre Osmanlı Devletinin savaştan önceki sınırlarına çekilmesi gerektiğinden Kafkas İslam Ordusu 16 Kasım’da Bakü';yü terk etti ve 15 Aralık 1918 tarihinde Osmanlı askerlerinin Azerbaycan;dan çekilmesi tamamlandı. 1920 yılında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Bolşevik işgaline uğrayarak yıkıldı.
Kafkas İslam Ordusunun askeri kısmının çoğu Doğu Anadolu;ya döndüğünde 15. Kolordu;ya katıldı. Daha sonra komutanlığına Kâzım (Karabekir) Paşa;nın atanacağı bu kolordu ile Ali Fuat Paşa;nın Filistin Cephesinden salimen Ankara;ya getirdiği 20. kolordu, Türk Kurtuluş
Savaşı başladığında silahlarını teslim etmeyen ve askerlerini de terhis etmemiş olarak işgalcilere karşı koyan iki güç odağı olmuşlardır.
ERZURUM RADYOSU’NUN KONUĞU OLDU
Iğdır Üniversitesi Iğdır Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM,
TRT Erzurum Radyosu Doğunun Sesi Programı “Tarih Bilinci” köşesinin konuğu oldu.
Atatürk Üniversitesi Ortadoğu ve Kafkasya Araştırmalar Merkezinin Düzenlemiş
olduğu “Azerbaycan-Türkiye Açısından Zafer Ayı Ağustos” konulu Çalıştaya katılan
öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM, Çalıştaya “Başkomutanlık Meydan
Muharebesinin 100.Yılı ve 1918 Yılında Azerbaycan’ı Ermeni, İngiliz ve Ruslardan
Kurtaran Kafkas İslam Ordusu ve Nuri Paşanın Bakü Zaferi” konulu tebliği ile katıldı.
Öğretim Görevlisi Sözer AKYILDIRIM; TRT Erzurum Radyosu Tarih Bilinci
Köşesinde konuyla ilgili olarak özetle şunları söyledi:
.
Zaferler denildiği zaman Türk Tarihinde hep ağustos ayı akla gelir. Dünya Milletlerine
Savaş Sanatının bütün inceliklerini öğreten; kolunda bükülmez, kafasında kudret,
yüreğinde fazilet ve enerji dolu büyük Türk Milletinin tarihi vatan severliği, cesaretin,
şecaatin, faziletin, çalışkanlığın ve insanlığın ihtişamlı mabedidir.
Türk milleti, Anadolu’ya, engin denizlerin ortasından kopup gelen fırtınalar dalgalar
gibi iç Asya denizinden kaynayıp, bugünkü topraklarımıza ayak bastıktan sonra; taşıyla
toprağıyla, ovaları ve yaylaları ile bu toprakları kazanmak, kendilerinden sonra gelecek
Türk nesillere buraları ikinci ve ebedi bir yurt, bir cennet vatan olarak armağan
etmişlerdir.
Malazgirt Meydan Muharebesi ile (1071’de) başlayıp,1922 yılına (851 sene boyunca)
kadar Batı Hıristiyan dünyası, Türklerin Anadolu’daki varlığından hep rahatsızlık
duymuşlardır, tam dokuz asır boyunca Türklere kılıç çekmişlerdir.
Emperyalist Devletlerin en son en çirkin planları şüphesiz I. Dünya Savaşı ile sahneye
konulmuş ve Sevr Antlaşması gibi rezil bir belge ile paylaşılmak istenmiştir.
Türk milleti ümitsiz bir vaziyette tarihin en kara günlerini yaşamaya başlamıştı. Durum
Atatürk’ün Gençliğe Hitabesinde belirttiğinden farklı değildi.” Cebren ve hile ile aziz
vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları
dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmişti. Millet fakru zaruret içinde
harap ve bitap düşmüş” idi.
Türk milleti, başına gelen bu felaketlerden yılmadı.7’den 70’e kadar her yaşta insanı ile
aşk ve heyecan içinde topyekûn bir kurtuluş Savaşına hazırlanıyordu. Ya İstiklal içinde
yaşayacak ya da ölecekti. Bu bir bakıma Türkün ateş, kan ve barutla imtihanı demekti.
Büyük Taarruz da Malazgirt Meydan Savaşı gibi 26 Ağustos 1922 tarihinde başladı. Bir
tarafta vatanı için çarpışan, bayrak, din ve vatanın azizliği gibi yüce gayeler için canını
her an feda etmeye hazır olan Türk askeri, diğer tarafta ise emperyalist emellerin
zebunu, çakal sürüleri gibi Anadol’unun harim-i ismetine dalan ırz ve namus nasipsizi
Yunan Palikaryası vardı.
