MEHMET GIYAS AZERİTÜRK

MEHMET GIYAS AZERİTÜRK

[email protected]

TURANLI ARSLAN PAŞA

31 Ağustos 2021 - 16:27

TURANLI ARSLAN PAŞA

             Toplumları Milletleştiren değerlerin başında hiç kuşkusuz ki, yarattıkları tarih, tarihe iz bırakan olaylar ve bu olayların kahramanlarının gelecek kuşaklara doğru aktarımı gelir. Tarihinden kopmuş,uzaklaşmış, inkârcı veya ihmalci toplumların uluslaşma süreçleri, imkânsızlaşmakla kalmaz, yok olur.
          En iyimser ihtimalle farklılaşır başka bir “şey” olur.
Kimi şahsiyetler vardır ki, sizi onu tanımakla aslında büyük bir kitleyi de tanımış, tarihsel bir çıkarım yapmış olursunuz.
         Arslan Paşa veya tam adı ile Arslan Turanlı ‘nın yaşam öyküsü sadece bir bireyin değil bir toplumunda ortak öyküsüdür.
        Kendisinin biyografisini oğlu rahmetli Ali Turanlı kaleme aldı ve kitaplaştırdı. Kitabı özetlemek yerine anne tarafından akrabam olan dedemin dostu, “eloğlumuz” diyerek bize anlattığı Arslan Paşa’yı ilk ağızdan duyduklarımla aktarmak isterim. Kendisini henüz hafızamın olgunlaşmadığı dönemde görmekle birlikte evlatlarını bizzat tanıma fırsatım oldu.
Çarlık Rusya’sının Tiflis’inde doğmuş Mursagulov’lar ailesine mensup, Borçalı’nın Sağamoy
köyündendir. Birinci Dünya Savaşı sonrası Rusya’da başlayan özgürlük hareketlerine olgun bir delikanlı olarak katılır. Tiflis’te kurulan Kafkasya Seym’i ve akabinde kurulan Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin kuruluşunda yer alır. Müsavatçı olmakla birlikte Neriman Nerimov ile de özel dostluğu vardır. SSCB kurulduktan sonra muhalif olur. Birçok defa ceza evine girer. Son cezaevine girişinde idam cezasına çarptırılır. SSCB Anayasası yürürlüğe girmiş ve artık ipler Stalin’in eline geçmiştir. İnfazları yapılmak üzere Tiflis ceza evinden boş bir alana götürülür. Birçok mahkûm ile birlikte kendi mezarlarını kazmaları emredilir. Ağırdan alarak mezar kazmaya başlarlar. O esnada Stalin’in siyasi mahkûmlara af çıkardığı haberi yetkililere ulaşır ve infaz durdurulur. Tekrar cezaevine döner. Konudan haberdar olan ve sonucun ne olacağını öngören Nerimanov kendisini ziyaret eder ve Stalin her ne kadar af çıkarsa dahi sonunda bu af cezaya döner, başının çaresine bak der. Bir gece
Tiflis ceza evinin Kura nehrine bakan tarafından Kura’nın soğuk sularına atlar. Bir kış vaktidir. 
Kendisini karşılayan Gürcü dostları sayesinde oradan uzaklaşarak güvenli bir yere sığınır. Evlidir ve oğlu Ali henüz 3 yaşındadır. Kayın pederine ulaşır ve durumu anlatır. Karısını ve çocuğunu alarak Türkiye’ye geçmek istediğini ifade eder. Kayınpederi kendi evladını alabilirsin, ancak ben evladıma izin veremem diyerek karısını alıkoyar. Bunun üzerine 3 yaşındaki oğlu Ali’ yi sırtına bağlayarak yola koyulur. Çok çetin ve derin şartlarda, ağır kış koşullarına karşın Türkiye’ye geçmeyi başarır. O dönemde Türkiye sınırında genel olarak Ermeni güçleri vardır. Kurduğu dostluklar sayesinde yardımlar alır ve birkaç defa yaralanmasına rağmen Çıldır’a ulaşır. Amacı, oğlunu emanet ederek tekrar dönmek
ve mücadeleye katılmaktır. Gelir gelmez devlet ile iletişime kurarak, sınır boylarında görev alır. Kaç defa karşı tarafa geçip geldi bilinmez… ama çok defa geçtiği konusunda bilgi sahibiyiz. Zaman ilerlemiş yıl 1927 olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti kalkınma hamlesindedir. Kars’ın Cilavuz (Susuz) ilçesinde Tarım ve Hayvancılık Çiftliği kurar. Şehrin önemli eşrafından biri olur. İyi bildiği Rusçası ile tercümanlıkta yapmaya başlar. O dönem Rus İstihbaratı Kars’ta faaliyet yürütmeye SSCB aleyhine çalışan eski muhalif vatandaşlarına operasyon düzenlemektedir. Birkaç defa suikast girişimine uğrar.
Hatta bir SSCB Ajanını bir bakkalda yakalayarak devlete teslim eder. Bunun üzerine Devlet yetkilileri yer değiştirmesini önerir. Muş- Bulanık’a gitmesi uygun görülür. Birçok Kafkas Muhaciri ile birlikte Bulanık Merkeze yerleşir. Aynı işine orada devam eder. Büyük bir çiftlik kurarak modern tarım aletlerini ve yöntemlerini kullanmaya başlar. Kısa süre içinde sevilen insan olmakla kalmaz üreten zenginleşen eşraftan biri olmayı da başarır. Tabi ki burada evlenmiştir. Yeni çocukları da olur. Oğlu Ali bir Türk Subayı olarak devlete hizmet eder. İşlerini büyütür ve bölgenin ticari merkezi olan Erzurum’da şube açar. Akaryakıt işine girer. Erzurum’a doğu dan girerken Kars Kapıdaki ilk Petrol Ofisi istasyonunu o açar.
Yıllar sonra Tiflis’te ve Bakü’de rastladığım akrabaları O’nu Arslan Kişi veya Arslan Bey olarak anlattılar. Ancak bizim için O Arslan Paşadır.
         Arslan Paşs, kendisini bir Kafkas Türk’ü olarak tanımlamakla kalmaz bir TURANLI olarak ta tanımlardı.
            Sonradan yaptığım çıkarıma göre Arslan Paşa TURANCI değil TURANLI olarak anılmak istiyordu.
Çünkü o Turancı değil gerçek bir TURANLI idi. Bu Sebeple olmalı ki, TÜRKİYE’de TURANLI Soyadını almıştır.
              Mesela oğlunun adı LAÇIN dı. Kızlarına; AZER ve BAYCAN adını vermişti. Öyle sanıyorum ki Türkiye’nin ilk Azer ve Baycan’ı onlardı. Çünkü benim bildiğim en yaşlı Azer ve Baycan yine onlardı. Yani 1930’lu yıllarda doğan başka Azer veya Baycan var mıdır? Bilmiyorum. Torunlarına; Turan, Türkistan ve Dağıstan adını vermişti.
Etnik ayrımcılığına dair hakkında hiçbir dedikodu dahi çıkmadı. Aileye her etnik yapıdan gelinler ve damatlar girdi.
O Atatürk’ün kurduğu milliyetçilik anlayışına sonuna kadar bağlı idi. Bu yüzden olsa gerek ki, Ne Mutlu Türk olana yerine Ne Mutlu Türküm diyene felsefesinin devamcısı oldu.
Kars kapıdaki benzinliği birçok insan bilir. O benzinliğin önünde bir çeşme yaptırmıştı. Su içenler mutlaka olmuştur. Ve o çeşmenin üzerinde Şöyle yazardı: “SU; HAYATIMIZDA ATATÜRK KADAR
AZİZDİR” ARSLAN PAŞA. Benzetmeye bakınız. Su ve Atatürk…
Arslan Paşanın yaşam öyküsü, düşünce yapısı, aslında yurdundan koparılmış büyük bir kitlenin de yaşam öyküsüdür. O ailelere mensup insanlar bu öyküyü okuyunca kendi ailelerinin öyküsünü bulacağını biliyoruz.
Bu öykünün yüzbinlerce kahramanı var. Biz, bunların Uluslaşma sürecine giren Azerbaycan
Muhaceret tarihi olduğu tezini, savuna geldik. Ve bunları tarih yazıcılarına öneriyoruz. Ne yazık ki Çanakkale’de şehit mezarı aramaktan bunlara zaman kalmıyor. Çanakkale’de Türk Dünyasının o cümleden Coğrafi Azerbaycan’ın her yerinde şehit mezarı bulmak mümkündür. O dönem Azerbaycan adı ile bir egemenlik olmadığı gibi Azerbaycan Türklerinin bir bölümü de zaten Osmanlı vatandaşıdır.
Oysaki anlatılan Muhaceret bizzat Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ve sonrası oluşan Azerbaycan SSC dönemini kapsar. Ve Bugünkü Azerbaycan Resbuplikası tarihinin arka planını da kapsar. Orası okunmadan bugünü yazamazsınız.
Diaspora faaliyeti; salonlarda nutuk atarak, görkemli toplantılarda çıkış etmek olmamalıdır.
Türkiye’de seçkin üniversitelerde çalışan içlerinde, Tarihçilerin ve Siyaset Bilimcilerinde olduğu binlerce Azerbaycanlı Akademisyen var. Artık yeni bir tarih yazıcılığı konusunda karar vermelidirler. Azerbaycan’ın tarih algısı, tarih olgusu ile birleşmelidir. Aksi halde uluslaşma süreci tamamlanamaz.
Kurdeleci Diasporamız da inşallah, Kurdele kesmekten fırsat kaldıkça bu işlerle meşgul olacaktır. 
“Muhacirler kaybedilmiş topraklarımızın milli hatıralarıdır. M.K. Atatürk”

YORUMLAR

  • 0 Yorum