Kükremiş Arslanlar gibi düşman mevzilerine çullanan Mehmetçik süratle zafere doğru
koşuyordu.30 Ağustos günü Dumlupınar’da Başkomutanlık Meydan Muharebesi
yapıldı. Düşman, çevik Türk birlikleri tarafından kuşatılarak ona en ağır darbe
vuruldu. Artık Yunan ordusunun derlenip toparlanmasına imkân yoktu. Yunan
ordusundan kaçıp kurtulmak isteyen kılıç artıkları da İzmir Körfezinden denize
dökülmüştü.
Yunan Kuvvetleri Başkomutanı Hacı Anesti, savaşı İzmir limanında demirleyen bir
gemide kurulan karargâhtan idare ettiği halde Atatürk savaşın her safhasında daima
cepheye yakın bulunmuş, üstün kişiliği, cesareti ve ileri görüşlülüğü ile etkin olmuştur.
Türkler, Malazgirt Meydan Muharebesi ile bir vatan kurmuşlardır. Başkomutanlık
Meydan Muharebesinde ise bu mukaddes Anadolu topraklarını, Türk Milleti ve son
Türk Devletinin sonsuza dek Türk yurdu olduğunu ve onları buralardan hiçbir gücün
ve kuvvetin söküp atamayacağını bir kere daha bütün dünyaya ilan ve ispat etmişlerdir.
Türk Tarihi ile birlikte Dünya Tarihinin de mecrasını değiştiren bu iki zafer sebep ve
sonuçları itibarı ile şaşılacak derecede benzerlikler arz etmektedir.
Malazgirt Meydan Muharebesi ve Başkomutanlık Meydan Muharebesinin ikisinde aynı
gün ve aynı anda 26 Ağustos’ta başlamıştır.
Türk ordusu her iki harbi de Yunan ve Rum artıklarına karşı yapmış; kendi şerefli
mazisine uygun ve dünya milletlerine parmak ısırtan zaferler kazanmıştır.
Gerek Malazgirt gerekse Başkomutanlık Meydan Muharebesinde Yunan ve Rum
orduları çok büyük bir hezimete uğramış ve onlar kendilerini Türkler karşısında bir
kere daha toparlayamaz hale gelmişlerdir.
Hem Malazgirt hem de Başkomutanlık Meydan Muharebesinde Türk ordusu kendinden
kat kat üstün bir düşman gücü ile çarpışmış ve düşman ordusunu yenerek kesin zafere
ulaşmıştır.
Malazgirt Meydan Muharebesinde Bizans Komutanı Türklere esir düştüğü gibi Baş
komutanlık Meydan Muharebesinde Yunan Başkomutanı General Trikopis Türklere
esir düşmüştür. Alparslan nasıl Romen Diyojen’i bağışladıysa Atatürk’te General
Trikopis’e aynı muamelede bulunmuştur.
Alparslan’ın Malazgirt’te Bizans ordusuna karşı kazandığı parlak zafer bütün İslam
Dünyasında çok büyük bir sevgi ve coşku ile karşılandığı, her tarafta günlerce şenlik
yapıldığı gibi; Atatürk’ün kazandığı Başkomutanlık Meydan Muharebesi de hem Batı
da hem de İslam Dünyasında çok büyük yankılar uyandırmıştır.
Arık bütün dünya Türkün zaferini konuşur olmuştur. Büyük önder Atatürk, mazlum
milletlerin gönlünde muazzam bir taht kurmuş, onlar için bir kurtuluş ümidi ve
meşalesi olmuştur. Lübnan, Beyrut’ta, Hindistan ve Pakistan’ın büyük şehirlerinde halk
sevinçten adeta çılgına dönmüş ve gazeteler günlerce bu Türk destanından
bahsetmişlerdir.
KAFKAS İSLAM ORDUSUNUN BAKÜ ZAFERİ
Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin kurulmasından sonra 8 Haziran 1918 senesinde
Osmanlı Devleti ile aralarında Azerbaycan Milli Şurası da bulunan yeni Kafkasya
devletleri arasında Batum Antlaşması imzalandı. Antlaşmada yer alan dostluk ve
karşılıklı yardım maddesi gereğince Osmanlı Devleti, gerektiği takdirde Azerbaycan
Demokratik Cumhuriyetine Silahlı yardım yapmayı kabul etti.
1917 senesinde Rusya’da yaşayan Bolşevik devriminden sonra, düzenli Rus ordusu
Kafkasya’dan çekilir. Bu çekilmeden sonra hür kalan; Azerbaycan, Ermenistan ve
Gürcistan, Trans Kafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyet adı altında kısa bir
birleşme yaşasa da Bakü doğalgaz ve petrolünde gözü olan İngiltere’nin kışkırtmasıyla,
Kafkasya derin bir kaosa sürüklenir.
İngilizlerin desteğiyle Bakü’yü ele geçiren Ermeni Devrimci Federasyonu; Bakü’de
12.000, Şamahı şehrinde 55.000 ve diğer şehirlerdeyse 35.000 Azerbaycan Türkünü
işkence ederek katletmiştir. Hadisede şehit olanlar günümüzde;31 Mart Soykırım
gününde anılmaktadır.
Ermenilerin bu soykırım hareketinin giderek yayılması üzerine; Azerbaycan Milli
Şurası lideri Mehmet Emin Resul zade, Batum Anlaşması gereğince Osmanlı
Devletinden yardım ister.
Osmanlı Devleti bu yardım çağrısını geri çevirmez. Harbiye Nazırı Enver Paşanın
emriyle Müslümanlardan oluşan özel statüde Kafkas İslam Ordusu kurulur.
Ordu kumandanlığına da Enver Paşanın kardeşi Nuri Paşa getirilir. İsmi ordu olsa da
toplamında 3 Osmanlı tümeninden oluşan 12.000 kişilik bir birliktir. Bu birliklere
sonradan Azerbaycan ve Dağıstan’dan gelen Türklerin de katılmasıyla ordu mevcudu
20.000’e ulaşmıştır.
Kafkas İslam Ordusu, harekâtına Gence şehrinden başlar. Muzafferiyetle ilerleyen
ordumuzun yine en büyük düşmanı, mevsim şartları olur. Yaz mevsiminin getirdiği
kuraklık ve susuzluğun yanında Almanların silah desteği vermemesi sebebiyle; ilerleme
bir müddet dursa da bölge halkının büyük desteği ve Nuri Paşanın kararlılığı ile Eylül
1918’de İslam Ordusu Bakü önlerine gelir.30 saat süren uzun çarpışmalar neticesinde
Ermeni Bolşevikler ve İngiliz destekçileri mağlup edilir.
Enver Paşa Kafkas İslam Ordusunu; gönderdiği telgrafla kutlar ve şunları söyler:
“Büyük Turan İmparatorluğunun Hazar kenarındaki zengin bir konak yeri olan Bakü
şehrinin zaptı haberini en büyük meserretle (sevinçle) karşılarım. Türk ve İslam tarihi
sizin bu hizmetinizi unutmayacaktır. Gazilerimizin gözlerinden öper, şehitlerimize
Fatihalar ithaf (hediye)ederim”.
Kafkas İslam Ordusu Bakü’ye girdi. Ali İhsan Paşada güneyde önce Van’ı kurtarmış
sonrasında Tebriz’e girmişti. Böylece kuzey ve güney Azerbaycan birleşmiş oluyordu.
Bakü’de mülki idarenin tanzimine başlandı. Birkaç gün içinde şehirde normal hayat
başladı. Dükkanlar açıldı, yiyecek sıkıntısı en kısa sürede giderildi. Türk askerlerinin
kontrolü altında Bakü, asayişe ve ekonomik refaha kavuştu. Azerbaycan Demokratik
Cumhuriyeti başşehri Bakü’ye taşındı.
30 Ekim tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesine göre Osmanlı Devletinin savaştan önceki sınırlarına çekilmesi gerektiğinden Kafkas İslam Ordusu 16 Kasım’da Bakü';yü terk etti ve 15 Aralık 1918 tarihinde Osmanlı askerlerinin Azerbaycan;dan çekilmesi tamamlandı. 1920 yılında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Bolşevik işgaline uğrayarak yıkıldı.
Kafkas İslam Ordusunun askeri kısmının çoğu Doğu Anadolu;ya döndüğünde 15. Kolordu;ya katıldı. Daha sonra komutanlığına Kâzım (Karabekir) Paşa;nın atanacağı bu kolordu ile Ali Fuat Paşa;nın Filistin Cephesinden salimen Ankara;ya getirdiği 20. kolordu, Türk Kurtuluş
Savaşı başladığında silahlarını teslim etmeyen ve askerlerini de terhis etmemiş olarak işgalcilere karşı koyan iki güç odağı olmuşlardır.







YORUMLAR